Kanı şu: Ne kadar da çok kirli, hortumcu, yetim hakkı yiyen, CHP’ye düşman, belediyeyi soyan, baklava kutularında rüşvet alan varmış… Aylardır bunu konuşuyoruz! Ülkenin tüm hırsızları, yolsuzları, haksız kazanç bağımlıları CHP içinde buluşmuş! Satışlara/ alışlara hile bulaştıranlar, kentin tarım topraklarına imar izni vermek için milyonlar alanlar, yakınlarını/ tanıdıklarını varlığa kavuşturanlar… Hepsi, ama hepsi CHP’de bir araya gelmiş! Diğer partilerin vekilleri, belediyeleri apak, hiçbir kirliliğe bulaşmamış, haksızlık yapmamışlar, halkın umudunu çalmamışlar!
Başka konu var mı? Yok! Yalnız “iktidara” yakın olanlar değil, CHP’yi “mutlak butlan/kesin geçersizlik” kararıyla ele geçirenler de aynı söylemi yineleyip duruyor! Özgür Özel’in bir yıldır yaptığı eylemleri/ mitingleri “hırsızın arkasında duruyor, Ekrem İmamoğlu ile partiyi ayaklar altına alıyor” diyerek suçluyor! CHP’yi “arınmayla” karşı karşıya getirdiği ileri sürülüyor…
***
Seçilmiş genel Başkan Özgür Özel’in genel merkezden atılmasını, İmamoğlu ya da diğerlerinin “iddia” ile görevden alınıp tutuklanmasını, kim olursa olsun “suçları kanıtlanmadan” kirli gösterilmesini doğru bulmuyorum. Kemal Kılıçdaroğlu, soruları yanıtlarken “biri verdim diyor, inanmayalım mı” dediğinde, gazetecinin “biri de almadığını söylüyor” karşılığı aslında konunun özünü anlatıyor! Bir “iktidar” bir de “kesin geçersizlik” kararıyla partinin başına geçenler anlamıyor! Biri “verdim” diyorsa doğrudur, “almadım” diyorsa yalancı/ hırsız!
İBB soruşturmaları sürerken eşiyle, çocuğuyla gözdağı verilenlerden “çıplak” aramaya değin her şeyi duyduk! Öncesinde “verdim” diyenler, sanıkla karşı karşıya geldiğinde ya susup kaldı ya da “zorla söylettiler” diyerek sistemi suçladı! İki aydır süren duruşmalarda daha “net” bir karar ortaya atılmadı! En acısı, adına “örgüt” oluşturduğu belirtilen İmamoğlu’nu “kanıtlarıyla” suçlayacak belgelere şu ana dek ulaşılamadı! Bu düşündürücü değil mi? Böyle bir “hırsızlık/ haksızlık” varsa, neden milyonların televizyon ekranlarından “canlı” izleme özgürlüklerinin kısıtlandığı kuşkusu sorgulanmıyor?
***
Bunları yazınca “hırsıza hırsız” demiyorsun diyecekler, biliyorum. Öyle değil; bir düşünürün “hırsız çalarken değil, paylaşırken kavga eder” sözünü açtığım için suçlandım… Hırsızla, çalanla, haksız kazançla, iş yaptırmak için yalakalıkla işim olmaz! Bu denli çarpıklığın, emeğe saygı duyulmamasının, insanların doymamasının, umutların yasaklanmasının, yurdun büyük bir katmanının ezilmesinin, yurttaşın sessizliğe gömülmesinin “nedeni” sayarım bunca haksızlığı… Bugün eğer emekçi hakkını alamıyorsa, emekli açlıkla sınanıyorsa, çocuklar aç kalıyorsa, yurdun verimli toprakları ekilemiyor/ üretim yapılamıyor/ dışalım ürünleri tüketiliyorsa, “kazanma hırsı” toplumsal yabancılaşmayı/ çürümeyi körüklüyorsa bunların tamamını nedeni haksızlıklar… Nasıl yanında olurum?
Hukukçu değilim, ancak gündemin konusu “iddialar”, tutuklamalar, suçlamalar olunca Anayasa’nın 38. maddenin 4. fıkrasında şu yazıldığı belirtilir: “Ceza hukukunda hiç kimse suçsuzluğunu kanıtlamak zorunda değildir. Bir kişinin suçlu olduğunu iddia eden makam, bu iddiasını kesin kanıtlarla ortaya koymakla yükümlüdür.” Kesin kanıtlar gösterilmedikçe kimse “suçlu” sayılmaz. Bir yandan “iktidarın”, bir yandan “mutlak butlan/kesin geçersizlik” kararıyla CHP’nin başına getirilenlerin hukuk tanımayan tutumları yalnız partiye değil demokratik kazanımlara da gölge düşürdüğü unutulmamalıdır.
***
“Kirlinin, hortumcunun, yetim hakkı yiyenin, soyanın, rüşvet alanın, haksız kazanç için para sayma makineleri kullananın” partisi olmaz, ideolojisi olmaz, varsa/ yoksa emekçiyi açlıkla sınayarak kişilik dokusuna işlemiş olan kazanma hırsıdır! İşte bu hırsın oluşturduğu çürümeyi, parti içi koltuk kavgalarına malzeme yapmak bu yurda yapılacak en büyük kötülüktür. Eğer ortada bir suç varsa, bunun yeri bağımsız yargılardır. Salt muhalefeti kendi içinde birbirine düşürerek toplumsal umudu bütünüyle felç etmek hakça olanı değildir. Kanıtlama yükümlülüğünü unutanlar, yarın o yasalara kendilerinin de gereksinim duyacağını akıllarından çıkarmamalıdır.
Son söz olarak: Çürümeyle savaşım vermek, önüne geleni kanıtsızca suçlayarak değil; hukuku, üretimi, emeği, yasanın üstünlüğünü amasız/ koşulsuz savunarak yürütülür. Kimin ak, kimin kara olduğuna yargısız kırımlar değil; evrensel yasa kuralları, halkın vicdanı karar verecektir. Geri kalan tüm sözler; bu yurdun asıl sorunlarını, sözümona açlığı, yoksulluğu, talanı gizleme çabasından başka bir şey değildir. 280626






























