Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Bir liradan elli kuruşa düşürülen şişeler ne demek?  

Geçtiğimiz hafta, “geri dönüşümde kazanan kim oldu” diye sormuş, şu sözlere yer vermiştim: Sistem içinde bir oyun kurgulanıyor… Herkes görevini yapıyormuş, herkes doğayı koruyormuş, herkes “sıfır atık” için çaba harcıyormuş gibi gösteriliyor! Yok öyle bir şey! Fatura her zaman olduğu gibi “yine” dargelirli tüketicinin sırtına yükleniyor! Zincir marketlerde yalnız maden sularında değil, içme sularının da 1 Temmuz’la birlikte zamlandığı basında yer aldı…

Evet, öyle oldu! Geri dönüşümün “sözü” edilmeye başlandığında beklenen oldu her zaman olduğu gibi. Fiyatlar arttı, bakanlık denetleyeceğini/ cezalar yağdıracağını açıkladı. Bu yöntem yıllardır yapılıyor! “Fahiş fiyatın” önüne geçileceği söylenmişti; yağda, şekerde, diğer temel ürünlerde kimsenin gözünün yaşına bakılmayacağı belirtilmişti! Anlayan, “fiyatlarda” düzelme gören oldu mu? Bir “kurgunun” içinde olduğumuzu, herkes görevini yerine getiriyormuş gibi gösterildiğini ileri sürmüştüm bir de; yanlışım varsa söyleyin!

***

Şunu herkes bilsin: bu yurdun yurttaşı yoksulluğun da gerisinde yaşam sürdürüyor. Zorunlu gereksinimlerinin birçoğunu tüketemiyor! Alım gücünü artıracak “ne varsa/ nerede olursa olsun” denemek istiyor! Pazar sonlarının atığını toplayanların olmadığını söyleyebilir misiniz? Yıllardır giyeceklerini ya içten yamayarak ya da görünen biçimiyle kullandıklarını da yadsıyamazsınız! Hükümetin “ilgi alanı” olmadığı için aileler çocuklarını kaç yıldır okula aç gönderiyor bir de onu düşünün… Çalışanın emeğinin karşılığı, emeklinin yılların prim alacağı “açlık sınırı” altında kalınca bu olur; başka seçeneği yok! Bu da yoksulluğun ötesinde açlıktır!

Market raflarında her şey var, giyim mağazalarının vitrinleri albenili ürünlerle dolu… Ama hepsi bu kadar! Tüm piyasa, tüm marketler, pazar yerleri, vitrinler, topu dörtyüz lira olan dondurmayı alabilenler içindir; unutmayın! Dargelirli, emekli, asgari ücretle çalışan emekçi buralardan geçerken tıkanıp kalıyor! İçini çeken ürünü alsa bir ay boyunca ağrısını yaşayacak, ekmeğini alamayacak, kirasını ödeyemeyecek, mutfak tüpünü dolduramayacak…

***

Televizyon ekranlarının boyalı magazin izlencelerine bakmayın siz! O sistemin en belirgin kurgusu! Doksan milyondan kaçı onlar gibi ki? Emekçinin bir aylığı iki günde bitiyor oralarda! “Doğayı kirlenmekten koruyun, ekonomiye katkı sağlayın, doğal kaynakların kullanımını azaltın” deniyor, ardından da “kullandığınız ürünlerin kapağını/ ambalajını sıfır atığa kazandırın, siz de kazanın” deniyordu! İçilen suyun, sodanın şişelerini biriktirmeleri istendi! Evlerin bir köşesi “şişe çöplüğü” olacaktı; olsun, alım güçlerine katkısı olacaktı en azından. Kimi bildiklerim sokakta, parkta önüne çıkanı da topluyordu! Kağıt toplayıcılar gibiydi…

“Ekmeğini taştan çıkarır” derler ya, şimdi ülkenin içine sürüklendiği yoksulluk insanları “ekmeğini çöpten çıkarıra” dönüştürdü doğal olarak… Birçokları market ürünlerine gelen zammı değil, topladığı şişeyle kaç ekmek alabileceğini düşündü ister istemez! Koca Adana’da birkaç noktada “dönüşüm kutuları” olduğu belirtiliyordu, yaygınlaşması bekleniyordu/ ki; sistem kurgusunu gün yüzüne çıkardı: ambalaj başına ödenen bir liralık tutar, toplu geri dönüşümler için elli kuruşa düşürüldü. Gerekçe olarak da “sistemde yaşanan aşırı yoğunluk” gösterildi! Belli ki, geri dönüşümün kazananları daha çok kazanmak istiyordu! Market ürünlerindeki artış yetmiyordu!

***

“Sözün bittiği, kurgunun maskesinin düştüğü an” demek yanlış olmaz! Bir yandan sistem uygulayıcılarının, bir yandan “doymazların” dargelirlilerden ne istediğini anlayan var mı insanaşkına? Kendi adıma söylenecek söz bulamıyorum! Çalışanı açlık sınırı altında tutsak ettiniz, emekliyi evinden çıkamaz duruma getirdiniz, çocuklarının gelecekleri kararttınız, şimdi de “bir lira vermem, elli kuruşa şişe topla” diyorsunuz! İnsanın, insana yapacağı bir başka kötülükten söz edebilir misiniz?

Belli ki sistem insanların doymasından korkuyor, “iktidarın” örgütlü halktan/kendi hakkını arayan yurttaştan korktuğu gibi! Onun için de hep bir yanını açık, hep bir yanını yaralı, hep bir yanını doyumsuz bırakıyor! Her tür güzelliği olan bu yurdun Andorra gibi ne olmasını istiyorlar ne de yanından geçilmesini! Hırsızı olsun istiyorlar, soyanı olsun istiyorlar, sokağında yıldırmanın olmasını istiyorlar! Yurttaşa “bir lira” denilerek toplatılan şişelerin “elli kuruşa” düşürülmesi, “doyarsanız önümüzde eğilmezsiniz” demektir; anlayın artık! 220726

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER