KURTULUŞ SAVAŞI MI MİLLİ MÜCADELE Mİ?
Millî Eğitim Bakanının müfredatta yapmayı düşündüğü bir değişiklik haklı olarak büyük tepki çekti.
Ders kitaplarında “Kurtuluş Savaşı” kavramı kaldırılarak yerine “Millî Mücadele” kavramı konacakmış!
Oysa dilimizde “Kurtuluş Savaşı” ile “Millî Mücadele” aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu kavramlar “İstiklal Harbi” “Bağımsızlık Savaşı” kavramlarıyla birlikte, Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşından sonra karşılaştığı bölünme ve işgalden kurtarılarak bağımsız ve modern bir devlet olarak yeniden kurulmasını ifade ediyor. 29 Ekim 1923’te de rejimin adı Cumhuriyet olarak konuldu.
Bakan Tekin, “Millî Mücadele” kavramını kabul ettiğine göre, yabancı işgalcilere karşı verilen bu savaşa karşı değildir. Bu saatten sonra, ülkeden yabancı güçlerin kovulmasına karşı çıkması da beklenemezdi. “Keşke Yunanlılar galip gelseydi” söylemi bir kızgınlığın yarattığı uç ifadedir ve söylenmesi cesaret ister.
Öyleyse Yusuf Tekin, ne demek istiyor?
Türkiye’de Cumhuriyet reformlarını benimsemeyen, eski devrin kalıntılarından bir grup vardır. Bu grup yakın zamana kadar siyasi arenaya çıkamazdı. Sağda solda, dağınık bir kitle gibiydi ve düşüncelerini de dolaylı ifadelerle dile getirirlerdi. Şimdi iktidardadırlar ve her gün bir vesile ile Cumhuriyetle getirilen yeniliklere karşı ataklar yapıyorlar. Millî Eğitim Bakanlığı, at oynatma imkânı buldukları alanlardan biridir. Başında bulundukları kurumları toptan yıkmak yerine kemire kemire yok etmek istiyorlar.
AKLI FİKRİ OSMANLI’DA
Yusuf Tekin, “yanlış olarak “Millî Kurtuluş” kavramının Osmanlı’dan kurtuluş anlamına kullanıldığını sanıyor. Çünkü aklı fikri Cumhuriyet öncesindedir. Ancak siyasi literatürümüzde “Kurtuluş” kavramı Osmanlı’dan kurtuluş anlamına kullanılmış değildir. Kurtuluş Savaşı, Osmanlı Hanedanından kurtulmak için de verilmemiştir. Savaşın amacı, yabancı işgallerden kurtulmaktır. Osmanlı Hanedanının da bu amaca çekmek için az uğraşılmamış, başlangıçta savaşın amacının İngilizlerin elinde esir olan halife padişahı kurtarmak olduğu ilan edilmişti. Saray, bu çağrıya kulak vermediği gibi Kuvayı Milliyecileri idama mahkûm ettirmiş ve üzerlerine “Halife Orduları” göndermişti. Zaferden sonra Ankara, iktidarı o çürümüş saraya teslim edemezdi. Yani Saray kendi kendini bitirmişti.
İMPARATORLUKLAR DÖNEMİ BİTMİŞTİ
Osmanlı İmparatorluğu hayranı olduğu anlaşılan Yusuf Tekin’in bilmediği ya da hesaba katmadığı bir olgu, 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde imparatorluklar dönemin çatırdadığı ve bittiğidir. Rus Çarlığı, Alman ve Avusturya İmparatorlukları, Çin İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ile aynı dönemde yıkılmış ve yerlerine cumhuriyetler ilan edilmiştir. Bunu İngiliz İmparatorluğunun bir ada devleti olarak büzülmesi izleyecektir.
OSMANLILIK GERİCLİK DEMEK DEĞİLDİR
Bizde cumhuriyetçilerde Osmanlılığın gericilik demek olduğu gibi yanlış bir kanı vardır. Eski devrin özlemcileri de onu kutsallaştırıyorlar. 600 yıllık bir imparatorluk, Orta Çağ, Yeni Çağ ve Yakın Çağ gibi devirlere tanıklık etti. Osmanlı Devleti, 1839 Tanzimat Fermanıyla, 1876 Birinci Meşrutiyet ve 1908 İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla modernleşme yolunda epey bir yol aldı. Tarihçilerin bir kısmı Türk Devrimi’ni bu nedenle 1839’dan başlatırlar. Kurtuluş Savaşını yöneten ce Cumhuriyeti kuran kadrolar Tanzimat ve Meşrutiyet okullarından yetişmiş aydınlardır. Osmanlılarda da modernleşme için yapılan her atılım bazı çevrelerin tepkisini çekmiştir. Cumhuriyet, gerçekte Osmanlıdan kopuşu değil, Osmanlı döneminde başlamış modernleşme hareketinin yeni bir halkasıdır. Yusuf Tekin anlayışında olanlar, özlemin çektikleri düzeni Osmanlılık olarak ifade etmeseler daha iyi olur. Çünkü Osmanlılık içinde çeşitli akımlar vardır.
BAŞARAMAYACAKTIR
Türkiye, her ne kadar muhafazakâr bir parti tarafından yönetiliyorsa da Kurtuluş Savaşının ne olduğunu bile doğru değerlendiremeyen ve aklı fikri Kurtuluş Savaşı öncesi rejiminde olan bir Millî Eğitim Bakanının kaldıramaz. Bu bakanın müfredatta yapmak istediği değişiklikler, “Kurtuluş Savaşı”-“Millî Mücadele” kavramlarının yerlerini değiştirerek başarılabilecek bir şey değildir. Bu iş “Padişah Vahdettin’in bir İngiliz gemisine sığınarak ülkeyi terk ettiği” bilgisini öğrencilerden gizleyerek de başarılamaz. Bunun için yepyeni bir müfredata ihtiyaç vardır. Millî Eğitim Bakanlığının yerleşik müfredatı da buna engeldir. Yeni Türkiye’yi ayakta tutan sağlam kolonlar, anayasa ve yasalardan çok yurttaşların beyinlerinde yükselmektedir. Sistem, bakanı yabancılayacak ve binicisini istemeyen bir at gibi onu sırtından atacaktır. (20.07.2026)
zekisarihan.com






























