CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, TBMM kürsüsünden Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli’ni, bisiklet sürerken tayt giydiği gerekçesiyle hedef aldı. Bununla da yetinmedi; İçişleri Bakanı’na seslenerek valinin görevden alınmasını istedi ve “Bunlara birer asma yaprağı gönderin” ifadelerini kullandı.
Demokrasiyi, özgürlükleri ve bireysel yaşam tarzına saygıyı en çok savunduğunu söyleyen bir siyasal gelenekten gelen bir milletvekilinin, bir valinin bisiklet festivalinde giydiği spor kıyafeti üzerinden böylesine sert bir polemik başlatması doğrusu şaşırtıcı oldu.
Siyasette sert eleştiriler olabilir. Bir valinin yönetim anlayışı, aldığı kararlar, kamu hizmetlerindeki performansı elbette tartışılabilir. Ancak spor yapan bir kamu görevlisinin giydiği kıyafeti siyasal tartışmanın merkezine taşımak gerçekten düşündürücü.
Daha da ilginç olan ise, İçişleri Bakanlığı’nın kısa süre içinde Vali Çiçekli’yi görevden alması oldu. Görev değişikliğinin gerekçesi resmi olarak farklı olabilir; ancak kamuoyunda doğal olarak, milletvekilinin çağrısıyla zamanlama arasında bağ kurulmasına yol açtı.
İşin kara mizah tarafı ise şu…
Milletvekili, valinin görevden alınmasının yanında bir de “asma yaprağı gönderin” çağrısında bulunmuştu.
Görevden alma talebi jet hızıyla yerine geldi.
Şimdi geriye bir tek asma yaprağı meselesi kaldı!
Elbette bu satırlar ironidir. Ama yaşanan tartışma da başlı başına ironik değil mi?
Yıllardır kılık kıyafet dayatmalarına karşı çıkan, insanların yaşam tarzına müdahale edilmesini eleştiren bir siyasal anlayıştan gelen bir milletvekilinin, bu kez bir kamu görevlisinin spor kıyafetini “devlet ciddiyetine aykırı” ilan etmesi ister istemez şu soruyu akla getiriyor:
Demokrasi ve hoşgörü nerede kaldı?
Bir vali bisiklet festivaline takım elbiseyle mi katılmalıydı?
Profesyonel bisiklet sporunda kullanılan kıyafetler dünyanın her yerinde aynıdır. Olimpiyatlarda da böyledir, uluslararası yarışlarda da… Sporun gereği olan bir ekipmanı ahlaki bir tartışmaya dönüştürmek, özgürlükçü siyaset anlayışıyla ne kadar bağdaşır?
İnsanların yaşam biçimine müdahaleyi yıllardır eleştirenlerin, bugün aynı yöntemi farklı bir gerekçeyle uygulaması ciddi bir çelişki oluşturuyor.
Üstelik bu sözleri okuyan biri, konuşanın hangi partiden olduğunu bilmezse; CHP yerine muhafazakâr çizgideki bir partinin milletvekili olduğunu rahatlıkla düşünebilir.
İşte tam da bu nedenle sorun sadece bir tayt sorunu değildir.
Sorun; özgürlükleri savunurken ilkenin kişiye göre değişip değişmediğidir.
Bugün bir valinin spor kıyafetine müdahale eden anlayış, yarın bir başkasının kıyafetine de aynı rahatlıkla müdahale edebilir.
Özgürlük, yalnızca kendimiz gibi yaşayanlar için savunulduğunda özgürlük olmaktan çıkar.
Hoşgörü de yalnızca bize benzeyenlere gösterildiğinde anlamını yitirir.
Siyasetçilerin görevi insanların kıyafetlerini denetlemek değil; ülkenin sorunlarına çözüm üretmektir.
Ekonomi, işsizlik, hayat pahalılığı, tarım, eğitim, sağlık gibi onlarca başlık vatandaşın gündemindeyken, bir bisikletçinin giydiği spor kıyafetinin Meclis kürsüsüne taşınması, toplumun gerçek öncelikleriyle ne kadar örtüşüyor, takdiri kamuoyuna bırakıyorum.
Demokrasi, farklı yaşam tarzlarına tahammül edebilme rejimidir.
Hoşgörü ise sadece sloganlarda değil, en çok hoşumuza gitmeyen durumlarda sınanır.
Belki de bugün asıl sormamız gereken soru şudur:
Bir valinin bisiklet taytı mı devlet ciddiyetini zedeler, yoksa insanların kıyafeti üzerinden siyaset yapmak mı?






























