Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Bir uzun yazı ya da kesin geçersizlik…/2  

Öncesinde küresel güçlerin kendilerine uygun yönetimler oluşturma arayışını, bu sömürgeci aklın dayatmalarını ele almıştık. Bu kirli düzenin amacına ulaşması, sömürü düzeneklerinin kesintisiz işlemesi için en büyük gereksinim, toplumsal “muhalefetin” bütünüyle susturulmasıdır. İşte tam bu aşamada, bağımsız olması gereken yargı mekanizması, sömürgeci yapının en kullanışlı baskı aracına dönüştürülmektedir. Halkın özgür istenciyle biçimlenen siyasi yapı, düzmece davalarla, ısmarlama yargı kararlarıyla kıskaca alınarak bütünüyle etkisiz kılınmak istenir.

Kapitalist odakların sinsi çıkarlarına koşulsuz bağlılık gösteren buyurgan yönetimler, sokağın hak arama çığlığını bastırmak adına mahkemeleri birer kalkan olarak kullanırlar. Çalışanın, emekçinin, aydının sesini kısmayı görev edinen bu güdümlü yargı düzeni, hukukun üstünlüğünü değil, tek bir kişinin dudaklarından çıkan buyrukları var sayar. Halkın sandığa yansıyan istencine yargı eliyle “tutu” koyan her girişim, toplum vicdanında kesin geçersizlik anlamındadır…

***

Demokrasilerde “muhalefet”, gücün tek bir odakta toplanmasını engelleyen, halkın denetim yetkisini somutlaştıran en temel dayanaktır. Siyasi istencin tek sesli bir buyruk mekanizmasına dönüşmesini önleyen “muhalif” sesler, kamusal yararın gözetilmesinde, toplumun her katmanının yönetimde söz sahibi olmasında yaşamsal önem taşır. “Muhalefetin” olmadığı ya da yargı yoluyla susturulduğu bir sistem, biçimsel olarak sandık barındırsa bile özünde çoğulculuğu bütünüyle yitirmiş demektir.

İşte tam bu noktada, Barrack’ın övdüğü “merhametli monarşiler/ iyicil hanedanlıklar” anlayışı, modern görünümlü demokrasilerin içine sinsi bir biçimde sızmaktadır. Kendini halkın üzerinde gören, her kararı gece yarısı tek başına alan buyurgan yapılar, sömürgeci aklın özlediği “monarşi” özlemini demokrasi kılıfı altında yaşatırlar. Bu gizli “hanedanlık” modelinde “muhalefet”, sistemin işleyişini bozan bir düşman gibi algılanır; yargı ise bu “iyicil” maskeli diktanın sürekliliğini sağlayan bir kılıç olarak konumlandırılır. Dış güçlerin onayına dayalı bu sözde demokratik yapılar, özünde Barrack’ın işaret ettiği kukla rejimlerin günümüzdeki yansımalarından başka bir şey değildir.

***

Sömürgeci odakların güdümündeki bu yapay düzeneklerde yargı eliyle işletilen “kesin geçersizlik” süreci, yalnızca “muhalefete” gözdağı vermek, toplumsal tepkiyi sınırlandırmak amacını taşımaz. Burada göz ardı edilen büyük tehlike, iktidarın kendi sinsi çıkarlarına uyumlu, uysal, sömürü çarkını sorgulamayan yapay bir “muhalefet” tasarlama çabasıdır. Dışarının “icazet” söylemine sessiz kalan bir “iktidarın” karşısına, yine dışarıdan “icazet” bekleyen bir muhalefet tasarımı koymak istenir. Düzen, bütünüyle yok edilmiş bir “muhalefet” yerine, kendi sınırlarını çizdiği, yalnızca biçimsel bir karşı duruş sergileyen kukla yapılar üretmek ister.

İşte tam bu nedenle, bağımsızlık istencini koruyan, işçinin açlığını haykıran, gerçek anlamda dik duran her odak düzmece davalarla, kesin geçersizlik kıskaçlarıyla bütünüyle yok edilmek yerine, varlıklarının etkisizleştirilmesi/sindirilmesi istenir… Amaç, sömürgeci aklın dayattığı bu kirli oyun alanında, yalnızca “iktidarın” izin verdiği ölçüde konuşan, onun çizdiği sınırlardan dışarı çıkmayan güdümlü bir karşıtlık alanı ortaya koymaktır.

***

Toplumsal gerçeklikten kopuk bu sinsi tasarım, fabrikada hakkı çalınan işçinin, tarlada ürünü batan köylünün, açlığa tutsak edilen milyonların hak arama çığlığını durduramaz. Sömürgeci aklın dayattığı güdümlü yargı kararları, sokağın ekmek kavgasını, halkın sandığa gömdüğü bu “hanedanlık” özentisi kukla düzenekleri bütünüyle geçersiz kılma çabasıdır. “İktidarın” kendi eliyle kurduğu bu ısmarlama “muhalefet” modeli, halkın yaşadığı/ ancak bir türlü “yönetenlere” anlatamadığı açlık gerçeği karşısında bütünüyle çürümektedir.

Mahkeme duvarlarının arkasına saklanarak siyasi istenci bastırmaya çalışan buyurgan yapı, bu topraklarda yüz yıl önce verilen bağımsızlık savaşının sarsılmaz bilinciyle yüzleşmek, sokağın ekmek kavgasından yükselen o dip dalganın sesini duymak zorundadır. Gerçek güç, emeğinin peşinde koşan milyonların istencindedir. Özlenen demokrasilerde, halkın özgür istencini kelepçeleyerek sömürü çarkını döndürmek isteyenlerin bütün girişimleri, toplum vicdanında kesin geçersizlik durumundadır.

Sürecek…

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER