Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Seray LEVENT
Seray LEVENT

Aklıma takıldı seray  levent aklıma takıldı

Bugün,  nedense aklıma Adolf Hitler takıldı. Onun gibi akıllı, çok yönlü ancak geçmiş yaşanmışlıklarından dolayı öfkeyle kalbini karartmış bir lider, nasıl oluyor da kaybettiğini ya da kaybedeceğini ön göremiyor.

Bu düşüncelerle, her ne kadar tarihe adımı iyi ya da kötü yazdıramasam da aslında ben de sizler de kendi çevrenizde birer lidersiniz, lideriz…

Hepimizin mutlaka kontrol altına almak zorunda olduğumuz bir çevremiz var. Minimal bir çerçeve içinde yaşam sürmüş olsak dahi ya yöneten oluruz ya da yönetilen. Anlayacağınız insanın doğasından gelen gizli bir anlaşmadır, yönetmek ve yönetilmek.

Mesela benim yaptığım meslek; öğretmen ve yönetici olarak küçük bir kitleyi yönetme vazifem var. Personel, öğrenciler, veliler, devletin rutin işleri, gelir-gider, ev, çorçocuk, çarşı- pazar derken… Aslında bir kitlenin ve kendi hayatımla birlikte bu düzen içinde var olanların hayatlarının da sorumluluğunu almak zorunda olduğum tek insanım, galiba tek adamlık bu olsa gerek…

Peki, tek söz sahibi olmak beni mutlu ediyor mu? Elbette ki hayır… Çünkü nihayetinde insanım ve hatalar yapmamda çok doğal, önemli olan bu hataların tolere edebilecek düzeyde olması. Zira büyük bir hatamda, yönettiğim kitlenin bütün halkaları darmadağın olduğu gibi büyük zararlarda görebilirler.

Şimdi “Hitler neden takıldı aklına, neyi bağlayacaksın?” Derseniz, bir gecede değişen yasalardan, nasıl büyük bir kitlenin etkilendiğini, güçlü bir liderin fark etmemesini, görmemesini zihnimde açıklamaya çalışırken, liderlerin neden yanlış kararlar verebildiğinin mantığını çözme gayretiyle, bana göre çok kötü bir insan olsa da Hitler’in o kadar da zeki ve bir  toplumu arkasından sürükleme yeteneğine sahip lider olduğunu kabul etmemek mümkün değil…

Hepimiz, ani kanun değişikliklerinden mutlaka nasibimizi almışızdır ki bu aralar benim hayatımda sağdan soldan tokatlar gelmeye devam ediyor Örneğin, miras davalarındaki kanun maddesi değişimi, sen yüzyıl önce ön alım hakkı davası açmışsın  ki bu davaların uzamasının sorumluluğu hakim hatası dahi olsa, eğer davan sonuçlanmadıysa “benim çıkardığım kanun sonucu geçmişe yönelik bedel tespitlerini yok sayıyorum ve sen bu günden verilen  bedel ile tarlanı tapanını mahkeme yoluyla alacaksın” diyor. İyi de ben bilmem kaç yıl önce açtığım davayı sen bir türlü sonuçlandırmayıp bedel tespiti yapmış ve bu bedel ödenip tabu işlemleri arifesinde dosya kapanacakken bunu bana uygularsan, hak mıdır? Maalesef hak oluyor. “Ben daha önce biçtiğim bedeli beğenmedim, şimdi bu günkü bedeli vereceksin” diyerek, hem mahkemeyi hem de kişileri zor duruma düşüren bir maddeyi, bir gecede yasalaştırıyorsun.

Ya da bir gece de “30 küsur yıldır resmi olarak sana verdiğimiz yasal işletme hakkını, bakanlık neznin de paylaşıyoruz ve çocuk kulübünü ahan da aldık, ne yaparsan yap” diyorsunuz…

Benim kısaca yaşadığım hayatımda ki kaoslar…Peki, bu anlık kararlarla kimler acı çekiyor? Ve kimler etkileniyor?

Bütün yaşanan anlık kararlar, hangi hayatların zincir halkalarını koparıyor?

Memleketi yöneten bir lider nasıl oluyor da her düşünülmeden atılan adımların, halkı nasıl etkileyebileceğini bilemiyor?

İşte bu yaşananları düşünürken, Hitler aklıma geldi, kendi hayatımı düşündüm ve ben minicik bir kitleye liderlik ederken kırk şey düşünürken, bir lider nasıl düşünmez, hele Hitler gibi bir cani lider nasıl kaybettiğini fark etmez derken, Hitler’in son günlerini size derlemek istedim.

Bu konu gerçekten ilginç. Aslında Hitler savaşın sonlarına doğru yenilgiyi tamamen bilmiyordu demek doğru olmaz. 1944’ten itibaren durumun çok kötü olduğunun farkındaydı. Ancak çevresindeki birçok kişi, özellikle de bazı komutanlar ve kurmaylar, ona kötü haberleri tam olarak aktarmamaya başladı.

Bunun birkaç nedeni vardı:

Hitler öfke nöbetleri geçiriyordu. Kötü haber getiren komutanları görevden alıyor, aşağılıyor, hatta bazen vatana ihanetle suçluyordu. Bu yüzden birçok kişi gerçekleri yumuşatarak anlatmayı tercih etti.

Nazilerin propaganda bakanı, Joseph Goebbels, halkın ve Hitler’in moralini yüksek tutmak için “yakında savaşın gidişatını değiştirecek mucize silahlar gelecek” söylemini sürekli işliyordu.

Bazı komutanlar da “bir sonraki karşı saldırıyla durum düzelecek” diye iyimser raporlar sunuyordu.

En çarpıcı örneklerden biri Berlin’in son günleridir. Nisan 1945’te Sovyet ordusu Berlin’i kuşatmıştı. Hitler yeraltındaki sığınağında hâlâ “Steiner Taarruzu” adı verilen bir karşı saldırının Sovyetleri geri püskürteceğine inanıyordu. Oysa General Felix Steiner’in elinde böyle bir saldırıyı yapacak yeterli asker ve teçhizat yoktu. Hitler bunu öğrendiğinde tarihe geçen büyük öfke patlamasını yaşadı ve savaşın kaybedildiğini açıkça kabul etti.

Yani “Hitler son ana kadar hiçbir şey anlamadı” demek doğru değil. Daha doğru ifade şuydu:

1944’e kadar kazanabileceğine inanıyordu.

1945’in başlarında yenilginin çok yakın olduğunu biliyordu, fakat ya mucizevi bir gelişme bekliyor ya da gerçekçi olmayan umutlara tutunuyordu.

Berlin tamamen kuşatıldığında artık savaşın bittiğini kabul etti ve 30 Nisan 1945’te intihar etti.

İnsan psikolojisinde buna benzer bir durum vardır: Güç sahibi bir lidere herkes sadece duymak istediği şeyleri söylemeye başlayınca, lider gerçek tabloyu giderek daha geç ve eksik görür. Nazi Almanya’sının son döneminde de bunun çok belirgin örnekleri yaşanmış.

Anlayacağınız üzere liderlik sadece zekâyla, aşırı özgüvenle olacak bir şey değil. Gerçek lider yönettiği toplumun nabzını tutabilen, halkanın en minik parçasını bile önemseyen ve ön görüsü çok yüksek olan kişidir ki halkanın bir tanesinde kopmalar başlarsa o toplum tespih taneleri gibi her bir yana dağılır.

Ve tek insan olmaya devam edip görev taksimlerini de doğru yapamaz ve bunları kontrol edemezsek çok yorulur ve hüsrana uğrarız. Hitler örneğini vermemin tek sebebi zekânın, liderliğin güçlü oluşunun, tek başına bir hükmü olmadığının tarihi acı bir kanıtı olmasıdır.

Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER