Sokak hayvanlarını koruma iddiasıyla çıkarılan yasa, ne yazık ki bugün masum canların kâbusuna dönüşmüş durumda.
İçişleri Bakanı, sokakta yaşayan hayvanların yüzde 92’sinin toplandığını açıklıyor ve bunu büyük bir başarı olarak sunuyor. Oysa ortada yanıt bekleyen çok önemli bir soru var: Sokaklar gerçekten daha güvenli hale geldi mi?
Çünkü bu ülkede insan yaşamını tehdit edenler sokak hayvanları değil, insanlardır.
Ne zaman sokak hayvanlarına yönelik toplama operasyonları başlasa, yandaş medya organlarında günler öncesinden sokak hayvanlarının saldırılarına ilişkin haberler art arda servis ediliyor. Ardından belediyeler, valiliklerden aldıkları talimatla sokaklardan can dostlarımızı toplamaya başlıyor.
Peki ya sonra?
Toplanan hayvanların akıbeti çoğu zaman kamuoyuna açıklanmıyor.
Geçmişte Erdemli ve Osmaniye’de yaşanan canlı canlı toprağa gömülme görüntüleri hâlâ belleklerde. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde toplanan kırk beş bin sokak hayvanının doğal yollarla öldüğüne ilişkin açıklamalar ise toplumdaki endişeleri daha da artırdı. Bu örnekler, “Toplanan hayvanlara gerçekten ne oluyor?” sorusunu haklı olarak gündeme getiriyor.
Asıl üzerinde durulması gereken konu ise bambaşka.
Sokak hayvanlarının yüzde 92’si toplandıysa, sokaklar artık güvenli mi?
Ne yazık ki hayır…
Bu yıl yüzlerce kadın ve çocuk cinayeti işlendi. Her gün televizyonlarda, gazetelerde yeni bir cinayet haberi görüyoruz. Son olarak Adana’da yalnızca 24 saat içerisinde üçü kadın olmak üzere altı kişi yaşamını yitirdi.
Hangisini bir sokak köpeği öldürdü?
Rüzgârlıtepe’de bir kadını katledip ardından olaya tanık olan iki genci öldüren bir sokak hayvanı değildi.
Kadınları öldürenler de, çocukları katledenler de, sokak ortasında silah sıkanlar da, uyuşturucu ticareti yapanlar da, gasp edenler de insan.
Demek ki sokakların gerçek tehlikesi dört ayaklılar değil; vicdanını, merhametini ve insanlığını kaybetmiş iki ayaklılardır.
Bugün devlet, sokakların güvenliğini sağlamak istiyorsa yanlış adrese yöneliyor.
Toplanması gerekenler masum hayvanlar değil; topluma korku salan suçlulardır.
Eğer gerçekten her ilde, her ilçede “toplama kampı” kurulacaksa, o kamplar masum canlar için değil; kadın katilleri, çocuk istismarcıları, mafya bozuntuları, silahlı suçlular ve toplumun huzurunu bozan suç örgütleri için kurulmalıdır.
Masum bir köpeğin, bir kedinin cezasını neye dayanarak kesiyoruz?
Onlar mı cinayet işledi?
Onlar mı kadına şiddet uyguladı?
Onlar mı çocukları katletti?
Hayır…
Bütün bunları yapan insandır.
O halde sorun hayvanlarda değil, suç işleyen insanlardadır.
Bu nedenle iktidarın sokak hayvanlarıyla ilgili mevcut yasayı yeniden gözden geçirmesi artık bir zorunluluktur. Belediyelerin hayvanları kısırlaştırıp tedavilerini yaptıktan sonra alındıkları ortama geri bırakmalarını esas alan anlayış yeniden egemen hatta zorunlu olmalıdır.
Uygarlık, güçsüze nasıl davrandığınızla ölçülür.
Masum olanı öldürmek kolaydır; zor olan onu yaşatmaktır.
Devletin görevi de yaşatmaktır.
Kötü insanların işlemesi gereken cezayı masum hayvanlara çektirmek ne hukuka sığar ne vicdana ne de adalete.
Unutulmamalıdır ki adalet yalnızca mahkeme salonlarında tecelli etmez.
Yasayı çıkaranların da, toplama emri verenlerin de inandığı dine göre, bir de herkesin hesap vereceğine inanılan Mahkeme-i Kübra vardır.
İslama inanlara göre. bugün yanlıştan dönmeyenler, masum canların yaşam hakkın ellerinden alanlar, orada bugün yaptıklarının heabını bir bir verecekler.
Din bilginlerine göre, orada ne makamın, ne gücün, ne de siyasetin bir hükmü olacaktır. Gerçek adalet, işte o gün yerini bulacaktır.
Gelin Mahkeme-i Kübra’da hesap vermeyi beklemeden buünden yalışlardan vazgeçip, o koktuğunuz adalet günüde günahsız olarak gidin!..






























