Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Örgüt, toplumun kendisi olmalı…  

Dünkü yazıda, “sözde demokratlığın”, “sözde insan sevgisinin”, “sözde emek dostluğunun” nerelere vardığını söyleştik… Bugün yaşanan ekonomik sıkıntıların, bugün yaşanan hukuk dışı uygulamaların, bugün yaşanan yazgıcı anlayışın temelinde biraz da “örgüt” anlayışındaki yanlışların bulunduğunu söyledik. Peki, bundan sonrası için nasıl bir örgüt yapısı oluşturulmalı?

Özgür Özel’in aylardır sürdürdüğü yürüyüş, bunun yanıtını vermiyor mu aslında? “Haydi; yürüyelim arkadaşlar” sözü yalnızca sokakta yürümeyi anlatmıyordu. Yurttaşın yaşamına dokunmayı, sevincini de kaygısını da paylaşmayı, yalnız seçim günlerinde değil yılın her gününde yanında olmayı anlatıyordu. Örgüt dediğimiz de tam olarak bu olmalı.

***

İl ya da ilçe yönetimleri oluşturulurken ilk bakılması gereken şey, toplumun kendisi olmalı. Yalnız birbirini tanıyanların, yalnız işinsanlarının, yalnız yıllardır koltuk değiştirenlerin oluşturduğu yönetimlerle nereye dek gidilebildi? Toplum yalnız onlardan mı oluşuyor? Fabrikada vardiyaya giren işçi yok mu? Tarlasına gübre atacak parayı bulamayan üretici yok mu? Pazara çıkarken fileyi nasıl dolduracağını düşünen emekli yok mu? İş aramaktan yorulan genç, evinin geçimini omuzlayan kadın, sabahın ilk ışığında işyerini açan küçük esnaf bu toplumun parçası değil mi?

Toplumun içinde kim varsa, örgütün içinde de onun sesi duyulmalı. Kadınlar yalnızca fotoğraf karesini tamamlamak için, gençler yalnızca “gençlik de var” denilsin diye, emekçiler yalnızca vitrin süsü olsun diye yönetimlere alınmamalı. Onlar yaşamın içindeler; yönetimin de içinde olmalılar. Çünkü yaşamı en iyi yaşayan anlatır. Açlığı yaşayan, geçim sıkıntısını yaşayan, her geçen gün ekmeği küçülen, üretmenin zorluğunu bilen de onlar… Bir yönetim kurulunda eğitimci de olmalı, sağlık emekçisi de… Mühendis de olmalı, çiftçi de… Esnaf da olmalı, üniversite öğrencisi de… Bunun nedeni “her katmandan biri bulunsun” anlayışı değil. Yaşamın her alanında yaşanan sorunların aynı masada konuşulabilmesi. Fabrikadaki ücret kaygısıyla tarladaki girdi sorunu, okuldaki eğitim sıkıntısıyla hastanedeki yoğunluk aynı ülkenin gerçeği değil mi? Örgüt, bu gerçekleri bir araya getirebildiği ölçüde toplumun sesi olacaktır; unutulmamalı.

***

Yönetimlerde yer alacak insanlar belirlenirken bir şey daha unutulmamalı. Yurttaşı tanımayan, yurttaşın da tanımadığı biri örgütçü olamaz. Mahallesine yabancı kalan, fabrikanın kapısından geçmeyen, köyün yolunu unutan, pazarın sesini duymayan biri, hangi göreve getirilirse getirilsin yalnızca bir “isim” taşır. Oysa yurttaşın aradığı “isim” değil; gerektiğinde kapısını çalabileceği, derdini anlatabileceği, sözünün arkasında duracağını bildiği örgütüdür.

Örgütü kapalı salonlardan çıkarıp sokağa taşımanın zamanı çoktan geldi. Mahallede, pazarda, fabrikanın önünde, köyde, üniversitede görünmeyen bir yönetim, yurttaşın belleğinde nasıl yer edinebilir? Sosyal medyada paylaşılan birkaç fotoğrafla, birkaç kutlama töreniyle siyaset yapılacağını sananlar, yıllardır bunun yanılgısını yaşamadılar mı? Yurttaş artık kendisini dinleyen, derdini unutmayan, verdiği sözü izleyen insan görmek istiyor. Unutmayalım; örgüt, genel başkanın söylediklerini yineleyen bir yapı değildir. Yaşadığı kentin nabzını tutan, yurttaşın sesini yönetime taşıyan, gerektiğinde yanlışlara “yanlış” diyebilen ortak akıldır. Toplumun bütün renklerini, bütün emek alanlarını, bütün yaşlarını içinde taşımayan bir yönetim, ne kadar kalabalık olursa olsun eksik kalacaktır.

***

Yıllardır yapılan yanlış da buydu. Çarşıyı gezdiğini, pazarı dolaştığını, birkaç el sıktığını yeterli görenler oldu. Oysa yurttaşın istediği el sıkılması değil, unutulmamasıydı. Bir kez dinlenmesi değil, sorununun ardından gidilmesiydi. Güven, yaşamın içinde verilen emekle oluşur. Örgüt de ancak o zaman büyür, ancak o zaman yurttaşın belleğinde yer edinir.

Belki de bugün en çok buna gereksinimimiz var. Birbirine benzeyen insanların oluşturduğu yönetimlerden ötede; birbirini anlayan, birbirinin yaşamını bilen insanların kurduğu örgütlere… Çünkü toplumun içinden doğmayan hiçbir siyasetin yaşamı uzun olmaz. Örgütü büyüten yapılar değildir, “tabela” hiç değildir. Örgütü büyüten, toplumun içinde bıraktığı iz, yurttaşın yüreğinde oluşturduğu güven, birlikte yazılan öykülerdir. Çünkü ortak akıl, ancak ortak yaşamdan doğar. Bunun yolu da toplumun bütün katmanlarını aynı çatı altında buluşturmaktan geçer.280726

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER