Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

CHP’de yaşanan kriz ve yeni ayrışma süreci 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün yaşadığı kriz, yalnızca güncel siyasi tartışmaların veya belirli isimler arasındaki çekişmelerin sonucu değildir. Bu sürecin kökleri, özellikle 2007 sonrasında Türkiye siyasetinde yaşanan dönüşümlere kadar uzanmaktadır. Siyasette meydana gelen her değişimin iç ve dış dinamikleri vardır. Dış müdahaleler bazı süreçleri hızlandırabilir, yön verebilir ya da etkileyebilir; ancak asıl belirleyici olan, değişimin kendi bünyesinde taşıdığı nedenlerdir.

Bu nedenle CHP’de yaşanan gelişmeleri yalnızca kişilere indirgemek, bütün sorumluluğu birkaç ismin üzerine yıkmak veya “mutlak butlan” tartışmaları üzerinden günah keçileri aramak, yaşanan sürecin gerçek niteliğini ve hedeflerini anlamayı zorlaştırmaktadır.

Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yükselişi de yalnızca yerel yönetim başarısı üzerinden açıklanabilecek bir durum değildir. Kendisine yüklenen misyon, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sınırlarını aşan bir siyasi anlam taşımaktadır. CHP kimliği üzerinden devlet yönetimine ulaşma hedefinin merkezine yerleştirilen bir siyasi figür olarak öne çıkarılmış, kamuoyu nezdinde özel bir görünürlük kazanmıştır.

Ancak siyasal süreçler her zaman planlandığı gibi ilerlemez. Uluslararası güç merkezleri arasındaki farklı hesaplar, bölgesel ve küresel gelişmeler, kurulan siyasi denklemleri değiştirebilir. Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeler de bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Bugün gelinen noktada CHP, kendi içinde ciddi bir parçalanma süreci yaşamaktadır. Parti içindeki farklı görüşler artık siyasi rekabet sınırlarını aşmış, karşılıklı suçlamaların ve sert ithamların gölgesinde düşmanlaşmaya dönüşmüştür. “Hain”, “sarayın adamı”, “işbirlikçi” gibi ifadeler, parti içi tartışmanın dili haline gelmiştir. Bu durum yalnızca bireyleri değil, CHP’nin kurumsal kimliğini ve toplumsal itibarını da yıpratmaktadır.

Üstelik CHP tarihinde ilk kez bu ölçüde geniş kapsamlı mali ilişki iddiaları, etik dışı davranış suçlamaları ve kamuoyu önünde yürüyen ağır tartışmalar yaşanmaktadır. Bu iddiaların doğru ya da yanlış olması ayrı bir tartışma konusudur. Ancak ortaya çıkan bilgi ve belgelerin yalnızca Türkiye’deki kurumların değil, uluslararası aktörlerin de erişim alanında bulunduğu açıktır. Bu durum, partiyi dış müdahalelere karşı daha kırılgan hale getirmektedir.

Özgür Özel ve mevcut yönetimin siyasi gündemine bakıldığında ise parti tabanında önemli bir kesim, halkın ekonomik ve sosyal sorunlarından çok Ekrem İmamoğlu’nun siyasi geleceğinin önceliklendirildiği kanaatini taşımaktadır. Düzenlenen mitingler, yapılan açıklamalar ve siyasi kampanyalar bu algıyı güçlendirmektedir.

Siyasi mücadelenin toplumsal hedeflerden uzaklaşıp kişisel sonuçlara indirgenmesi ise parti içindeki gerilimi daha da artırmaktadır. Genel Merkez girişine kurulan barikatlar, grup başkanlığı seçimleri etrafındaki tartışmalar, kürsüden yapılan karşılıklı restleşmeler ve milletvekillerinin disiplin süreçlerine sevk edilmesi bunun somut göstergeleri olarak görülmektedir.

Oysa sol ve sosyal demokrat gelenek içerisinde temel ilke, farklı görüşlerin parti disiplini ve demokratik mekanizmalar içinde mücadele edebilmesidir. Demokratik merkeziyetçilik olarak tanımlanan bu anlayışın zayıflaması, partiyi ortak hedeflerden uzaklaştırarak hizip mücadelelerinin hâkim olduğu bir yapıya dönüştürmektedir.

Bugün yaşanan tabloya bakıldığında CHP’nin korunamadığı, kişisel hesapların ve siyasi hırsların kurumsal aklın önüne geçtiği görülmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da parti içerisinde yeni kopuşların ve yeni siyasi oluşum arayışlarının zemini oluşmaktadır. Kendi siyasi çevrelerini ve “tekkelerini” kurma hazırlığı içinde olan aktörler, ayrışma sürecini hızlandırmaktadır.

Bu nedenle CHP’ye gönül verenlere düşen görev; öfkeyle hareket etmek yerine süreci sakin, sağduyulu ve tarihsel bir perspektifle değerlendirmektir. Eğer mücadele edilecekse, bu mücadelenin CHP’nin kurumsal yapısı içinde yürütülmesi; partiyi dağıtacak değil, yeniden toparlayacak bir anlayışın hâkim kılınması gerekmektedir.

Türkiye’nin demokratik geleceği açısından ihtiyaç duyulan şey, kişisel hesaplaşmalar değil; ilkeler, programlar ve halkın gerçek sorunları etrafında şekillenen bir siyasal mücadeledir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER