Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Ömer ALPDOĞAN
Ömer ALPDOĞAN

Sözde tarihçilerin yalanları

Tarihle kavga edenlerin en büyük silahı, gerçeği çarpıtmak değil; gerçeğin yerine yalanı koyup onu tekrar ede ede “hakikat” gibi pazarlamaktır. Bugün de kendilerine “tarihçi” diyen kimi isimler, Cumhuriyet’in kurucu kadrolarını hedef alırken tam da bunu yapıyor.

Açık konuşalım: Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dönemine yönelik “din yasaklandı”, “Kur’an toplatıldı”, “camiler ahıra çevrildi” gibi iddialar, tarihsel gerçeklikle değil, ideolojik husumetle ilgilidir.

Bu iddiaların en popüler olanlarından biri de şu: “1950’ye kadar Türkiye’de ‘Allah’ demek yasaktı.”

İnsanın aklıyla alay eden bir iddia…

Peki gerçek ne?

Gerçek şu ki; 1948 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılan ve okullarda okutulan bir ders kitabı var: “Müslüman Çocuğunun Kitabı.”
Hazırlayanlar: Nurettin Artam ve Nurettin Sevin.

Kitabın sayfalarını açıyorsunuz…

Bir yanda cami resmi…
Hemen yanında “Allah adını zikredelim evvelâ” ifadesi…

Devamında ise baştan sona Allah inancı, tevhid, yaratılış ve iman üzerine yazılmış metinler. Örneğin, o metini bir şöyle:

“Bütün yarattıklarını esirgeyip yarlıgayan Allahın adiyla başlarım; gönülleri çelen koğulmuş şeytandan Allaha sığınırım.

Öğerim Ulu Tanrı’ya ki, dünyaya gelen her yaratık gibi, beni müslüman yaratı.

İnanım yüreğimde gizli, dilimde bellidir.

Tanrı her gördüğümde ışıldar; her duyulan seste onun adı dile gelir.

Güneşlerde, aylarda, yıldızlarda Onun yarattığı ışık; yüreklerde, gönüllerde Ona tapan sevgi…

Öğünürüm Ona taptığımla, öğünürüm Onun iyi dediğine iyi, kötü dediğine kötü dediğimle.

Aydınlık günlerde ve karanlık gecelerde gökyüzüne açılan avuçlarıma Onun rahmeti dolar.

O bilgi vermes bilmezdim; O görgü vermese göremezdim, O duygu vermese duyamazdım.

Gökyüzü Onundur; yeryüzü Onundur. Göz nereyi görürse, gönül nereyi kavrarsa O oaradadır.

Başlangıç Odur, sonsuzluk Ondadır.

Her diri hayatını Ondan aldı; her ölü, Onun enginlerine doğru yollandı.

Bellide beliren Odur, gizlide gizleneb Odur.

Tektir: Eşi yok, benzeri yok; kullarına buyurmakta ortağı yok.

Yaratılmadı, yarattı. Doğmadı, doğurmadı.

Gücü güclerden üstün; Adı adlardan yüce.”

Şimdi soralım:
“Allah demenin yasak olduğu” iddia edilen bir dönemde, devletin bizzat bastığı bir ders kitabında bu ifadeler nasıl yer alıyor?

Yaınt basit:
Çünkü yasak yoktu. Hiçbir zaman da olmadı.

Aslında bu yalanların kökü, din hassasiyetinden değil, iktidar ve otorite meselesinden besleniyor.

Bahsi geçen kitapta geçen bir ifade her şeyi özetliyor:
“Kullarına buyurmakta ortağı yok.”

İşte bazılarını rahatsız eden tam da bu cümledir.

Çünkü bu anlayış; dini, birilerinin tekelinden çıkarır.
“Benim dediğim din” anlayışını çökerterek, inancı doğrudan bireyin vicdanına bırakır.

Cumhuriyet’in yaptığı tam olarak buydu.

Bugün çıkıp da Cumhuriyet’i “dinsizlikle” suçlayanlar, aslında tarih anlatmıyor; bir rövanş hikâyesi yazmaya çalışıyor.

Ama unuttukları bir şey var:
Tarih, kulaktan dolma sözlerle değil, belgelerle konuşur.

Ve o belgeler, onların anlattığı masalları tek tek çürütüyor.

Bir dönem Mustafa Müftüoğlu “Yalan Söyleyen Tarih Utansın” demişti.

Bugün aynı sözü biraz değiştirerek söylemek gerekiyor:
Yalan söyleyen sözde tarihçiler utansın.

Çünkü yalanla kurulan hiçbir anlatı, gerçeğin karşısında uzun süre ayakta kalamaz.

Hele ki konu, bu ülkenin kurucu iradesiyse…

Bir de bunlar nasıl müslüman ki, dillerinden yalan eksik olmuyor.

Not: Görseller Ahmet Hakan Yıldırım’ın sosyal medya sayfasından alınmıştır.

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER