Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Zeki SARIHAN
Zeki SARIHAN

Çarık

Yeni kurulmakta olan köyümüz etnografya müzesi raflarının en başına konulacak eşyalardan biri çarık olmalıdır. Fakat köyde çarığı ara ki bulasın. Sen bir zamanlar en sık kullanılan giyim eşyasından biri ol da bir anda yeryüzünden yok ol! Akıl almaz bir şey değildir. Çünkü çarık sağlığa ve kullanmaya uygun bir giyim aracı değildi. Ama köylülerin bunu giymekten başka çaresi de yoktu.

Köyden bir çarık bulmanın zorluğundan söz ettiğim köylüm Eczacı Mustafa:

“Yaptırırız!” dedi.

Allah bilir bunu kaça yaparlar, aslı faslı bir çarık.

Çarık, hayvan gönünden yapılırdı. Yüzülen hayvanın derisi, güneş vuran “Çıkma” dediğimiz balkonlara dört bir tarafından gerilerek duvara çakılır, kurumaya bırakılırdı. Sonra cam ile tüyleri kazınır, kime dikilecekse ayak ölçüsü alınır, o kadar parça kesilerek kenarlarından bükülür ve ip geçirilecek delikleri açılırdı.

Bağsız çarık giyilmezdi. Bağ ya kendirden ya da yünden eğrilmiş olurdu. Buradaki farklılık bile ailenin sosyal statüsünü gösteremeye yeterdi. Yün bağlar tabii daha değerliydi.

Çarıklar kokar, ayağı da asla ısıtmaz. Soğuğu olduğu gibi geçirir. Çarık giyen bir kişinin ayaklarını az çok soğuktan koruyan yün çoraptır. Köylü kadınlar, çarıkları kendileri diker, çorapları da kendileri dokurdu.

KÖYLÜLÜĞÜN ALAMETİ FARİKASI

Türkiye’de köylülük uzun yıllar çarıkla anılmıştır. Çarık giyildiği dönemde ayağa giyilecek başka şey yok değildi. Çapula, kundura, yemeni vardı. Yalnız bunlara kavuşmak da maddi imkânlara bağlıydı. Çarığı yoksul ve orta köylüler giyerdi. Zengin köylüler ve ağalar ise kundurasız gezmezlerdi. Şehirlilerin çarık giydiği görülmemiştir. Zonguldak’ta işçi olarak çalışmakta olan babam ile onu ziyarete giden amcamın çekilmiş 1930’lu yıllara ait bir fotoğrafları var. Babamın ayağında bir ayakkabı, amcam ise çarıklı! Demek ki kente giderken bile giyecek ayakkabısı yok!

Çarıklar, ancak birkaç ay dayanırdı. Altı delindiğinde, oraya “ondüla” denen bir deri parçası yerleştirilirdi ama bu, çarığın içine sızacak suyu engellemezdi.

Eskiyen çarıklar atılmaz, bağcıklarından bir yere asılırdı. Bizim evimizin dış kapı arkasına asılan bu çarıklar, iyice kuruyup sertleştiklerinden kapının her açılış kapanışında kapıya çarparak tak tak kapıya vururdu.

Yaşlılarımızdan duyduğumuza göre, giyilecek çarığı olmak gene de bir nimetmiş. Çarık eskimesin diye, tarlaya giderken onu mahallenin dışında çıkarıp omuzuna asmak ve bütün gün yalınayak çalışıp eve dönerken giyilirmiş. Yalınayak gezmek yoksulluğun kesin kanıtıydı. Başkalarının yanında küçültücü bir durum ama köyün hemen nerdeyse bütün nüfusu böyle. Ben yedi yaşıma kadar yalınayak dolaştığımı hatırlıyorum. Sonra çarığa geçtim ama bu dönem fazla sürmeden kara lastik imdada yetişti.

Annemle babam, 1950 başlarında olacak ilçe merkezine gitmişler. Marşal yardımından para almışlar. (Dokuz kardeştik). Ev halkından herkese bir şey almışlar, bana da bir kara lastik getirdiler. O gece ilk kez ayaklarımın bir kalıba girdiğini hissettim ve o gece lastik ayakkabılarla yattım. Bu dönem de köylü için epey sürdü. Kundurayı 1958’de Öğretmen Okulu’nda giymeye başladım.

CHP NİÇİN YETERİNCE OY ALAMIYOR?

Yıllardır, CHP’nin niçin tek başına iktidara gelecek kadar halktan oy alamadığı sorgulanıyor ve kabahat CHP’nin yöneticilerinin beceriksizliğine yoruluyor. Şu günlerde de Kılıçdaroğlu’nun 13 seçimde bir başarı gösteremediği başına kakılıyor. Ne ilginçtir ki o bile bunun doğru yanıtını veremiyor.

CHP’nin iktidar olacak kadar o alamayışının nedeni, onun 1950’ye kadarki uzun iktidar döneminde milletin büyük çoğunluğunu oluşturan (Yüzde 80) köylü ile kent yoksullarının çektiği sefalettir. Bu durum, çok partili heyete geçerken bir sosyoloji oluşturmuş ve yoksullar CHP’ye tepki olarak “Daha kötüsü olamaz” anlayışıyla geçmişi eleştiren ve refah, hürriyet vaat eden kadroların kurduğu öteki partilere yönelmiştir. CHP, kendi iktidar yıllarını Türkiye’nin cenneti olarak sunmaktan vazgeçmemiştir. CHP’li sözcüler, “Cumhuriyeti kuran parti” dedikçe halk açlığı, çarığı, köylü sigarasını, tahsildarı, jandarmanın köy hocasını kovalamasını hatırlıyor. CHP, bir kentli partisiydi, hâlâ da öyledir. Kentlerin nüfusu arttıkça oylarının artması da doğaldır. Gene de CHP otobüsünü yolculuğunda yavaşlatan bagajının ağırlığıdır.

Benim gibi yalınayak ve sonra kara lastikle büyümüş olan köy kökenli bazı çağdaşlarımın bu gerçekleri dile getirdiğim yazılara cevap olarak bana söylemediklerini bırakmamalarının nedeni nedir acaba? Onlar, yoğun bir resmi ideolojinin bombalaması etkisinden kurtulamadıkları niçin kendilerine okutulan bazı şeylerin tek doğru olduğuna inandırılmışlar, yani kentlileşmişlerdir (fikren burjuvalaşmışlardır.) 1960’larda sosyalizm denen bir şeyin etkisinde kaldılarsa da artık onu ölmüş kabul etmektedirler ve  olaylara sınıfsal bakmayı unutmuşlardır. Sınıf deyince günümüzde nerdeyse emekliler hatırlanmaktadır. Onlarda da bir sınıf bilinci olduğu kuşkuludur!

Kimse bana Tek Parti Döneminde yaşanan yokluk ve yoksulluk için “Devletin elinde avucunda yoktu ki” diye mazeret uydurmasın. O dönem, taşrada mütegallibenin iktidarı daha da güçlendi. Devlet, onlara mebusluk vererek desteklerini aldı. Yeni zenginler türetmeye çalıştı. O dönemin koşullarına göre herkes yoksul değildi. Büyük kitleler yoksul, küçük bir azınlık zengindi. Zenginler, yoksulların yrattığı değeri kullanıyor ve onları eziyordu. “Köylü milletin efendisidir” gibi parlak bir söz, çoktan unutulmuştu. Yakup Kadri’nin Ankara romanının da mı okumadınız? Okudunuz da bir şey mi anlamadınız?

Bakınız, çarık bizi nerelere götürdü? Bazı simgeler, arkalarında büyük hikâyeler taşırlar.

22 Haziran 2026

zekisarihan.com

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER