Siyasette algı yönetimi yeni değil. Ancak son yıllarda, özellikle seçim süreçlerinde ve parti içi krizlerde, algı operasyonlarının siyasetin kendisinden daha fazla konuşulur hale geldiğini görüyoruz.
CHP’de yaşanan yargı sürecinin ardından Genel Başkanlık görevini kaybeden Özgür Özel’in, uzun süredir kulislerde konuşulan yeni parti hazırlığını resmen duyurması da bu tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Aslında geriye dönüp bakıldığında, yargı kararının açıklanmasından bugüne kadar yaşanan birçok gelişmenin sadece siyasal bir mücadele değil, aynı zamanda kamuoyu algısını yönetmeye dönük bir stratejinin parçası olduğu anlaşılıyor.
TBMM’de yapılan grup konuşmaları…
“Partiyi terk etmiyoruz” mesajları…
CHP Genel Merkezi’nde sürdürülen simgesel direniş…
Poisi CHP Genel Merkez2nde direnişçilere karşı biber gazı kullanmaya zorlama..
Mitingler…
Yurt gezileri…
Televizyon programları…
Sosyal medya kampanyaları…
Bütün bunların ortak amacı, Özgür Özel ve ekibinin siyasal gücünü koruduğu görüntüsünü vermek olarak yorumlandı.
Ancak bunlar da yeterli görülmemiş olacak ki, devreye bir başka güçlü propaganda aracı girdi:
Anketler…
Son aylarda peş peşe açıklanan kamuoyu araştırmalarında, henüz kurulmamış bir partinin yüzde 40’lara yaklaştığı iddiaları servis edildi.
Araştırmaları kimin yaptığı, kaç kişiyle gerçekleştirildiği, örneklemin nasıl belirlendiği çoğu zaman kamuoyuyla paylaşılmadı.
Ama manşetler hazırdı.
“Yeni parti AK Parti’yi geçti.”
“Seçmenin yeni adresi belli oldu.”
“CHP eridi.”
Son olarak Haziran ayında yayımlanan bir araştırmada bu kez daha “ölçülü” davranılmış olacak ki, Özgür Özel’in henüz kurulmamış partisine yüzde 21,4 destek verildiği öne sürüldü. Aynı ankette Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığındaki CHP yüzde 10,9, AK Parti ise yüzde 31,8 olarak gösterildi.
Elbette araştırma yapmak suç değildir.
Kamuoyu yoklamaları demokrasinin önemli araçlarından biridir.
Ancak araştırma ile algı operasyonu arasındaki çizgi de son derece incedir.
Türkiye bunun örneklerini defalarca yaşadı.
Geçmiş seçimlerde açıklanan birçok ankette bazı partiler yüzde 25-30 bandında gösterildi; sandık açıldığında ise tek haneli rakamlarda kaldılar.
Bazıları ise anketlerde yok sayıldı, seçim gecesi milyonlarca oyun sahibi oldu.
Çünkü sandık başka bir şeydir.
Anket başka…
Seçmenin iradesini ölçmek başka…
Seçmenin iradesini yönlendirmeye çalışmak bambaşka…
Bugün sosyal medya üzerinden yürütülen yoğun kampanyalarla, televizyon ekranlarında yapılan yorumlarla ve kamuoyuna servis edilen anketlerle seçmenin psikolojisinin etkilenmesi amaçlanıyor olabilir.
Ama Türk seçmeni, son yıllarda defalarca gösterdi ki; kararını sosyal medya etiketlerine göre değil, sandık başında veriyor.
Bu yüzden bugün açıklanan anketlerden çok, yarın kurulacak sandıkların söyleyeceği söz önemlidir.
Algı operasyonları kısa vadede gündem oluşturabilir.
Manşetleri süsleyebilir.
Televizyon tartışmalarını şekillendirebilir.
Ancak son sözü yine millet söyler.
Bugüne kadar hep böyle oldu.
Büyük olasılıkla bundan sonra da değişmeyecek.
O nedenle bugünün anketlerini bir kenara not edin.
Seçim günü geldiğinde, yine anketlerle sandık arasındaki farkın ne kadar büyük olduğunu birlikte göreceğiz.
Yılın Mizahı Murat Bakan’dan
Siyasette bazen öyle cümleler kurulur ki, insan bunların ciddi bir açıklama mı yoksa ince bir mizah denemesi mi olduğuna karar veremez.
CHP’den ayrılarak yeni bir siyasal oluşum hazırlığında olan Murat Bakan’ın açıklaması da bana göre tam olarak böyle bir örnek.
Bakan diyor ki:
“Bizim CHP’yle değil, Türkiye’yi kurtarmak gibi bir derdimiz var. Orası artık CHP değil. CHP’nin ismi, tabelası, binaları CHP’yi temsil etmiyor. CHP fikriyattır, düşüncedir, bir ideolojidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine, onun mücadele ruhuna bağlı kalmaktır, tam bağımsızlıkçı olmak, anti-emperyalist olmaktır. Biz o ilke ve değerleri kuracağımız siyasi partiye götüreceğiz.”
Doğrusu, yılın en ironik açıklamalarından biriyle karşı karşıyayız.
Çünkü söylenenlerle yıllardır sergilenen politik tutum arasında ciddi bir çelişki bulunduğunu düşünenlerin sayısı az değil.
Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden söz ediliyor.
Ancak aynı siyasi çizgi içinde, siyasal İslam’a yakın duran isimlerle yan yana gelinmesini eleştirenler de var; Kürt siyasi hareketine yönelik yakınlaşmaları eleştirenler de. Geçmişte FETÖ yapılanmasına ait olduğu belirtilen yayın organına destek amacıyla yapılan nöbetlere katılan CHP’li milletvejkilinin anımsatanlar da mevcut. 23 Nisan paylaşımlarında sözde Ermeni soykırımı iddialarına değinilmesini Atatürk’ün milli duruşuyla bağdaştıramayanlar da…
Elbette bütün bunların siyasal değerlendirmesi farklı yapılabilir.
Ama ortada yadsınamayacak bir gerçek var: “Atatürkçülük” iddiasıyla yürütülen siyasetin pratiği konusunda kamuoyunda ciddi tartışmalar yaşandı.
İş tam bağımsızlık ve anti-emperyalizm söylemine gelince…
Atatürk’ün “tam bağımsızlık” anlayışı, yalnızca askeri değil; siyasi, ekonomik ve kültürel bağımsızlığı da kapsayan bir anlayıştır.
Bugün ise eleştiriler, küresel politikalar karşısında takınılan tavırlar üzerinden yükseliyor. Pandemi dönemindeki uygulamalara verilen destekten, uluslararası kuruluşlarla kurulan ilişkilere kadar birçok başlık bu tartışmanın konusu oldu.
Bir başka dikkat çekici nokta da NATO ve Avrupa Birliği meselesi.
CHP’nin son dönem parti politikalarında Batı kurumlarıyla ilişkilerin güçlendirilmesine yönelik vurguların arttığı biliniyor. Parti tüzüğüne eklenen NATO ve AB’ye bağlılık ifadeleri Atatürk’ün tam bağımsızlık anlayışıyla hiç mi hiç bağdaşmıyor.
İşte tam da bu nedenle Murat Bakan’ın açıklaması bana göre istemeden yapılmış bir siyasal mizah örneğine dönüşüyor.
Çünkü yıllardır eleştirilen siyasal çizgiyi temsil eden isimlerden biri çıkıp, şimdi yeni partinin Atatürk’ün tam bağımsızlıkçı ve anti-emperyalist çizgisini temsil edeceğini söylüyor.
Doğal olarak insanın aklına şu soru geliyor:
Madem bu değerlere bu kadar bağlıydınız, bugüne kadar neden bunları yaşama geçiremediniz?
Belki de açıklama şöyle olsaydı, en azından kendi içinde daha tutarlı bulunabilirdi:
“CHP’de savunduğumuz NATO yanlısı, Avrupa Birliği merkezli dış politika anlayışını ve bugüne kadar benimsediğimiz siyasi çizgiyi yeni partimize taşıyoruz.”
En azından söz ile pratiğin birbirini tamamladığı bir açıklama olurdu.
Siyasette en kıymetli şey tutarlılıktır.
İnsan fikir değiştirebilir.
Parti değiştirebilir.
Yeni bir yol çizebilir.
Ama dün savunduğunu bugün yok sayıp, dün eleştirildiği noktaları hiç yaşanmamış gibi anlatmaya kalkarsa, ortaya siyaset değil, istemeden yapılmış bir mizah çıkar.
Bu yüzden bana göre Murat Bakan’ın bu açıklaması, yılın siyasal mizahı olarak hafızalarda yerini alacaktır.






























