Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

Gayri dayanamam ben bu hasrete…  

2 x 2’nin Dört Etmesi İçin CHP, Halkla Yeniden Buluşmalıdır

“Gayri dayanamam ben bu hasrete…” Bu yalnızca iktidar özlemi değildir. Bu, halkın yıllardır çözülemeyen sorunlarına, adalet arayışına, emeğin karşılığını alamamasına, gençlerin geleceksizliğine, üreticinin alın terinin karşılığını bulamamasına, eğitimli insanların kendi mesleklerinde çalışma imkânı bulamamasına duyulan büyük bir hasrettir.

Bu hasret aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkla yeniden bütünleşmesi, kendi tarihsel karakteriyle yeniden buluşması ve iktidar sorumluluğunu taşıyabilecek siyasal bir programa kavuşması hasretidir.

Çünkü siyaset de matematik gibidir.

Her sonucun kendisini doğuran bir kuralı, bir dengesi ve birbirini tamamlayan koşulları vardır.

2 x 2 NEDEN HER ZAMAN DÖRT ETMEZ?

Matematikte 2 x 2, pozitif bilim açısından dörttür. Fakat matematik bize yalnızca sonucu değil, sonuca nasıl ulaşıldığını da öğretir. Sonucu meydana getiren kuralları ortadan kaldırırsanız, denklem bozulur.

Siyasette de durum aynıdır.

Bir siyasi parti “halkçıyım” diyebilir.

“Emekten yanayım” diyebilir.

“Demokrasiyi savunuyorum” diyebilir.

“Üreticinin, işçinin, emeklinin, öğrencinin yanındayım” diyebilir.

Fakat bu söylemlerin karşılığında halkın hayatını değiştirecek somut çözümler üretemiyorsa, söylem ile eylem arasında bir açı oluşur.

İşte o zaman 2 x 2 dört etmez.

Çünkü matematikte olduğu gibi siyasette de yalnızca sonuç değil, sonucu meydana getiren bütün koşullar önemlidir.

EĞİTİMDEKİ DENKLEM BOZULURSA, TOPLUMDA DA DENGE BOZULUR

Ülkemizde üniversite mezunu olmak, her zaman kişinin kendi mesleğini yapacağı anlamına gelmiyor.

Bir üniversite mezunu kendi alanında eğitim alıyor ama eğitim sistemi ile üretim sistemi arasında bağlantı kurulmadığı için mezun olduğunda başka bir alanda çalışmak zorunda kalabiliyor.

Örneğin ülkenin gerçek ihtiyacı 10 ziraat mühendisiyse ve üniversiteler 100 ziraat mühendisi yetiştiriyorsa, 90 kişi kendi uzmanlık alanının dışında çalışmak zorunda kalabilir.

Bir dönem öğretmenlikte yaşanan plansızlık bunun çarpıcı örneklerinden biridir.

Demek ki sorun yalnızca üniversite sayısı değildir.

Sorun, eğitim ile üretim arasındaki ilişkinin kurulamamasıdır.

Oysa halkçı bir siyaset şunu sormalıdır:

Türkiye’nin hangi alanda kaç mühendise ihtiyacı var?

Kaç öğretmen yetiştirmeliyiz?

Kaç sağlık çalışanına ihtiyacımız olacak?

Tarımda, sanayide, teknolojide, enerjide, ulaştırmada, yapay zekâda, savunma sanayisinde hangi insan gücüne ihtiyaç var?

Bunların tamamı beş, on, yirmi yıllık planlarla belirlenmelidir.

Eğitim, üretimin dışında düşünülemez.

Üretim, istihdamdan bağımsız düşünülemez.

İstihdam da ülkenin planlamasından koparılamaz.

İşte matematiğin siyasete öğrettiği ilk ders budur:

Bir zincirin halkalarından biri eksikse sonuç da eksik çıkar.

BABAMIN HASRETİ

Babam 1960’lı yıllarda seçim sonuçlarını büyük bir dikkatle takip ederdi.

CHP seçimlerde umduğunu bulamadığında günlerce üzülürdü.

Çevresindeki arkadaşlarıyla konuşurken hep aynı şeyi söylerlerdi:

“CHP iktidara gelse…”

Onların özlemi yalnızca bir parti özlemi değildi.

Daha adil bir düzen, daha bağımsız bir Türkiye, daha güçlü bir sosyal devlet ve halkın geleceğe güvenle bakabileceği bir ülke özlemiydi.

Fakat siyasal gerçeklik başka türlü gelişiyordu.

Bir tarafta halkın içinden gelmiş, sade yaşamıyla geniş toplum kesimlerinde karşılık bulan ve “Çoban Sülü” olarak anılan Süleyman Demirel’in temsil ettiği Adalet Partisi vardı.

Diğer tarafta Cumhuriyet’in kurucu kadrolarından gelen, devlet yönetimi ve devletçilik anlayışını güçlü biçimde taşıyan İsmet İnönü’nün CHP’si bulunuyordu.

Burada CHP açısından görülmesi gereken çok önemli bir gerçek vardı: Devletin sahibi olmak başka, halkın gönlünü kazanmak başkadır.

CHP devletin kurucu iradesini temsil ederken, halkın günlük hayatındaki ekonomik ve sosyal sorunlara daha doğrudan cevap verebildiği ölçüde geniş toplum kesimlerine ulaşabilirdi.

Sorunun anahtarı buradaydı: CHP halkı devletin karşısına koymamalı; devletin halk için var olduğunu anlatmalıydı.

Devlet, halkın üzerinde duran bir güç değil; halkın ortak iradesinin örgütlü biçimi olmalıydı.

CHP, ECEVİT İLE BU DERSİ OKUDU

Bülent Ecevit dönemi CHP açısından bu nedenle çok önemlidir.

Ecevit, CHP’nin tarihsel ilkelerini toplumun gündelik diliyle buluşturmaya çalıştı.

“Toprak işleyenin, su kullananın” sözü yalnızca bir slogan değildi.

Toprak sorununa, köylünün üretim ilişkilerine, emeğin değerine ve ekonomik adalete ilişkin bir siyasal yaklaşımın halk dilindeki karşılığıydı.

“Karaoğlan” imajı da yalnızca kişisel bir siyasal marka değildi.

CHP’nin halkla arasındaki mesafeyi kapatma arayışının toplumsal karşılığıydı.

Buradan çıkarılması gereken ders açıktır: Halkçı siyaset, halk adına konuşmak değildir. Halkın hayatını değiştirecek çözümleri halkın anlayacağı dille ortaya koymaktır.

Fakat Türkiye’nin siyasal tarihindeki dış müdahaleler, ekonomik bağımlılık ilişkileri, siyasal çatışmalar ve nihayet 12 Eylül 1980 askeri darbesi bu sürecin devamlılığını kesintiye uğrattı.

CHP kapatıldı.

Siyasal hayat yeniden şekillendi.

Sonrasında Halkçı Parti, SODEP, SHP ve yeniden CHP deneyimleri yaşandı.

Fakat temel sorun değişmedi: CHP’nin halkla iktidar arasında kurması gereken denklem tam olarak kurulamadı.

BUGÜN SORULMASI GEREKEN SORU

Bugün artık aynı soruyu yeniden sormak zorundayız: Neden CHP, bütün toplumsal sorunların ağırlaştığı, ekonomik adaletsizliklerin büyüdüğü, gençlerin gelecek kaygısı yaşadığı, emekçilerin geçim sıkıntısı çektiği, çiftçinin üretim maliyetleri altında ezildiği bir dönemde halkın doğal iktidar alternatifi haline gelemiyor?

Sorunun cevabını yalnızca dışarıda aramak kolaycılıktır.

Elbette Türkiye’nin siyasal ve ekonomik yapısını etkileyen uluslararası ilişkiler vardır.

Elbette emperyalizm, küresel sermaye, ekonomik bağımlılık ilişkileri ve dış müdahaleler önemlidir.

Ancak halkın karşısına çıkan bir siyasi parti önce kendi evinin içindeki denklemi doğru kurmak zorundadır.

Bugün CHP’nin en önemli problemi yalnızca iktidarın karşısında olması değildir.

Asıl mesele, kendi içinde ortak bir siyasal akıl ve ortak bir mücadele zemini yaratıp yaratamadığıdır.

CHP İKİYE BÖLÜNMÜŞ GÖRÜNTÜ VERİYORSA, HALK NE GÖRÜR?

Bugün CHP içinde sert tartışmalar yaşanıyor.

Karşılıklı suçlamalar, kişisel hesaplaşmalar ve örgüt içi kamplaşmalar zaman zaman partinin temel siyasal mesajının önüne geçiyor.

Oysa CHP tabanı birbirinin düşmanı değildir.

Aynı Cumhuriyet’in yurttaşlarıdır.

Aynı partinin üyeleridir.

Aynı ülkenin geleceği için mücadele etmesi gereken insanlardır.

Farklı düşünmek düşmanlık değildir.

Eleştirmek ihanet değildir.

Sorgulamak bölücülük değildir.

Tam tersine, demokratik bir parti içinde farklı görüşlerin özgürce ifade edilmesi CHP’nin gücüdür.

Ancak farklılıklar kişisel iktidar mücadelesine dönüştüğünde örgüt zayıflar.

Parti birbirine karşı mevzi tutan grupların toplamına dönüştüğünde halk geri çekilir.

Çünkü halk kendi sorunlarının çözümünü beklerken parti içindeki kavgayı görmek istemez.

Halk iş, aş, adalet ve gelecek ister.

CHP’NİN KARAKTERİNDEN TAVİZ VERİLMEMELİDİR

CHP’nin yeniden iktidar olabilmesi için önce kendisini tanımlaması gerekir.

CHP’nin tarihsel karakteri açıktır:

Cumhuriyetçidir.

Halkçıdır.

Laiktir.

Devrimcidir.

Devletçidir.

Yurtseverdir.

Anti-emperyalisttir.

Sömürgeciliğe karşıdır.

Şovenizme ve ırkçılığa karşıdır.

Her türlü gericiliğe karşıdır.

Bilimden, akıldan ve eğitimden yanadır.

İnançlara saygılıdır.

Dünya barışından yanadır.

Bu anlayış, insanları etnik kökenine, mezhebine, inancına veya yaşam biçimine göre ayırmaz.

CHP’nin halkçılığı da burada anlam kazanır.

Halkçılık, halkın her kesimini aynılaştırmak değil; her yurttaşın eşit haklara sahip olduğu demokratik bir düzen kurmaktır.

CHP’nin devletçiliği de devletin her şeyi yapması anlamına gelmez.

Devletçilik; stratejik alanlarda kamu yararını koruyan, üretimi planlayan, özel girişimi toplumsal çıkarla uyumlu hale getiren, kooperatifçiliği geliştiren ve ekonomik bağımsızlığı güvence altına alan demokratik bir kamu düzenidir.

Laiklik ise inanç düşmanlığı değildir.

Tam tersine, devletin bütün yurttaşların inanç özgürlüğünü güvence altına alması ve hiçbir inancın diğerine üstün kılınmamasıdır.

CHP’nin anti-emperyalizmi de başka ülkelerin halklarına düşmanlık değildir.

Sömürgeciliğe, ekonomik bağımlılığa ve ulusal egemenliği sınırlayan dış tahakküm ilişkilerine karşı bağımsızlık anlayışıdır.

İşte CHP’nin tarihsel karakteri budur.

TAKİYE DEĞİL, AÇIK SİYASET

CHP’nin tarihindeki en güçlü taraflardan biri, ne istediğini ve ne istemediğini açıkça söyleyebilmesidir.

Bugün de buna ihtiyacımız var.

CHP halkın karşısına çıkıp:

“Biz neyi değiştireceğiz?”

“Kimden yanayız?”

“Ekonomiyi nasıl yöneteceğiz?”

“Üretimi nasıl artıracağız?”

“Gençlere nasıl iş sağlayacağız?”

“Emeklinin gelirini nasıl güvence altına alacağız?”

“Tarımı nasıl yeniden ayağa kaldıracağız?”

“Eğitim sistemini üretimle nasıl bütünleştireceğiz?”

“Devletin kaynaklarını kim için kullanacağız?”

sorularına açık cevaplar vermelidir.

Siyasette takiye, belirsizlik ve herkese hoş görünme arayışı uzun vadede güven üretmez.

Halk, kendisine gerçeği söyleyen siyasetçiye güvenir.

HALKÇILIK SADECE SÖYLEM DEĞİL, BİR EKONOMİK DÜZENDİR

CHP’nin bugün en büyük sınavı ekonomidir.

Çünkü ekonomi yalnızca para meselesi değildir.

Ekonomi;

ekmektir.

İştir.

Üretimdir.

Barınmadır.

Eğitimdir.

Sağlıktır.

Emekliliktir.

Gençlerin geleceğidir.

Çiftçinin toprağıdır.

İşçinin alın teridir.

Halkçı bir ekonomi programı, üretimden kopuk bir sosyal yardım düzenine indirgenemez.

Türkiye’nin ihtiyacı: üreten, planlayan, paylaşan ve sosyal adaleti gözeten demokratik bir ekonomik düzendir.

Kamu, özel sektör ve kooperatifler birbirinin düşmanı olarak görülmemelidir.

Her sektör kendi işlevini yerine getirmeli; stratejik alanlarda kamu yararı korunmalı; özel girişim üretken yatırımlara yönlendirilmeli; kooperatifler çiftçiden tüketiciye kadar ekonomik hayatın güçlü aktörleri haline getirilmelidir.

Eğitim sistemi de bu üretim düzeninin insan kaynağını planlamalıdır.

Böylece üniversite diploması işsizliğin belgesi olmaktan çıkar, ülkenin üretim gücünün parçası haline gelir.

İşte o zaman 2 x 2 yeniden dört eder.

CHP’NİN HALKA SÖYLEYECEĞİ ORTAK DİL

Bugün CHP’nin ihtiyacı, birbirini suçlayan iki ayrı dil değil; halkın sorunlarını çözen ortak bir siyasal dildir.

Bu dil; işçinin ücretini, emeklinin geçimini, çiftçinin üretimini, öğrencinin eğitimini, gencin işini, kadının özgürlüğünü, esnafın ayakta kalmasını, sanayicinin üretimini, emeklinin onurlu yaşamını,

çocuğun geleceğini aynı siyasal programın parçaları olarak görmelidir.

Çünkü bunlar birbirinden bağımsız sorunlar değildir.

Hepsi aynı ekonomik ve toplumsal denklemin parçalarıdır.

ZITLIKLARIN BİRLİĞİNDEN UYUMUN BİRLİĞİNE

Siyasetin en büyük paradokslarından biri şudur:

Söylem halkçı, uygulama halktan uzaksa; sonuç halkçı çıkmaz.

Bir parti “emeğin yanındayım” deyip örgütünde emeği temsil eden insanlara kapıyı kapatırsa, “demokrasiyi savunuyorum” deyip kendi örgütünde demokratik katılımı işletmezse, “halkçıyım” deyip halkın günlük sorunlarını anlamazsa, “gençlerin partisiyim” deyip gençlere karar mekanizmalarında gerçek alan açmazsa, denklem bozulur.

Burada sorun matematikte değildir.

Sorun, matematiğin kurallarını siyasette uygulamamaktadır.

2 x 2’nin dört etmesi için iki ile ikinin doğru yerde ve doğru ilişki içinde buluşması gerekir.

CHP’nin de yeniden iktidar olabilmesi için:

CHP’nin tarihsel karakteri, Türkiye’nin somut koşulları, halkın gerçek ihtiyaçları, uygulanabilir çözüm programı, İKTİDAR; denklemini kurması gerekir.

Bu dört unsurdan biri eksik olduğunda sonuç değişir.

ÖNCE HALK, SONRA MAKAM

Bugün CHP’nin ihtiyacı makam kavgası değildir.

Önce halk gelmelidir.

Önce ülke gelmelidir.

Önce Cumhuriyet gelmelidir.

Önce emek gelmelidir.

Önce adalet gelmelidir.

Önce çocukların geleceği gelmelidir.

Önce gençlerin umudu gelmelidir.

Siyasetçinin kişisel egosu küçülmedikçe halkın siyasetteki yeri büyümez.

“Ben” küçülmeli, “biz” büyümelidir.

Çünkü CHP’nin iktidarı bir kişinin, bir grubun veya bir ekibin iktidarı değildir.

CHP iktidarı, halkın iktidar iradesinin demokratik siyaset aracılığıyla örgütlenmesidir.

HASRETİN KOR ATEŞİ

Babamın 1960’larda duyduğu hasret bugün hâlâ yüreğimde.

O günlerin sorusu bugün de karşımızda duruyor:

CHP ne zaman iktidar olacak?

Ama artık bu soruya yalnızca “iktidar olacağız” diyerek cevap veremeyiz.

Asıl sorumuz şu olmalıdır:

Halk neden CHP’yi iktidara taşısın?

İşte bu sorunun cevabını açık, somut ve uygulanabilir biçimde vermek zorundayız.

Halkın önüne bir hayal değil; bir program, bir plan, bir ekonomik model, bir demokratik düzen ve uygulanabilir bir gelecek projesi koymalıyız.

Halkın karşısına yalnızca iktidarın yanlışlarını anlatmak için değil, kendi çözümümüzü anlatmak için çıkmalıyız.

İktidarın yanlışlarını anlatmak muhalefetin görevidir.

Fakat iktidara hazırlanmak, doğru olanın nasıl yapılacağını göstermekle mümkündür.

İşte o zaman CHP yalnızca iktidarı eleştiren parti olmaktan çıkar;

iktidara hazır parti haline gelir.

Hasret büyüdükçe insanın yüreğinde kor ateşine dönüşür.

Benim hasretim bir koltuğa, bir makama, bir kişiye değildir.

Benim hasretim halkın yüzünün gülmesinedir.

İşçinin alın terinin karşılığını almasına, çiftçinin toprağında özgürce üretmesine, gençlerin gelecek kaygısı taşımamasına, çocukların eşit eğitim hakkına kavuşmasına, emeklinin insanca yaşamasına, kadının özgür ve eşit yurttaş olmasına, bilimin üniversitelerde özgürleşmesine, hukukun herkes için eşit işlemesine, Türkiye’nin kendi kararlarını kendi iradesiyle verebilmesine, Cumhuriyet’in demokrasiyle güçlenmesine, insanın insanca yaşayabilmesine duyulan bir hasrettir bu.

Ve biliyorum:

Hasret, yüreğinizde kor ateşi olur.

Fakat kor ateşinin tek başına yetmediğini de biliyorum.

O ateş akla, akıl programa, program örgüte, örgüt halka, halk da iktidara dönüşmelidir.

İşte o zaman: 2 x 2 dört eder.

İşte o zaman söylem ile eylem birleşir.

İşte o zaman CHP ile halk arasındaki açı kapanır.

İşte o zaman Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi, çağın ihtiyaçlarıyla yeniden buluşur.

İşte o zaman CHP kendi tarihinden aldığı güçle geleceği kurabilir.

Ve o zaman yıllardır yüreğimizde taşıdığımız o büyük özlem, yalnızca bir hasret olmaktan çıkar.

Gayri dayanamam ben bu hasrete…

Halkın iktidarına, emeğin onuruna, adaletin egemenliğine, Cumhuriyet’in demokrasiyle taçlanmasına ve insanca yaşanacak bir Türkiye’ye artık kavuşmalıyız.

Çünkü mesele yalnızca CHP’nin iktidar olması değildir.

Mesele, halkın iktidarını kurabilecek bir CHP’nin yeniden ayağa kalkmasıdır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER