Cumhuriyet Halk Partisi’nin eski Genel Başkanı Özgür Özel, göreve geldiği günden itibaren iktidara yönelik en önemli siyasal söylemlerinden birini “erken seçim” çağrıları üzerine kurdu. Hemen her fırsatta AK Parti iktidarının sandığı milletin önüne getirmesi gerektiğini savundu.
Ancak yargı kararıyla genel başkanlık görevini kaybedip koltuğu Kemal Kılıçdaroğlu’na devretmesinin ardından bu kez aynı aceleciliği kendi partisi için göstermeye başladı. Bugün de CHP’nin vakit kaybetmeden kurultaya gitmesini istiyor. Hatta geçtiğimiz günlerde, olağanüstü kurultayda delegelerin yüzde 99’unun oyunu alamazsa siyaseti bırakacağını açıklayacak kadar iddialı konuştu.
Peki, Özgür Özel’in sürekli dile getirdiği seçim çağrıları ne kadar samimi?
İşte asıl üzerinde durulması gereken soru bu.
Bana göre bu söylem, geçmişte ortaya koyduğu uygulamalarla örtüşmüyor.
Çünkü Özgür Özel, 8 Kasım 2023’te CHP Genel Başkanlığı görevine geldikten sonra ne milletvekili adaylarının belirlenmesinde ne de yerel seçimlerde partinin yıllardır uyguladığı ön seçim mekanizmasını işletti. Adaylar merkezden belirlendi. Örgütlerin, üyelerin ve parti tabanının iradesinin sandığa yansımasına olanak tanınmadı.
Parti üyelerine, “Adayınızı siz belirleyin” demek yerine, “Belirlediğimiz adaylara destek verin” anlayışı egemen oldu.
Sonuçlara bakıldığında ise bu tercihin tartışmalı olduğu görüldü. Yerel seçimlerde aday gösterilen bazı isimler daha sonra AK Parti saflarına geçti. Bazılarının isimleri çeşitli yolsuzluk iddialarıyla gündeme geldi. Hatay’da ise örgütün önemli bölümünün itirazına rağmen yeniden aday gösterilen Lütfü Savaş’ın ardından yaşanan süreç, CHP’yi bugün hâlâ meşgul eden hukuksal tartışmaların fitilini ateşledi.
Bütün bunlar, aday belirleme sürecinde tabanın sesinin yeterince dikkate alınmadığı eleştirilerini güçlendirdi.
Oysa seçim isteyen, sandığa güvenen ve demokrasiyi savunan bir siyasal liderin önce kendi partisinde üyelerin iradesine başvurması beklenmez miydi?
Örneğin Adana’da milletvekili adayları ön seçimle belirlenseydi, bugünkü sıralama aynı olur muydu?
Hatay’da üyeler sandık başına gitseydi, Lütfü Savaş yeniden aday olabilir miydi?
Bu soruların kesin yaıtlarını vermek mümkün değildir. Ancak kesin olan bir gerçek vardır: Ön seçim yapılsaydı kararı parti üyeleri verecekti.
Demokrasinin en temel ilkesi de zaten budur.
Bu nedenle bugün “hemen kurultay” çağrısı yapanların, dün parti içi demokrasinin en önemli araçlarından biri olan ön seçime neden mesafeli durduklarını da kamuoyuna açıklamaları gerekir.
Sandık sadece iktidardan istenen bir araç değildir. Siyasal partilerin kendi iç işleyişinde de en güçlü meşruiyet kaynağıdır.
Seçimi savunmanın en inandırıcı yolu, önce kendi partinizde seçimden kaçmamaktır.
Özgür Özel, genel v e yerel seçimlerde ön seçimi, dolayısıyla delegeleri be parti üyelerini yok saydığı için bugünkü hemek kurultay, hemen seçim çağrıları hiç inandırıvcı gelmiyor.






























