Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Selma ERDAL
Selma ERDAL

Durmaksızın düşünce sıçramaları

Bu yazı, birbirinden kopuk gibi görünen ama aynı toplumsal akıl tutulmasının değişik yüzlerini gösteren birkaç düşünce sıçramasından oluşuyor: Örneğin küfürbaz dil, batıl inanç, üretimsiz tarım, disiplinsiz başarı beklentisi ve kanal siyaseti… Ne yazık ki düşüncelerimiz hiç dinginleşmiyor ki…

*Sanal ortamlarda düşüncelerinizi, bilgi birikimlerinizi, yorumlarınızı paylaştığınızda; size sövgülerle karşılık verenler, sokak kullanımıyla küfredenler ne kadar çok değil mi?

Ne yazık ki uygar insanlar gibi tartışma kültürü yok bu ülkede…

Çünkü…

Cahil, bilgisiz, akılsız, kaba gücüyle dahası ilkel benliğiyle üstün geleceğini sananlar ki onlar hayvanların birbirlerine kükreyerek güç gösterisi yapmaları gibi…

Kaba kuvvetle, kaba sözle, zorbalıkla; bir başka deyişle ilkel benliklerinin dürtüleriyle, tıpkı 4 ayaklılar gibi…

Üstünlük kuracaklarını sanıyorlar oysa yalnızca ve yalnızca ne kadar ilkel olduklarını dışa vurmuş oluyorlar o küfürbaz dilleriyle…

Üstelik her geçen gün sayısal olarak daha da çoğalıyorlar.

Öyle ki küfürbaz sayısındaki artışla, cahil / bilgisiz / id aşamasında kalmışlar arasındaki artış ilişkisi; doğru orantıyla açıklanabilir. Bu bağlamda Aziz Nesin’in ileri sürdüğü yüzdelik oranları bile; günümüz gerçeklerini açıklamakta, yorumlamakta yetersiz kalabilir.

*13 sayısı kimilerine göre uğurlu, kimilerine göre uğursuz. Ve de olunca bu halk kitap okumayan bir şuursuz, bilmez ki gerçeğini, aslını İsa ve havarilerini tanımlayan, simgeleyen bu 13 sayısının… Eğer bilseydi; yine de 13’ün uğuruna ya da uğursuzluğuna takar mıydı kafasını yüzde 99’u Müslüman olduğu varsayılan bu halk?

Din adına ya da geleneksel yaşamlar bağlamında; batıl, bağnaz, yoz, yobaz ne varsa ekinimizde ya İsa’nın ya da Musa’nın mirasıdır.

Ne yazık ki halkımız da Batılı’dan batıl olan ne varsa almış da bilimsel, düşünsel, ussal, çağdaş olan ne varsa onlardan uzak kalmış, onlardan yana etkilenmemiş ussal, çağdaş esinlenmemiş de…

Durum böyle olunca ne demokrasi ne insan hakları ne hoşgörü; kişilik yapılanmasında yer edinememiş. İşte böyleleri için daha ilk çağlarda “Sizin sessizliğiniz onayınızdır” demiş PLATO… Gerçi buna benzer bizimkiler de “sükut ikrardan gelir” demiş.

Yoksa bu düzende “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” dercesine, ülke genelinde olan, bitene susanlar için mi bu sözler söylenmiş? Elbette bu sorunun yanıtını ben bilemem; bilse, bilse kerameti kendinden menkul kanaat önderleri bilir.

*Avrupa Birliği’nin Bütçesi’nin yüzde 50’si tarım işkoluna yönelik yatırımlara ayrılıyormuş. Türkiye’nin Bütçesi’ne sıra gelince yalnızca yüzde 4’ü tarım işkoluna ayrılıyormuş.

Üstelik bu ülke Cumhuriyet’in ilk yıllarında; Rusya ile birlikte buğday üretiminde başa güreşir, dört mevsim Güneş’le kucaklaşan bu topraklarda bolluğun, bereketin tohumları yeşerirdi.

Ne yazık ki günümüzde; Bütçe’nin yüzde 4’lük tutarı tarımsal yatırımlara ayrılınca, sonucunda bu ülke de açar elini yabana patates için, soğan için, arpa için, buğday için…

Elbette ki yönetenleri sorumsuz, yönetilenleri de tembel olunca… Bebelerinin de dedelerinin de açlıktan benizleri solunca… Ne ülke kalkınır ne de gönenç içinde yaşar ulus… Ne tezgah kumaş dokur ne fabrikada makina işler. Bu gidişle aç kalanlar, tokları da şişler.

Nasıl gerçekleşti bu akıl almaz işler?  Mezarında kemikleri sızlar Kurucumuz, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal’in; “Türk Milleti çalışkandır” dedim ama nasıl olur da ben gerçekleri göremedim derken… Ve tembelliğin koynunda öz benliğini yitiren dünlerdeki Ulusun Efendisi Köylü; yabanın ürettiklerini afiyetle yerken…

Acaba der miydi tek bir söz “çalışkanlık” meziyeti hakkında şu tembel milletine O Ulu Önder?

Acaba efendilik payesi verir miydi yine de bugün köle konumundaki köylüsüne?

*Türk gibi başla, Alman gibi bitir denirdi bizim çocukluğumuzda…

Osmanlı’dan kalmış bir gelenektir; “Allah, Allah!” diye haykırarak dört nala saldırmak

Daha sonrasında bozguna uğrayınca da “Allah, Allah? Allah, Allah?” şaşkınlığıyla geri çekilmek…

Ne yazık ki disiplinsiz, plansız, programsız bir toplumda; sürdürülebilir başarılar beklenmemelidir.

Kimler için bu sözler?

Elbette ki yıllardır uluslararası şampiyonalarda başarı grafiği düşen ya da düşecek olan sporcularımız için…

Bunca aradan sonra ülkemizin de yer aldığı Dünya Kupası karşılaşmalarında; ola ki ilk üç maçta elenirlerse…

Şu ülkenin onurunu, ulusunun mutluluğunu ayaklarının altında ezerlerse şu topçular…

Şeref ve haysiyetleri olmayacaktır halkın gönlünde; gelip geçici eğlence tayfası şu popçular kadar!

*Kitapların yazdığına göre 1912’de Amerikan Başkanı William H. Taft “Yıldızlı ve çizgili bayrağımızın birbirinden eşit uzaklıktaki üç noktada; Kuzey Kutbu, Panama Kanalı ve Güney Kutbu’nda dalgalanacağı gün yakındır. Irkımızın üstünlüğü gereği manevi anlamda zaten bizim olan bütün yarımküre, gerçekten bizim olacaktır” demiş.

Aynı dönemde Eski Başkan Teddy Roosvelt Kolombiya’yı nasıl başarıyla kesip biçtiklerini çekinmeden hatırlatıp, Nobel Barış Ödülü’nün sahibi bu başkan, Panama’yı nasıl bağımsızlaştırdığını anlatarak “Kanal’ı ben aldım!” diye haykırmış.

Bu arada Nobel Barış Ödülü’nün kimlere verildiği, ne denli barışçıl olduğu da tartışılmalıdır uluslararası kamuoyunca derim!

Bu arada Panama Kanalı’nın açılışının ardından Kolombiya kısa süre sonra 25 milyon dolarlık bir tazminat almış.

ABD’nin iki Okyanus arasında bir yola sahip olabilmesi için doğmuş bir ülkenin fiyatı da işte bu kadarcıkmış.

Acaba Amerikan’ın çıkarları doğrultusunda; bir kez daha tarih tekerrür edecek mi?

Acaba Kanal İstanbul’la birlikte, bizim topraklarımızdan çalınabileceklerin üzerinde de yeni bir ülkecik mi doğacak?

ABD’nin Marmara’dan Karadeniz’e geçme tutkusunun olası bedeli acaba kaç milyon dolar olacak?

Her geçen günle birlikte endişeler, kaygılar çoğaldıkça çoğalıyor düşüncelerimizde… Yaşanabilir barışçıl dünya düşlerimiz de dönüşüyor kabusa…

Didim, 18 Haziran 2026

 

 

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER