Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

Görmenin ne olduğunu karanlık öğretir 

İnsan çoğu zaman sahip olduklarının değerini onları kaybetme ihtimaliyle yüzleştiğinde anlar. Nefes almak yaşamaktır; ama bir gün nefes almakta zorlandığında, yalnızca yaşamanın değil, insanca yaşamanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu da fark edersin.

Gözlerin açık olabilir ama gerçeği göremeyebilirsin.

Hayat öyle anlar yaşatır ki, gördüğünü sandığın birçok şeyin aslında göremediğin gerçekler olduğunu anlarsın.

Karanlık sadece ışığın yokluğu değildir; bazen hakikatin üzerini örten bir perdedir.

O perde kalktığında insan, hem kendisini hem de çevresini yeniden tanır.

Sızlamayan her organ huzurdur. İnsan sağlıklıyken bunu çoğu zaman düşünmez. Oysa tek bir organın verdiği acı bütün hayatın düzenini bozar.

Beden çalışır, fakat zihin acının esiri olur. Şükredersin; “Elden ayaktan düşmedim, kimseye muhtaç değilim.” dersin.

Fakat bazen o şükür bile insanın içinde sessiz bir teslimiyete dönüşür. İnsanca yaşama mücadelesinin önüne görünmez zincirler vurulur.

Tam da bu nedenle insan, yalnız kendisi için değil, toplum için de mücadele etmek zorundadır. Çünkü insanlık, ancak birlikte savunulduğunda anlam kazanır.

Bugün sosyal medya, fikirlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıkıp adeta bir savaş meydanına dönüşmüş durumda.

Dün aynı yolda yürüyen, aynı idealler için emek veren insanlar bugün birbirlerine ağır sözlerle saldırıyor.

Oysa eleştiri de özeleştiri de demokrasinin vazgeçilmezidir. Ancak bunların amacı karşı tarafı yok etmek değil, doğruları birlikte bulmaktır.

Üslubun kaybolduğu yerde hakikat de kaybolur; dostluklar yıkılır, ortak mücadele zeminleri ortadan kalkar.

CHP’de yaşanan ayrışmanın temelinde ideolojik farklılıklardan çok, siyasal yönetim anlayışı ve parti yönetiminin kimlerin elinde olacağına ilişkin güç mücadelesi bulunmaktadır.

Feodal siyaset anlayışı, kişileri kurumların ve ilkelerin önüne koyduğu için bugün yaşanan gerilimlerin de en önemli nedenidir.

Bu anlayış değişmediği sürece isimler değişse bile sorunlar değişmeyecektir.

Bu nedenle siyaset, taraftarlık psikolojisiyle değil; ilke, program ve demokrasi temelinde yapılmalıdır. Belden aşağı vuruşlar hiçbir siyasi hareketi büyütmez; yalnızca toplumsal güveni zedeler.

Bana sık sık “Hangi taraftasın?” diye soruyorlar.

Ben kişi tarafı değilim.

Ben, Türkiye halkının özgürlük, demokrasi, laiklik ve sosyal adalet mücadelesinden yana olan bir Cumhuriyet aydınıyım. Olaylara kişiler üzerinden değil, ilkeler üzerinden bakarım.

Günü kurtaran hesaplarla değil, geleceği kuracak düşüncelerle hareket ederim.

“Şucu” ya da “bucu” olmayı hiçbir zaman siyasi kimlik olarak görmedim.

Dün feodal siyaset anlayışına nasıl karşı çıktıysam, yarın da aynı kararlılıkla karşı çıkmaya devam edeceğim.

Siyaset, Aristocu mantığın katı kalıplarına sıkıştırılamaz. Hayat, “ya o ya bu” kadar basit değildir. Koşullar değiştiğinde çözümler de değişebilir. Her toplumsal sorunun birden fazla çözüm yolu vardır.

1980 öncesi Türkiye solunda egemen anlayış, dünyayı iki kutba ayırıyordu: Ya Sovyetler Birliği çizgisinde olacaktınız ya da Çin ekseninde.

Ancak Türkiye’nin devrimci gençlik hareketleri, özellikle

Dev-Genç geleneği, bu ezberi bozarak Türkiye’nin kendi tarihsel ve toplumsal koşullarına uygun mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi gerektiğini savundu.

Bu yaklaşım, bağımsız düşünmenin ve özgün çözüm üretmenin önemini gösterdi.

Bugün de Türkiye’nin demokrasi mücadelesi, kişi merkezli popülist siyasetle değil; ilkeli, örgütlü ve toplumun ihtiyaçlarına cevap veren demokratik bir siyaset anlayışıyla başarıya ulaşabilir.

Kişileri fetişleştiren her siyasi anlayış, kısa vadede heyecan yaratsa da uzun vadede hayal kırıklığı ve yıkım üretir.

AKP’nin uzun yıllardır siyasal gücünü korumasının en önemli nedenlerinden biri yalnızca devlet imkânları değildir.

Aynı zamanda tarikatlar ve dinsel cemaatler üzerinden kurulan güçlü toplumsal bağlardır.

Devlet olanakları bu yapıyı güçlendiren bir araçtır; asıl belirleyici olan ise örgütlü toplumsal ilişki ağıdır.

CHP’nin ve Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren bütün siyasal güçlerin bu gerçeği doğru analiz etmesi gerekir.

Kurtuluş, kişiler etrafında saf tutmakta değil; ilkeler etrafında birleşmektedir.

Çünkü karanlık bize yalnızca ışığın değerini öğretmez.

Hakikati görebilmek için gözün değil, vicdanın da açık olması gerektiğini öğretir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER