Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Ömer ALPDOĞAN
Ömer ALPDOĞAN

Milliyetçilik yükselirken

Son dönemde siyasetin en gözde kavramlarından biri hiç kuşkusuz milliyetçilik oldu.
Özellikle Devlet Bahçeli’nin öncülüğünü yaptığı “Terörsüz Türkiye” söylemiyle birlikte, siyasette milliyetçi dil yeniden yükselişe geçti. Ancak bu yükseliş, samimi bir fikirsel dönüşümden çok, bazı siyasetçiler açısından yeni bir oy devşirme alanına dönüştü.

Bugün bakıyorsunuz, dün başka siyasi çizgilerde dolaşan isimler, bir anda “en büyük Türk milliyetçisi” kesilmiş durumda. Türk milliyetçiliğini hayatının merkezine koymamış, hatta geçmişte bambaşka siyasi anlayışların savunuculuğunu yapmış kişiler bile, 3 Mayıs geldiğinde Türkçülük nutukları atmaya başladı.

Öyle bir tablo oluştu ki; geçmişte AK Parti’den milletvekilliği yapmış, ardından İyi Parti saflarında siyaset denemiş, sonrasında da muhafazakâr çizgideki Merkez Parti yönetimine geçmiş bir siyasetçi bile, hayatında ilk kez 3 Mayıs Türkçüler Günü kutlaması yaptı. Üstelik konuya o kadar yabancıydı ki, “Türkçüler Günü” yerine “Türkçüler Bayramı” demeyi tercih etti.
Ama mesele zaten bilgi ya da fikrî aidiyet değil; mesele, yükselen milliyetçilik dalgasından pay kapabilmekti.

Asıl dikkat çekici olan ise kendilerini bugün Türk milliyetçiliğinin yeni adresi gibi sunmaya çalışan iki isim:
Müsavat Dervişoğlu ve Yavuz Ağıralioğlu.

Her ikisi de son dönemde, hem “Terörsüz Türkiye” tartışmaları hem de 3 Mayıs Türkçüler Günü üzerinden adeta “en milliyetçi benim” yarışına girmiş durumda. Çevrelerindeki bazı isimler de bu iki siyasetçiyi “büyük ülkücü”, “büyük dava adamı”, “gerçek Türk milliyetçisi” diye pazarlamak için yoğun mesai harcıyor.

Oysa ortada ciddi bir çelişki var.

Dervişoğlu’nun Hayali Türkçü Parti Değil

Müsavat Dervişoğlu uzun yıllar ülkücü hareket içinde yer aldı. Ülkü Ocakları geçmişi vardı, Milliyetçi Hareket Partisi bünyesinde siyaset yaptı, İzmir’de il başkanlığı görevinde bulundu, belediye başkan adayı oldu.

Bu nedenle Türk milliyetçileri arasında doğal bir sempati oluştu.

Ancak Dervişoğlu’nun bizzat dile getirdiği kendi siyasi hayaline bakıldığında, ülkücü-milliyetçi bir parti modelinden ziyade merkez sağ çizgi öne çıkıyor. Kendisi çeşitli dönemlerde, hayalindeki yapının Süleyman Demirel’in Adalet Partisi ya da Turgut Özal’ın ANAP çizgisine yakın olduğunu ifade etti.

Oysa Adalet Partisi liberal merkez sağın, ANAP ise vahşi kapitaizmin ve neoliberal ekonomik anlayışın temsilcisiydi. Bugün hâlâ tartışılan özelleştirme politikalarının temelleri de Özal döneminde atıldı.

Dolayısıyla burada ortaya çıkan tablo şudur:
Dervişoğlu’nun siyasi özlemi Türkçü bir hareketten çok, liberal merkez siyasettir.

Ağıralioğlu’nun Referansı Siyasal İslam

Yavuz Ağıralioğlu için de benzer bir durum söz konusu.

Kendisini “ülkücü” diye pazarlamaya çalışanlar olsa da, Ağıralioğlu’nun siyasi geçmişi doğrudan ülkücü hareketten değil, Büyük Birlik Partisi çizgisinden geliyor.
Muhsin Yazıcıoğlu hareketinin içinde yetişen Ağıralioğlu’nun siyasi referanslarında “Nizam-ı Âlem” ve “İ’lay-ı Kelimetullah” söylemleri ön plandaydı.

Daha önemlisi ise, geçmişte yaptığı bazı açıklamalar.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, Millet İttifakının adayı olan Kemal Kılıçdaroğlu hakkında mezhep merkezli eleştiriler yaptı. Daha sonra da oy tercihini açık biçimde Recep Tayyip Erdoğan yönünde kullandığını söyledi.

Müdslüman olmayan türkelri, türk saymadığını ilan etti.

Oysa Türk milliyetçiliği; Türk’ü diniyle, mezhebiyle, ibadet biçimiyle ayıran bir anlayış değildir.
Türk milliyetçiliğinde belirleyici unsur etnik ve kültürel aidiyettir; kişinin hangi mezhebe mensup olduğu ya da hangi dine inandığı değil.

Türk milliyetçileri açısından bir Türk; Müslüman da olabilir, Hristiyan da, Musevi de, Tengrici de, ateist de.
Bunu sorun hâline getiren yaklaşım, milliyetçilikten çok siyasal İslamcı bakış açısıdır.

Bu nedenle mezhep ve din vurgusunu siyasetin merkezine koyan bir anlayışı, klasik Türk milliyetçiliğiyle aynı yere yerleştirmek mümkün değildir.

Milliyetçilik Moda Oldu

Bugün ortaya çıkan tablo oldukça net:

Birileri liberal merkez sağ hayalleri kuruyor ama Türkçülük üzerinden oy toplamak istiyor.
Birileri dini referansları siyasetin merkezine yerleştiriyor ama milliyetçi tabana seslenmeye çalışıyor.
Birileri geçmişte “milliyetçiliği ayaklar altına aldı” dedikleri siyasi hareketlerin içinde yıllarca siyaset yapıyor, sonra dönüp Türkçülük nutukları atıyor.

Çünkü milliyetçilik bugün yükselen bir siyasal alan.

Ve herkes o yükselişten pay almak istiyor.

Ama Türk milliyetçiliği; seçim dönemlerinde giyilip çıkarılan bir kostüm değildir.
Geçmişi, fikir omurgası, tarihi ve bedeli olan bir düşünce geleneğidir.

Siyasal rüzgâr nereden eserse oraya savrulanların, bugün çıkıp “en Türkçü benim” yarışına girmesi ise kimseyi ikna etmiyor.

Kısacası…

Türk milliyetçileri artık vitrine değil, geçmişe bakıyor.
Söze değil, sicile bakıyor.

Ve görünen o ki; bu pazarlama siyaseti artık eskisi kadar işlemiyor.

“Yemezler!”

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER