Avrupa’nın ortasında, Fransa ile İspanya arasında yer alan bir ülke Andorra. Seksen binlerde tutulan nüfusuyla biliniyor… Yıllardır iki komşu ülkenin birlikte yönettiği Andorra, niteliği yüksek bir yaşama kavuşturulmuş. Kış gezinciliği, alışveriş kolaylığı, düşük vergi oranlarıyla yatırımcıların da ilgisini çekiyor. Ülkede kişi başına düşen gelir düzeyi, düşük işsizlik oranı, erince taban hazırlayan ortamların bolluğu yurttaşların mutlu bir yaşam sürdürmesini sağlıyor.
Andorra; sağlık, eğitim alanındaki sorunları çözmüş, ülkeyi dünyada yaşam süresinin en uzun olduğu yerlerden biri durumuna getirmiş. Suç oranının sıfıra yakın, dünyanın en güvenli ülkelerinden biri olduğunun da altı çiziliyor. Sokak suçları, hırsızlık ya da yıldırma olayları ülkede neredeyse hiç yaşanmıyor. Kuralların sıkı biçimde uygulandığı prenslikte, özellikle yasa dışı maddelerin kullanımı ile taşınmasına karşı hiç hoşgörü gösterilmiyor. Yargı erki ise anayasal güvence altında bağımsız bir yapıyla işliyor.
***
Birçok ülke için “düşsel düzen/ ütopya” sayılan bu ya da benzeri uygulamaları “kıskanmak” gibi bir tutum içinde değilim. İnsanlar çalışmış, çabalamış, bir arada erinç içinde yaşamanın yolunu bulmuş, diye düşünürüm. Andorra halkı dört yılda bir seçime gidiyor. Yirmisekiz üyeli Genel Konsey’de yer alanlar, kendi aralarından hükümet başkanını belirliyor. Seksen bin nüfuslu ülkenin gereksinimlerini didik didik araştırıyor, yurttaşların daha iyi yaşamaları, daha erinçli olmaları için çaba harcıyorlar…
Bendeki duygu “kıskanma” değil; altıyüz milletvekilinin bulunduğu bir ülkede yurttaşın “peki bunlar ne yapıyor” sorusuna yanıt araması… Altıyüz vekille bitmiyor ki; tümünün danışmanları, yurttaşla karşılaştırılamayan yaşamları, on asgari ücreti aşan aylığı, kıyak emekliliği, “seçilmişliğini” kullanarak bildik/ tanıdıklarına kazandırdıkları… Vekilin keseri bir türlü “seçmenin” bulunduğu yöne yontmuyor; daha çok omzuna yük bindiriliyor! Çalışanlar doymuyor, emekliler manav, market önünden geçemiyor, gençlik “gelecek” sözcüğünün anlamını unutmuş… Bunlara “insanların başarısızlığı, yaşamı bilmezliği” denemez. Olsa olsa politikacıların beceriksizliği, yapmadıkları/ yapmak istemedikleri denebilir!
***
“Bir ülkede eğer emekliler geçinemiyor, çalışanlar aldıklarıyla ay sonunu getiremiyorsa suçlu yönetenlerdir!” Buna benzer tümceleri “muhalefette” bulunan politikacılardan duyuyoruz! Doğrusu da bu değil mi? Hem “ben yönetirim” diye alanlara çıkacaksın, “eşit paylaşımın” sözünü vereceksin, hem de anaparadarı emekçilere yeğleyeceksin! Bir avucun doyması/ arsızlaşması/ yabancılaşması için her olanağı önlerine koyacaksın, ancak emekçinin her gün bir dilim ekmeği azaltacaksın! “Muhalif” çıkışlar her zaman doğrudur, halkın yanındadır, sorunlarla iç içedir!
“Emekliler geçinemiyor, çalışanlar aldıklarıyla ay sonunu getiremiyorsa suçlu yönetenlerdir” diyenin “iktidar” olmasını düşünsenize! Ülkeyi Andorra gibi yapmamasının bir nedeni var mı sizce? Kendine düşen ödevi yerine getirirse, demokratik kazanımların önünü açarsa, emeğin karşılığının hak olduğunu yaşama geçirirse, doğanın herkes için olduğunu kanıksatırsa, kanayan bir yarayı toplumla birlikte ele alabilirse neden olmayacaktı ki? Düşünün ki kendileri de bir “vekil” olmanın öncesinde insan… Kendi gereksinimlerini başkalarının da gereksineceğini bildikçe, içtiği su/ soluduğu hava kadar önemsedikçe olmaz diye bir şey var mı? Üç yanı deniz, doğa her şeyiyle cömertliğini göstermiş, insanları çalışmaya özlemli; daha ne…
***
Andorra bir “düşsel düzen/ ütopya” değil… Fransa ile İspanya’nın arasına sıkıştırıldığı ileri sürülse, tarımla uğraşacak toprakları olmasa da “erinci” sağlamayı, yurttaşlarının doymasını başarmayı bilmiş! Kimsenin bizi “kıskanacak” yanımız yok, kimsenin de “yaşanılırlıklarını” kıskanmak gibi bir durum söz konusu değil! Ama sorular öyle çok ki! Bakın emekliye verecekleri altı aylık enflasyon farkını yirmi günde vermeyi başaramayan altıyüz vekilden söz ediyorum! “Kıskanmak” değil bu; nasıl bir bilinç bu yok, demek!
Günlerdir ne yaşanıyor görüyorsunuz; dünyanın en fırtınalı ülkelerinden biriyiz kuşkusuz! “İktidarın”, oturmasını/ kalmasını beğenmediği kim varsa susturmak için yaptığı baskınların sayısını unuttuk! Suçların ne olduğuna bakın, çeyrek yüzyıllık “iktidarın” uygulamasının sonucu, dememek için hiçbir neden yok! Yurttaşın yaşam niteliğini düşürür, gereksinimlerine ulaşmasını zorlaştırır, yanınızda olanları köşeleri oturtursanız olacağı budur! Andorra’ya uzaktan bakar, düş sanırız böyle! 210726






























