Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Ömer ALPDOĞAN
Ömer ALPDOĞAN

Geçici konukluktan kalıcı yerleşime  

Türkiye, son on dört yıldır dünyanın en büyük sığınmacı nüfuslarından birine ev sahipliği yapıyor. Başlangıçta savaşın sona ermesiyle ülkelerine dönecekleri söylenen Suriyeliler için bugün artık çok farklı bir tabloyla karşı karşıyayız.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin açıkladığı çalışma izni muafiyeti kararı, bu tablonun en son ve en dikkat çekici halkasıdır. Geçici koruma altındaki Suriyeliler için çalışma izni alma zorunluluğunun kaldırılması, teknik bir düzenleme olarak sunulsa da sorunun özü çok daha farklıdır. Bu karar, milyonlarca Suriyelinin Türkiye’deki varlığını daha da kalıcı hale getirecek bir adımdır.

Çünkü dünyanın hiçbir ülkesinde geçici olarak bulunan yabancı nüfus için kalıcılığı teşvik eden düzenlemeler yapılmaz. Eğer hedef geri dönüş ise politikalar geri dönüşü kolaylaştıracak şekilde oluşturulur. Eğer çalışma hayatına entegrasyon hızlandırılıyor, sosyal yaşama uyum projeleri geliştiriliyor ve uzun vadeli yaşam olanakları genişletiliyorsa, ortada artık “geçici misafirlik” değil, kalıcı yerleşim süreci vardır.

Bugün Türk gençleri işsizlikle mücadele ediyor. Üniversite mezunları iş bulamıyor, sanayide ve hizmet sektöründe ücretler baskılanıyor, milyonlarca vatandaş ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Böyle bir dönemde hükümetin önceliğinin Türk vatandaşlarının istihdamı olması beklenirken, Suriyelilere çalışma hayatında yeni kolaylıklar sağlanması doğal olarak kamuoyunda tepki oluşturacaktır.

Nitekim son aylarda yapılan açıklamalar da bu yöndeki endişeleri güçlendiriyor. Türkiye’nin Şam Büyükelçisi’nin Suriyelilerin geri dönüşünden çok entegrasyon sürecinin konuşulacağına ilişkin sözleri, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ tarafından gündeme taşınmış ve milyonlarca Suriyelinin kalıcı hale getirilmeye çalışıldığı yönünde yorumlanmıştı.

O günlerde bu değerlendirmelerin siyasal bir yorum olduğu söylenebilirdi. Ancak bugün çalışma izni muafiyeti kararıyla birlikte aynı sorular daha yüksek sesle sorulmaya başlanmıştır: Eğer Suriyeliler geri dönecekse neden kalıcılığı güçlendiren adımlar atılıyor? Eğer geçici koruma devam ediyorsa neden kalıcı nüfus politikalarını andıran düzenlemeler yapılıyor?

Türk ulusu özverilidir. Zorda kalana yardım etmeyi bilir. Ancak yardım ile demografik dönüşüm arasında ciddi bir fark vardır. Devletlerin en temel görevi kendi yurttaşlarının geleceğini, refahını ve güvenliğini korumaktır. Türk gençleri işsizken, Türk çiftçisi üretimden çekilirken, Türk emeklisi geçim mücadelesi verirken toplumun önüne sürekli olarak sığınmacıların entegrasyonunu kolaylaştıran projelerin getirilmesi, kaçınılmaz olarak siyasal sonuçlar doğuracaktır. Özellikle işsizlik sorununun ağır hissedildiği bölgelerde, genç seçmenlerin sığınmacı politikalarına daha sert yaklaşan siyasal partilere yönelmesi sürpriz olmayacaktır. Son yıllarda göç ve sığınmacı sorununun Türkiye siyasetinin en önemli başlıklarından biri haline gelmesi de bunun göstergesidir.

Önümüzdeki seçimlerde ekonominin yanında sığınmacı sorunu da belirleyici başlıklardan biri olacağı görülüyor. Bugün iktidarın attığı her yeni adım, toplumdaki rahatsızlığı büyütmekte ve Suriyelilerin ülkelerine dönüşünü savunan siyasal hareketlere yeni destekler kazandıracaktır. Bugün küçük görülen bazı siyasal hareketlerin veya partilerin, yalnızca sığınmacı sorunu üzerinden ciddi toplumsal destek elde etmesi olasılığı yüksektir.

Uluslar sadece sınırlarıyla değil, nüfus yapılarıyla da varlıklarını sürdürürler. Bu nedenle Suriyeli sorunu artık yalnızca bir göç veya insani yardım konusu değil; Türkiye’nin geleceğini, demografik yapısını ve ulusal kimliğini ilgilendiren, ekonomik dengeleri, toplumsal huzuru ve siyasal tercihleri etkileyen stratejik bir sorun haline gelmiştir.

Çalışma izni muafiyeti kararı da bu sürecin sıradan bir bürokratik düzenlemesi değil, Türkiye’nin geleceğine ilişkin tartışmaları daha da büyütecek politik bir eşiktir.

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER