Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

CHP dünyasını kişisel çıkarlarınız için aldatmayın! 

Cumhuriyet Halk Partisi bugün yalnızca bir yönetim tartışmasının değil, aynı zamanda bilinçli biçimde derinleştirilen bir siyasi krizin içindedir. CHP’nin geleceği üzerinden yürütülen mücadelede ne yazık ki parti tabanına gerçekler değil, algılar sunulmaktadır. Özellikle Özgür Özel ve çevresinde kümelenen siyasi kadrolar, yaşanan hukuki süreci açıklamak yerine, örgütü kutuplaştıran ve taraflaştıran bir siyaset üretmeyi tercih etmektedir.

Bugün CHP kamuoyunun önüne konulan tablo, bir iktidar mücadelesinden çok, siyasi pozisyonlarını koruma mücadelesidir. Yapılan açıklamaların büyük bölümü Türkiye’nin geleceğine, halkın beklentilerine ya da CHP’nin iktidar yürüyüşüne ilişkin değildir. Esas amaç; Ekrem İmamoğlu’nu, Özgür Özel’i ve haklarında çeşitli iddialar bulunan yönetim kadrolarını koruyacak bir siyasi siper oluşturmaktır.

Bu nedenle CHP tabanının zihni sürekli olarak yeni söylemlerle meşgul edilmekte, gerçekler yerine duygular üzerinden saflaşmalar yaratılmaktadır.

Bugün en çok tartışılan konu bu şartlarda CHP kurultay yapabilir mi? Sorunun cevabı, yaşanan hukuki sürecin niteliğinde gizlidir.

Mahkemenin verdiği kararın adı “mutlak butlandır’’. Bu karar, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultay’ın sonuçlarını hükümsüz saymakta ve parti yönetiminin, tedbiren kurultay öncesindeki yönetime devredilmesini öngörmektedir.

Kararın ardından ortaya çıkan tablo ise tam anlamıyla bir siyasi çelişkidir.

Bir taraftan “Mahkeme kararını tanımıyoruz” açıklamaları yapılırken, diğer taraftan aynı kararın iptali için YSK’ya ve Yargıtay’a başvurulmuştur. Eğer tanınmayan bir karar varsa neden itiraz edilmektedir? İtirazın kendisi, kararın hukuki varlığını kabul etmek anlamına gelmez mi?

YSK yapılan başvuruyu reddetmiştir. Yargıtay ise dosyayı işleme almıştır.

Dolayısıyla bugün gelinen noktada hukuki süreç devam etmektedir ve karar henüz kesinleşmemiştir. Tam da bu nedenle sürekli dillendirilen “acil kurultay” çağrılarının hukuki zemini son derece tartışmalıdır.

Çünkü mutlak butlan kararı yalnızca genel başkanlık seçimini değil, 6 Kasım 2023 sonrasında bu iradenin üzerine inşa edilen bütün siyasi sonuçları tartışmalı hale getirmektedir. Bu durumda mevcut delegasyon yapısıyla yeni bir kurultay toplanması ve yeni yönetim organlarının seçilmesi hukuken nasıl mümkün olacaktır?

Sorulması gereken soru budur.

Peki, kurultay 4-5 Kasım 2023 delegeleriyle yapılabilir mi?

Yargıtay süreci sonuçlanmadan bunun da mümkün olmadığı yönünde güçlü hukuki değerlendirmeler bulunmaktadır. Çünkü itiraz süreci devam ederken ortaya çıkacak yeni bir seçim, mevcut belirsizliği daha da derinleştirebilir.

Karar kesinleştiğinde ise başka bir sorun ortaya çıkacaktır.

Mahkeme kararının dayandığı temel gerekçe, kurultay delegelerinin iradesinin sakatlandığı iddiasıdır.

Eğer bu tespit kesinleşirse, o dönemin delegasyon yapısıyla alınacak yeni kararların meşruiyeti de ayrıca tartışma konusu olacaktır.

İşte bu noktada karar verme yetkisi, yeniden göreve dönen yönetim organlarının değerlendirmesine bağlı hale gelecektir.

O halde şu soruyu sormak gerekir: Kurultaya gölge düşüren yöntemlerin ortaya çıkmasına neden olanlar ve bugün o yapının siyasi şemsiyesi altında kendilerine gelecek arayanlar neden bu gerçekleri CHP kamuoyundan saklamaktadır?

Neden parti tabanı sürekli olarak karşı karşıya getirilmektedir?

Neden örgüt, gerçekler üzerinden değil korkular üzerinden yönlendirilmektedir?

Eğer gerçekten iddia edildiği kadar güçlüyseniz, eğer örgütün desteğinin arkanızda olduğuna inanıyorsanız, o halde bekleyin.

İlçe kongrelerinden başlayarak il kongrelerine ve nihayet kurultaya uzanan demokratik süreç yeniden işletilsin. Delegeler özgür iradeleriyle karar versin. Siz de adaylarınızı çıkarın ve yarışın.

Demokrasinin gereği budur.

Fakat görünen o ki mesele yarışmak değil, hesap vermekten kaçmaktır. Bugün yükselen öfkenin, saldırganlığın ve sürekli kriz üretme çabasının altında yatan asıl neden budur.

Türkiye’de her belediye hakkında zaman zaman çeşitli iddialar ortaya çıkabilir. Bu siyasetin olağan akışıdır.

Ancak CHP tarihinde ilk kez bir genel başkanlık yönetimi ve ona yakın çevreler bu ölçüde yoğun parasal ve ahlaki tartışmaların odağı haline gelmiştir. Parti tabanı artık her sabah yeni bir siyasi başarı haberini değil, yeni bir iddiayı öğrenme kaygısıyla güne başlamaktadır.

Bu durum CHP’ye zarar vermektedir.

Daha da önemlisi, yıllardır iktidar umudunu CHP’de gören milyonlarca yurttaşın umutlarını aşındırmaktadır. Kimsenin CHP örgütünü kişisel hesaplarının aparatı haline getirmeye hakkı yoktur. Kimsenin kendi siyasi geleceğini kurtarmak uğruna partiyi kaosa sürükleme hakkı yoktur. Kimsenin Türkiye’nin değişim beklentisini şahsi çıkarlarının arkasına saklama hakkı yoktur.

CHP, bireylerin değil; örgütün, ilkelerin ve Cumhuriyet değerlerinin partisidir.

Bu nedenle herkes şunu bilmelidir: CHP dünyası gerçeği öğrenme hakkına sahiptir. Ve hiç kimse CHP dünyasını kişisel çıkarları için aldatmamalıdır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER