Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Karalar’ı sorgulamak…  

Son yıllarda “benim inandıklarıma inanacaksın, benim istediklerimi seveceksin, benim istediğim gibi davranacaksın” benzeri bir yapılanma açık biçimde kendini gösteriyor! “Muhalefet” için bile, “istediğimiz gibi bir muhalefet olmalı” denilmedi mi? Emekçilere “elimizden geleni yaptık” denilince ellerinden geleni yapmış olacaklar, “kimseyi enflasyon altında ezdirmedik” dediklerinde çalışanlar/ emekliler ezilmemiş sayılacaklar, “tarımda rekor kırdık” dediklerinde üretici kendisi için yapılması gerekenlerin yapıldığını sanacaklar, “fahiş fiyatların üzerine gidiyoruz” dediklerinde haksız kazancın önüne geçildi diye düşünecekler…

Bir başkası yaşamıyor, bir başkası sormuyor/ sorgulamıyor/ düşünmüyor! O “üst akıl” ne derse o doğru! Onun “doğuları” yaşamda yer bulacak, onun dedikleri “anlamlı” bulunacak, onun gösterdikleri üzerinde odaklanılacak! Bu “insan olmanın” özelliklerinden bambaşka bir şey! Benim inandıklarım/ sevdiklerim/ benimsediklerim olduğu gibi, karşımdakinin de inandıkları/ sevdikleri/ benimsedikleri olduğunu özümsemedikçe yaşamı nasıl yaşanılır kılacaksınız ki? “At gözlüğü” takarak mı?

***

“At gözlüğüne” hiç gerek yok! Ne olursa olsun; eğer insanların arasını bozacaksa, onları birbirine düşmanlaştıracaksa yaşamımızdan uzak dursun! “İktidarın” tam da yapmak istediği bu değil mi? Yerel seçimde yıllardır görmedikleri başarısızlığı yaşatan, ikinci kez girdiği İstanbul Anakent Belediyesi seçimlerinde “iktidarın” tüm kurumlarını geride bırakan “fırtına” son iki yılda nelere tanık etmedi ki? Yerel yönetimlerin “silkelenmesi” yönergesini anımsayın; ardından SSK alacakları, ardından “muhalif” belediyelere soruşturmalar, “muhalif” belediye başkanlarının tutuklanması, bir de CHP’ye “kesin geçersizlik/ mutlak butlan” kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlığa getirilmesi…

“İktidar” için her şey “güzel” gidiyordu! Kılıçdaroğlu’na yakın isimlere “iktidarın” tüm televizyonları kapılarını açtı! O güne değin bir yandan Kılıçdaroğlu’nu bir yandan konuşmacılarını kapı eşiklerine yaklaştırmayanlar en yakın dost/ en yakın dava arkadaşı oldular! Bu arada da CHP içinde, yeni bir “oluşumun” ortaya çıkmasını zorladılar! Öyle de oldu; Özgür Özel, aylardır süren uğraşını, yurttaşın coşkusunu Yeni Parti’yi kurarak ortaya koydu…

***

Başta şunu söylemem gerek: Ne CHP’den ayrılıp Yeni Parti’yi kuranlar, ne de CHP’de kalanlar birbirine düşman değil! Daha birkaç ay öncesine değin birlikte aynı alandaydılar! Kimse kimseyle yaşadıkları güzel anıları unutacak değil! Ancak süreçte “herkesin” kendince düşünceleri olabilir! Kimi “yıllardır içinde bulunduğum partim CHP’de kalmayı düşünüyorum” diyebileceği gibi, bir başkası da “bundan sonraki uğraşımı Yeni Parti’de sürdüreceğim” diyebilir! Kimsenin “ağzını kirletmesine” gerek yok! Asıl o zaman tümden “iktidarın” istediği yapılmış sayılır!

Bunları Adana’nın seçilmiş Anakent Belediye Başkanı Zeydan Karalar’a gösterilen tepkiler nedeniyle yazma gereği duydum! Karalar, “bütün gücümle partinin kurultaya gitmesi için çalışıyorum, ellibeş yıldır CHP için mücadele ediyorum” dedi; diyemez mi, bu kuralı kim koyuyor? Karalar’ı, Adanalı kadar tanıyan olmaz! Onun ikiyüzon günlük tutukluluğu sürecinde, Adana’da duraksamadan süren eylemleri kimse unutmuş değil! Adana’dan Silivri’ye yürüyerek giden gençlerin “o duruşunu” yadsıyan yok! Aynı biçimde, Karalar’ın Adanalıyla oluşturduğu bağı/ duygudaşlığı/ yazdığı öyküyü belleklerden silmeye de kimsenin gücü yetmeyecek!

***

“Benim inandıklarıma inanacaksın, benim istediklerimi seveceksin, benim istediğim gibi davranacaksın…” Ya sonra? Bu zorlamalarla yaşamın, geleceğin “yaşanılır” olabileceğini mi sanıyorsunuz? Yeri geldiğinde demokrasiye inandığınızı, demokrat tutumunuzu dile getireceksiniz, sonra da “benimle gelmedi” diyerek, tüm yaşanmışlıkları unutarak cezalandıracaksınız! İnsanları birbirine düşürmek, yalnızca “iktidarın” değil; bundan çıkar sağlayan düzenin de işine gelir. Kapitalizmin de, insanları yoksullaştıran “doymazların” da istediği bu! Aynı kökten gelmişsin; ayrı dallarda uğraş vermeyi seçmişsin! Olamaz mı?

Zeydan Karalar’ın da, Özgür Özel’in de, CHP’de kalanların da, Yeni Parti’ye geçenlerin de birbirinden koptuğu yok! Bu “fırtınalı” geçiş sürecinde kimisi erken, kimisi geç kalmış sayılabilir! Ancak kimse kimsenin düşmanı, kimse kimsenin unuttuğu değildir! Karalar’ı ya da bir başkasını “kalıyor” ya da “gidiyor” diye yargılamanın “demokrat” duruşa vereceği zararı düşünsenize… Bırakın insanlar “inandığını” yaşasın, bırakın insanlar “bırakamadıklarıyla” kalsınlar, bırakın “yaşamları” böyle anlamlansın… Zeydan Karalar’ı “düşünceleri” nedeniyle sorgulamaktan uzak durun! 260726

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER