Normal/ dokunulmazlığı olmayan yurttaş “yaptıklarını” yok saysa “suçlu” sayılır! Hani “her şey” yurttaş içindi? Demek ki değilmiş! “Yurttaş” değil, “yurttaşın seçtiği” el üstünde tutulmalı, her ne denli yaptığını yadsımış olsa bile sorumlu olmamalıymış siyasetçi… Hangi birini sayacağımı da bilmiyorum! Önümüzde “en büyük” kanıtları olan “iktidar” var örneğin!
Görev süresi boyunca ekonomiyi, tarımı, emekliyi, emekçiyi hangi darboğaza sürüklediğini anlatmama gerek yok sanırım! Yurdumuzun topraklarında yetişen onlarca ürün sayabilirdik bir solukta… Birçoğunda kendi kendimize yetmeyi bırakın, fazlasına dış pazarda alıcı buluyorduk bile! Bugün “doğuş yeri” ülkemiz olan bakliyatları dışalımla alıp tüketiyorsak bir “sorumlu” olması gerekmez mi? “Sorumlu” sayılması gerekenler sustuğu gibi, böyle bir “sorunun” olduğunu hem yadsıyor hem de soranları “suçlu” sayarak soluklarını zorluyorlar!
***
Bu “bellek silme”, geçmişi yok sayma konusu yalnızca “iktidara” özgü bir durum değil; “muhalefet” de uzak değil bu olgulardan… Geçtiğimiz günlerde parti içi çekişmenin tam ortasında kalan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, genel merkezde yaptığı konuşmada, “CHP’de ahlaki değerler hiç tartışma konusu olmamıştı, şimdiki gibi… Onlardan arınacağız,” diyerek geçmişte olanları bir anda yok saydı. Siyasetçinin bu seçici belleği karşısında insan sormadan edemiyor: Gerçekten, biz mi çok şey anımsıyoruz, yoksa siz mi geçmişi bütünüyle unuttunuz?
Emekçi kitlelerin sırtından yükselen bu köklü çınarın geçmişine dönüp baktığımızda bellek bizi yanıltmaz… Seksen öncesinde, otel odalarında bakanlık pazarlıklarıyla kurulan koalisyon hükümetleri unutulmuş olmalı! Doksanların başında, Nurettin Sözen döneminde yaşanan, toplumsal güveni sarsan o unutulmaz İSKİ soruşturmaları belleğimizden tümden silindi mi? Siyasetçi tarihsel sorumluluklarını, geçmişte yaşananları yok sayınca, o “ahlak” gerçekten hiç tartışılmamış mı oluyor? Demek ki sorun yalnız bugünün erki değilmiş; sınıfsal gerçeklikten kopan, koltuğu yitiren ya da koltuk peşinde koşan her siyasetçi, işine gelmediğinde kendi geçmişine karşı da üç maymunu oynamayı çok iyi beceriyormuş demek ki.
***
Koltuk koruma istenci, kitlelerin yazgısını unutturacak denli büyük görmezlikler/ bilmezlikler de yaşatıyor insana… “İktidar” karşısında üst üste alınan yenilgiye karşın genel başkanlık makamından bir türlü kopamamak, o “ahlak” denilen kavramın neresinde yer buluyordu acaba? Kendi partisinin içinden çıkan Muharrem İnce’nin önünü kesmek, “adaylığında” destek olmaktan daha çok “kazanmaması” yönünde tutum ortaya koymak/ Halk Tv yayınlarına tutu koymak, halkın umudunu dar bir kliğin çıkarlarına bırakmak nasıl bir “ahlaki değerse” artık… Bitmedi…
İki milyon mühürsüz oy pusulasının peşine düşmeyerek, sandık emekçilerinin, oy veren milyonların istencini bir gecede düzen erkinin eline bırakmak hangi “ahlakla” açıklanabilir? Emekçi halkın sömürülmesine çanak tutan, karanlık “cemaat” odaklarına yaklaşmaktan yarar uman siyaset anlayışı, bugün dürüstlüğü öne çıkarırken “arınmadan” söz ediyor! Rıza Sarraf konusunu anımsarsınız… O zaman göstermediği duyarlılığı “şimdi” CHP’de, yargı süreci bitmeyen soruşturmalarda gösteriyor sözde… “Arınma” olgusuna sıkça sarılmayı yeğliyor…
***
Şunu söyleyebiliriz; karşımızda duran bu tablo, düzen siyasetinin halka dayattığı toplu bir unutturma oyunudur. İster “iktidar” koltuğunda otursun ister “muhalefet” sıralarında yer kapsın, emekçi sınıfların bilincini köreltmek isteyen tüm siyasi odaklar bu oyunda birleşiyor. Oysa dokunulmazlığı olmayan, her sabah geçim kavgasıyla güne uyanan yurttaşların belleği duyarlı geçmişi anımsamak açısından çok daha diridir. Yurttaş pazardaki yangını, toprağı elinden alınan köylünün acısını, çalınan geleceğini, yiten genç yılları, uykusuz geceleri de unutmuyor.
Siyasetçiler koltuk kavgalarında dünü bütünüyle silebilirler, “ahlak” sözcüğünü istedikleri gibi bükebilirler; ancak tarihsel gerçekliği kitlelerin belleklerinden söküp atamazlar. Gerçek “arınma”, geçmişi yok sayanların uçuk söylemleriyle değil, emekçi kitlelerin örgütlü duruşu, sömürü düzenine karşı yükselteceği gür sesiyle gerçekleşir ancak. Kılıçdaroğlu’nun, Özel dönemi için gündemine aldığı “arınma” olgusu yalnızca bir algı çalışması olarak anılacaktır! 090526






























