Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Ömer ALPDOĞAN
Ömer ALPDOĞAN

İktidar destekli rekorlar

Bir süredir kamu sendikacılığı tartışmalarında sık sık “rekor”, “tarihi başarı”, “üye patlaması” gibi başlıklar görüyoruz. Son örnek yine Eğitim-Bir-Sen üzerinden geldi. Adana Şube Başkanı Mustafa Sarıgeçili, 12 bin 828 üyeyle sendikanın kendi rekorunu kırdığını ve üst üste on ikinci kez yetkili sendika olduklarını açıkladı. Ayrıca en yakın rakiple aralarında ciddi bir üye farkı bulunduğu da vurgulandı.

Kağıt üzerinde bakıldığında bu tablo güçlü bir örgütlenme başarısı gibi sunuluyor. Ancak Türkiye’de sendikal yapının siyasetle kurduğu ilişki düşünüldüğünde, bu “rekorların” yalnızca örgütlenme kapasitesiyle açıklanıp açıklanamayacağı sorusu ister istemez gündeme geliyor.

Çünkü kamu sendikacılığı, uzun zamandır yalnızca emek-sermaye dengesinin değil, siyaset-sivil toplum ilişkisinin de bir parçası. İktidar değişimlerinin sadece bakanlık koltuklarını değil, sendikal dengeleri de etkilediği bir ülkeden bahsediyoruz. Bu nedenle bazı sendikaların büyümesi, sadece taban hareketiyle değil, aynı zamanda iktidar ile kurulan yakın ilişkiyle de birlikte okunuyor.

Bugün memur sendikaları içinde farklı konfederasyonların, farklı siyasi eğilimlerle anıldığı bir gerçek. Memur-Sen çizgisi ile iktidar arasındaki yakınlık nasıl konuşuluyorsa, Türkiye Kamu-Sen, KESK ve diğer yapılar için de benzer siyasi referanslar sık sık dile getiriliyor. Bu tablo, sendikal rekabeti ideolojik bir zemine de taşıyor.

Asıl soru tam da burada ortaya çıkıyor: Bu “rekorlar” ne kadar organik, ne kadar konjonktürel?

Türkiye’de iktidar değişse, bugün güçlü görünen bazı sendikaların aynı ivmeyi koruyup koruyamayacağı tartışmalı. Aynı şekilde, bugün geri planda kalan bazı sendikaların, farklı bir siyasal iklimde hızla öne çıkma olasılığı da göz ardı edilemez. Çünkü kamu çalışanlarının sendikal tercihlerinin yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda kariyer, güvence ve kurumsal ilişkilerle de yakından bağlantılı olduğu biliniyor.

Bu yüzden sorun sadece bir sendikanın üye sayısını artırması değil; bu artışın hangi koşullarda, hangi siyasi atmosferde gerçekleştiği sorusudur. Eğer sendikal büyüme, büyük ölçüde siyasal iktidar ile kurulan paralel bir hattın sonucuysa, o zaman “rekor” kavramı da biraz daha dikkatli okunmayı hak eder.

Zira Türkiye’de sendikal harita, çoğu zaman emek mücadelesinden çok, siyasi iklimin gölgesinde şekilleniyor. Bugün “tarihi rekor” diye sunulan tabloların, yarın bambaşka bir siyasi denklemde nasıl değişeceğini ise zaman gösterecek.

Hemen belirteyim; Memur-Sen, Türkiye Kamu Sen, KESK, Birleşk Kamu iş gib üye sayısı yüksek  konfederasyonlar ve bunlara bağlı sendikalar dışında HAK-SEN, BASK, Çalışan-Sen, Tüm Memur-Sen, Anadolu-Sen, Şehit Gazi-Sen, Mil-Sen, Yurt-Sen adlı kamu çalışanlarının üye olduğu sendikaları bünyesinde bulunduran konfederasyonlar bulunmakta.dır. Tüm bu sendikalar, ilişki içinde oldukları partinin iktidara gelmesinin dört gözle beklemektedirler.

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER