Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Tanburoğlu’nun suçu susmayışı mı?

Adana’nın seçilmiş il başkanı Anıl Tanburoğlu’nu, “kesin geçersizlikle/butlanla” göreve gelen fiili yönetim görevden aldı. “Kesin geçersizlik/butlan” kararına sığınarak, arkalarına kolluk güçlerini alıp seçilmiş yönetimi genel merkezden apar topar çıkaranlar da kendileri değil miydi? Tanburoğlu’nun görevine son vermelerini de onlara çok görmedim nedense! Halk yönetimiyle iş başına gelenler, kamunun istencine saygı duyanlar bunu bilir! Kaset olayı ile Deniz Baykal’ın koltuğuna oturup, sonra da “arınmadan” söz eden Kemal Kılıçdaroğlu’ndan, kurduğu bu düzenin erk uyumu sergilemesinden başka bir şey beklemediğim gibi, bundan sonrası için de bunu sürdüreceklerini düşünüyorum…

Birkaç gün önce Sözcü Tv’de gerçekleşen yayın aslında bunun altını çiziyor… Partinin başında kalmak, “o” koltuğu yitirmemek, partinin parçalanmasını umursamamak konusunda iyiden iyiye hırslı… Yanıt veremediği soruları, çarpık, çelişkili sözleri izlemek ekran başındakileri gerdiği gibi, üzdü de aslında. Örneğin “yeni anayasa” konusunda, geçmişte yaşananları düşünerek uzak durmasını beklerken “istediğimiz olursa neden destek vermeyelim” demesi, içinde bulunduğu gözü dönmüşlüğü üzdü beni! Nasıl bir hırs bürümüşse gözünü!

***

Böylesine karmaşık bir yapının, “mazbatasız” biçimde görevde kalmayı sindirmekle birlikte Tanburoğlu’nu yanında tutması zaten olanaksızdı! Atatürk’ün “egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur” özlü sözünü, “Cumhuriyet Halk Partisi’nde egemenlik kayıtsız koşulsuz örgütündür, delegenindir, üyenindir. Bu uğraş halkçılık, tüze, yönetme, gelecek uğraşıdır…” yorumuyla seslendiren seçilmiş İl başkanı Anıl Tanburoğlu’ndan söz ediyorum.

“Seçilmiş başkan” demişken, seçilmiş anakent belediye başkanı Zeydan Karalar’ı anmamak olmaz. Karalar’ın yedi aylık tutukluluğu sürecinde Tanburoğlu’nu izleyen bilir… Susmayışı, alanı diri tutuşu, hak arayışı, halkı umutla barışık tutuşu unutulmadı kanımca. Karalar da Anıl Tanburoğlu’nun görevini eksiksiz yerine getirdiğini, bütün seçim süreçlerinde çok çalıştığını, başarılı, son derece yetkin bir il başkanı olduğunu dile getirmişti. Kendisinin tutuklu olduğu dönemde Tanburoğlu’nun kendisini yalnız bırakmadığını, Adana’da destek verdiğini, bunu da gayet sağduyulu biçimde gerçekleştirdiğini söyleyen Karalar, gelinen süreçte kendisinin bu şekilde görevden alınmasının doğru olmadığını, kendisini de çok üzdüğünü belirtmişti. Bu sözler anlamlı.

***

Şunu merak ediyorum aslında; Tanburoğlu’nu görevden alanlar, onun yerine gelecek olanlar rahat mıydı? Bekledikleri, ancak Tanburoğlu’nda olmayan ne vardı? Tanburoğlu’nun görev süresi boyunca “eksik” buldukları neydi? Örgütü mü çalıştırmıyordu, bir araya getiremiyordu, örgüt içinde mi istenmiyordu, parti ilkelerini mi hiçe sayıyordu? Kurallara aykırı olgulara karşı duruş mu gösteremiyordu?

Yok, böyle bir şey oldu mu? Seçimle göreve geldiği için, genel merkezde kurulan o “kesin geçersizlik/butlan yönetimine” tepki gösteriyordu. Altı yıl öncesine dönülerek verilen “mutlak butlan/kesin geçersizlik” kararına karşı “kurultay” yapılması gerektiğini savunuyordu. Egemenliğin “kayıtsız koşulsuz örgütün, delegenin, üyenin” olması gerektiğini dile getiriyordu. Bunları yaparken partilinin yüreğini serinletiyordu. Bir yılı aşkın süredir durmadan, yorulmak bilmeden alanlara coşku veren seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’in Adana’da sesi oluyordu. Tüm yaşananlara karşı bir köşeye çekilip susmalı mıydı, haksızlıklara, tüzesizliklere umursamaz mı olmalıydı, “etkisiz” başkanlık mı yapmalıydı? Yapmadı!

***

İşte tam da bu yüzden, Tanburoğlu’nu koltuğundan indiren “hırs”, özünde tabanın, alanlarda emekçinin özgür istencine set çekmiştir. Unutulmamalıdır ki, kuralları kendi dar çıkarları için eğip bükenler, adaletin ağırlığı altında ezilirler. Seçilmiş il başkanını, salt tepedekilerin buyruklarına boyun eğmediği, tabanın örgütlü söz hakkını savunduğu için harcamak, halk egemenliğini hiçe saymaktır.

Şimdi sormak gerekir: Koltuklarını korumak uğruna Adana örgütünün sesini kısanlar, yarın o sokaklara, işçilerin, üretenlerin yanına hangi yüzle çıkacaklar? Tabanın, delegenin emeğini yok sayarak kurulan bu tüzesiz düzen, halkın örgütlü gücü karşısında ne yapacak? CHP’nin köklü geçmişi hiçbir zaman bencil hırsların, tepeden atananların olmamıştır! Haksızlığa karşı duranlar iyi bilir ki: Emek en yüce değerdir. Aslolan tabanın örgütlü direnci, sokağın bitmeyen hak arayışıdır. Son sözü saraylar, kapalı odalar değil; sokaklar, meydanlar, halk söyleyecektir. 230626

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER