Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Ömer ALPDOĞAN
Ömer ALPDOĞAN

Kişilere dayananan partilerin ömrü kısa olur

Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan gerilim, kurultayın yapılıp yapılmaması ya da parti yönetiminin kimlerin elinde olacağı tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda. Görünen o ki, yıllardır biriken siyasal ve örgütsel ayrışmalar artık farklı bir noktaya evriliyor.

Son dönemde yaşanan gelişmeler, özellikle Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu çevresinde şekillenen hareketin CHP’den ayrılarak yeni bir oluşuma yönelmesi olasılığını güçlendiriyor. Böyle bir durumda ortaya çıkacak partinin en önemli özelliği ise ideolojik bir zeminden çok, belirli isimlerin etrafında şekillenmesi olacaktır.

Türk siyasetinin geçmişi, kişi merkezli partiler ile ideolojik temellere dayanan partiler arasındaki farkı görmek açısından oldukça öğreticidir.

Kişilerin karizması, hitabet gücü ve toplumdaki karşılığı partilere kısa vadede büyük başarılar getirebilir. Ancak bu başarıların kalıcı olabilmesi için güçlü bir ideolojik omurgaya, kurumsal yapıya ve köklü teşkilat geleneğine ihtiyaç vardır. Aksi halde lider sahneden çekildiğinde partinin de etkisi hızla azalır.

Bunun en belirgin örneklerinden biri Turgut Özal’ın ANAP’ıdır. 12 Eylül sonrasında Özal’ın liderliğiyle tek başına iktidara gelen ANAP, Özal’ın ayrılışından sonra aynı ivmeyi sürdüremedi. Mesut Yılmaz ve sonraki genel başkanlar, Özal dönemindeki siyasi ağırlığı koruyamadılar. Sonuçta ANAP, Türk siyasetinin mezarlığında yerini alan partilerden biri oldu.

Benzer örnekler arasında Osman Bölükbaşı’nın Millet Partisi, Ferruh Bozbeyli’nin Demokratik Partisi ve Hüsamettin Cindoruk’un Hürriyet Partisi de sayılabilir.

Sol siyasette de tablo farklı değildir. İsmail Cem’in Yeni Türkiye Partisi beklenen karşılığı bulamadı. Bülent Ecevit’in liderliğinde bir dönem Türkiye’nin birinci partisi olan Demokratik Sol Parti ise Ecevit sonrasında hızla eriyerek siyasal etkisini büyük ölçüde kaybetti. Adeta tabela partisine dönüştü.

Buna karşılık CHP ve MHP gibi partiler, tüm iniş çıkışlara rağmen varlıklarını sürdürebildiler. Bunun temel nedeni, belirli bir ideolojik zemine oturmalarıdır.

CHP, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran parti olarak Kemalist ve ulusalcı gelenek üzerinde yükseldi. Zaman içinde sosyal demokrat çizgiye yönelse de kuruluşundan gelen tarihsel miras sayesinde belirli bir seçmen tabanını korumayı başardı. Deniz Baykal döneminde yaşanan Meclis dışı kalma istisnası dışında, CHP uzun yıllardır Türk siyasetinin ana aktörlerinden biri olmayı sürdürdü.

MHP de benzer şekilde Türk milliyetçiliği ekseninde şekillenen ideolojik yapısı sayesinde ağır siyasi saldırılara, bölünmelere ve krizlere rağmen belirli bir oy tabanını muhafaza etmeyi başardı.

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun örnek aldığı düşünülen AK Parti de yalnızca bir lider hareketi değildir. Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi ağırlığı tartışılmaz olsa da parti, geniş bir muhafazakâr ve siyasal İslamcı tabana dayanmaktadır. Bu ideolojik zemin, iktidarın korunması konusunda seçmen davranışını önemli ölçüde etkilemektedir.

Bu nedenle sürekli değişen söylemlerle farklı kesimlere aynı anda hitap etmeye çalışan bir siyasal hareketin kalıcı başarı elde etmesi kolay değildir. Bir gün sosyal demokrat, ertesi gün milliyetçi, başka bir gün muhafazakâr ya da Kürt siyasetine yakın bir görüntü veren, bir başka gün cami kapısında Cuma çıkışında Kuran okuyan bir hareketin seçmende net bir kimlik oluşturması oldukça güçtür.

Siyasette herkese mavi boncuk dağıtmanın bir sınırı vardır. Seçmen, özellikle kriz dönemlerinde partilerin neyi savunduğunu, hangi ilkeler üzerinde durduğunu görmek ister. Kişilere duyulan sempati önemli olsa da tek başına yeterli değildir.

Türk siyasetinde bunun çok sayıda örneği vardır. Muhsin Yazıcıoğlu MHP’den ayrılırken önemli bir kitlenin kendisiyle geleceği düşünüyordu. Meral Akşener İyi Parti’yi kurduğu dönemde de benzer değerlendirmelerle yola çıkmıştı. Ancak siyaset, beklentilerle değil sandıktan çıkan sonuçlarla şekillenir.

Bugün CHP içinde yaşanan tartışmanın özü de budur. Ortada yalnızca bir liderlik mücadelesi değil, kişi merkezli siyaset ile ideolojik siyaset arasındaki tercih bulunmaktadır.

Tarih ise bugüne kadar ideolojilerin kişilere göre daha uzun ömürlü olduğunu göstermektedir.

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER