Mustafa Kemal Atatürk, Söylev’de (Nutuk), Sultan Vahdettin’i çok ağır sözlerle eleştirir. Onu “soysuzlaşmış, yalnız tahtını korumak için alçakça önlemler arayan” bir kişi olarak tanımlar. Üstelik, Vahdettin’in İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olduğunu belirtir. “Hain” olarak niteler. Ayrıca Vahdettin’in İngiliz boyunduruğuna sığınarak bir savaş gemisiyle İstanbul’dan kaçtığını herkesin anlayacağı açıklıkta anlatır. Öğrenmeyi zaman yitirmek olarak düşünmeyenler açıp Söylev’i okusun! Kurtuluş Savaşı sürecinin içinde bulunan Atatürk’ün, Söylev’de anlattıkları kaçınılmaz belge niteliğindedir…
Yıl ikibinbeşi gösteriyordu. Ülkenin dağlarına/ taşlarına adını yazdıran Karaoğlan Bülent Ecevit, o yıl seksen yaşına girmişti… Onun sesinden şiir dinlemek, onun sesinden “ne ezen, ne ezilen, insanca hakça bir düzen” sözlerini duymak da çok güzeldi. Atatürk’ü, ilkelerinin yaşama geçirilme çabasını duymak da güzeldi… Bir gün, “iktidara” yakın Zaman Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Açıklamalarında son Sultan Vahdettin’in hain olmadığını söyledi. Üstelik “ben Vahdettin için hiçbir zaman hain demedim” dedi. Söylev’i kuşkusuz okumuştu, ancak açıklamasıyla “demek ki Atatürk’ün dediklerine inanmamış, bunca yıl içinde saklamış” tepkilere neden olmuştu…
***
İnsanların “yaş alması”, deneyim olarak benimsenmesi gerekirken, “yaş aldıkça” başkalaşması kimin ağrına gitmemiştir acaba… Atatürk’ün kurduğu, büyük bir özveriyle uğraş verilen Kurtuluş Savaşı’ndan izler taşıyan partinin genel başkanı olacaksınız, ancak onun Söylev’ini yadsıyacaksınız! Seksen yıllık yaşamında, o güne değin dediklerinizi/ arkanızda taşan kalabalığın coşkusunu yok sayacaksınız! Sokağa çıkın. Anlattıklarımı “sözcük” atlamadan yineleyin. Bunun ne anlama geldiğini halktan duyun!
Ne okula anne/ babalarıyla giden çocuk bunlar, ne de kanları “dellenmiş” onbeş/ onaltı yaşlarındaki delikanlı… Yaşamı görmüşler, acılar yaşayıp sonrasında gülmüşler; gelecek kuşağın “danışılanı” olmaları gerekirken “değerlendirmeleriyle” oluşan şaşkınlıkları aşmaya kalkışmışlar! Bunu da övünç saymışlar, yanlarına alkışçılar bulmuşlar!
***
Kemal Kılıçdaroğlu, yetmişsekiz yaşında şimdi. Yetmişbeş yaşına dek bu yurdun kurucu partisi CHP’nin genel başkanıydı. Onüç yıldan çok, ondört yıldan biraz az genel başkanlık yaptı. Kasetle gelişi bir yana bırakıldı, “tıpış tıpış oyunuzu vereceksiniz” dedi, ikibinonaltı referandumuna verdiği destek sonrasında birçok politikacı hapse atıldı, nedeni anlamakta zorlandığım “helalleşme” adını verdiği eylemini uzun süre dillere doladı, yetmedi/ laiklikle sorunlu olan isimleri meclise taşıdı… Parti içinde birkaç çatlak ses çıkmış olsa da, yurttaş Kılıçdaroğlu’nu bırakmadı, yanından ayrılmadı!
CHP’nin seçmeni olacaksınız, ancak “yanlışları” yineleyen genel başkanın yanında durmayı savsaklamayacaksınız! Oniki Eylül’de tohumu atılan “siyasi partiler yasası” bunlar içindi! Bir yandan “aday adayı” listesinin kabarmasından hoşnutlar, bir yandan da istediklerini “listeye” almakla da özgürler! Kimin milletvekili olacağına “seçmen karar veriyor” izlenimi gösterseler de, “lider sultası” demeyi hiç bilmiyorlar! İstediklerini yıllarca kanatları altına alabiliyor, istemediklerini ağzıyla kuş tutsa “sultalarına” yaklaştırmıyorlar! Bu süreç, CHP gibi tarihe kazınmış bir partinin başında Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir ismi yıllarca korudu!
***
Bizde, yaş alan politikacıların “bellekleri” mi değişiyor acaba? Cumhuriyet’e karşıt uğraş verenlerle “helalleşmek” için kapı kapı dolaşan Kemal Kılıçdaroğlu, ne oldu da bu duruma geldi; genel başkanlık yaptığı partiye “iktidarın” ayar vermesine olanak sağlayacak açıklamalar yapıyor! Televizyon izlencelerinde, kendini iyi tanıyan gazeteciler bile “inanılır gibi değil” dediklerini duyuyorum bazen… Bu halk değil miydi onu alanlarda karşılayan, bu halk değil miydi “her seçim sonrasında yazgısından hoşnut” geriye çekilmesine karşın onu bırakmayan?
Şimdi de, “geçmişini” kanıksamıyor olmalı ki, “arınmadan” söz ediyor! Tartısı/ ölçüsü nedir, onu da kimse bilmiyor! Daha düne değin, her fırsatta tepki gösterdiği, üstelik Ankara’dan İstanbul’a dek yürüdüğü “adalet yürüyüşünün” anlamını da unutmuş olmalı… Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, Kurtuluş Savaşı’nın izlerini taşıyan CHP’nin yaşadıkları ortada… Dün söylediklerini bugün unutanlar, dün savunduklarını bugün tartışmaya açanlar; yalnızca kendi geçmişlerini değil, bu ülkenin belleğini de aşındırıyorlar. Yurttaşın aklıyla belleğiyle oynamanın bir sınırı olmalı artık…180726






























