Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Ömer ALPDOĞAN
Ömer ALPDOĞAN

Bizim taraftan bakınca… 

Doğrusunu isterseniz, CHP’de yaşanan kaosla çok fazla ilgilenmiyorum. Çünkü yaşananları büyük ölçüde bir koltuk mücadelesi olarak görüyorum. Bu nedenle de gelişmeleri nefesini tutarak takip edenlerden değilim.

Ancak bu köşeyi düzenli okuyanlar bilir. CHP’de yaşanan gelişmelerle ilgili daha önce kaleme aldığım yazılarda, gerek Kemal Kılıçdaroğlu cephesine gerekse Özgür Özel ekibine aynı çağrıyı yaptım. Birbirlerine hakarete varan ifadeler kullanmamaları gerektiğini, siyasette dünün rakiplerinin yarın yeniden aynı masaya oturabileceğini, bugün söylenen sözlerin yarın yüz yüze bakmayı zorlaştıracağını ifade ettim.

Bugün de aynı noktadayım.

Türkiye siyasetinde köprüleri tamamen yakmanın kimseye fayda getirmeyeceğine inanıyorum.

Malum olduğu üzere, Zafer Partisi ve İyi Parti gibi Türk milliyetçisi çizgide siyaset yaptığını söyleyen bazı çevreler, CHP içerisindeki mücadelede açık biçimde Özgür Özel kanadına destek veriyor. Hatta zaman zaman yapılan açıklamaları okuyunca, bunları parti yöneticileri mi yazdı, yoksa dışarıdan destek verenler mi hazırladı ayırt etmek güçleşiyor.

Buna karşılık, antiemperyalist çizgide duran, NATO ve Avrupa Birliği politikalarını eleştiren, küresel sistemin uygulamalarına karşı çıkan Türkçü ve Turancı çevrelerde ise daha farklı bir tablo var. Bu kesimlerin önemli bölümü gelişmeleri uzaktan izlemeyi yeğliyor. Ancak zaman zaman fikirlerini açıklayan, tercihini açıkça ortaya koyan isimler de çıkıyor.

İşte bunlardan biri de, uzun yıllar çeşitli davalar nedeniyle cezaevinde kalan, Türk milliyetçisi camianın yakından tanıdığı büyük türkçü/ Turancı ablamız Sevgi Erenerol oldu.

Türk Ortodoks Patrikhanesi Halkla İlişkiler Sorumlusu Sevgi Erenerol, 9 Temmuz 2026 tarihinde yayımladığı “Kuruluş değerlerine dönüş mücadelesinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanındayım” başlıklı açıklamayla desteğini açıkça ilan etti.

Erenerol açıklamasında, CHP’nin sıradan bir siyasal parti olmadığını, Cumhuriyet’in kurucu partisi olduğunu vurguluyor. Kurultay sürecinde ortaya atılan iddiaların partinin ahlaki yapısını zedelediğini savunuyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “İradesini parayla satanlar bu partide yer alamaz” sözünü ise bir koltuk kavgası değil, partiyi yeniden kuruluş ilkelerine döndürme iradesi olarak değerlendiriyor.

Yine açıklamasında, Kılıçdaroğlu’nun yıllarca milyonlarca insanı sokak çatışmalarından uzak tuttuğunu, Adalet Yürüyüşü’nün ve 2019 yerel seçimlerinin mimarlarından biri olduğunu, bugün CHP’nin kazandığı belediyelerde onun emeğinin bulunduğunu ifade ediyor.

Bunun yanında temiz siyaset, adalet, liyakat, üretim ekonomisi ve kurumsal devlet anlayışını öne çıkaran üç aşamalı değişim programını desteklediğini belirtiyor.

Açıklamanın tamamını okuduğunuzda, bunun günlük siyasi polemiklerden çok, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi üzerinden yapılan ideolojik bir değerlendirme olduğu görülüyor.

Peki ben ne düşünüyorum?

Her ne kadar CHP’nin iç meselesinde taraf olmayı doğru bulmuyor, gelişmeleri daha çok dışarıdan izlemeyi yeğliyor olsam da, Sevgi Erenerol’un ortaya koyduğu değerlendirmelerin büyük bölümüne katıldığımı söylemek durumundayım.

Özellikle temiz siyaset, devlet yönetiminde liyakat, hukuk devleti, kurumsallaşma ve Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinin korunması yönündeki vurguların dikkate değer olduğu kanısındayım.

Bir siyasi partinin kendi iç hesaplaşması elbette o partiyi ilgilendirir.

Ancak söz konusu parti Cumhuriyet’in kurucu partisi olduğunda, yaşananların sadece o partinin üyelerini değil, Türkiye siyasetini yakından ilgilendirdiği de yadsınamaz.

Bu nedenle, farklı dünya görüşlerinden insanların CHP’deki gelişmelere ilişkin değerlendirme yapması da doğaldır.

Sonuç olarak…

Ben hâlâ kavganın değil sağduyunun kazanmasını isteyen taraftayım.

Ancak Sevgi Erenerol’un yayımladığı açıklamayı baştan sona okuduğumda şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Altına imzamı atmayacağım tek satırı bulmakta zorlanırım.

Katılırsınız ya da katılmazsınız…

Ama üzerinde düşünülmesi gereken ciddi saptamalar içerdiği de bir gerçektir.

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER