Halkın Örgütlü Gücü Olmadan Değişim Mümkün Değil
Türkiye’de ekonomik kriz derinleşirken, gündem her gün yeni tartışmalarla değişiyor. Bir gün emekli maaşları, ertesi gün başka bir konu… Oysa değişmeyen gerçek; hayat pahalılığı, işsizlik, alım gücünün düşmesi ve emekçinin her geçen gün biraz daha yoksullaşmasıdır.
Siyasi iktidarlar, gündemi belirleme gücüne sahiptir.
Ancak iktidarların bu gücü kullanabilmesinin en önemli nedeni, halkın örgütlü bir toplumsal güç olarak yeterince etkili olamamasıdır.
Hak arama kültürü zayıfladığında, sendikalar güç kaybettiğinde, emekliler ortak hareket edemediğinde ve köylü yalnız bırakıldığında siyaset de halkın değil, gündemin peşinden sürüklenir.
Bugün devlet kadrolarında çalışan milyonlarca memur ve işçinin sendikal örgütlenmeleri vardır.
Buna karşılık emekliler ve küçük üreticiler aynı ölçüde güçlü bir örgütlülüğe sahip değildir.
Bu dengesizlik, alınan ekonomik kararların toplumun farklı kesimlerini farklı biçimde etkilemesine yol açmaktadır.
Muhalefetin görevi yalnızca iktidarın attığı her adıma tepki vermek değildir. Asıl görev; halkın neden örgütsüz kaldığını, neden hak arama refleksini kaybettiğini araştırmak ve bu tabloyu değiştirecek kalıcı çözümler üretmektir. Siyaset, toplumun peşinden sürüklenmek değil; topluma yön gösterebilmektir.
Türkiye’nin tarihi gösteriyor ki hiçbir büyük toplumsal değişim örgütlü halk desteği olmadan gerçekleşmemiştir. Köylü üretimden koparken, işçi geçim derdine düşerken, emekli insanca yaşam mücadelesi verirken bu kesimlerin ortak talepler etrafında buluşması, demokrasinin de güçlenmesinin ön şartıdır.
1950 sonrasında uygulanan ekonomik ve siyasal tercihlerin önemli bir bölümü, emek kesiminden çok sermayeyi önceleyen bir anlayış üzerine kuruldu. Sağ partiler bunu çoğu zaman açıkça savundu.
Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan partiler ise zaman zaman emekten yana güçlü söylemler geliştirse de, bu söylemleri kalıcı bir toplumsal örgütlenmeye. dönüştürmekte yeterli başarı gösteremedi.
Bunun sonucu olarak emek dünyasının siyasetteki temsil gücü giderek zayıfladı.
12 Eylül 1980 askeri darbesi yalnızca siyasal partileri değil, emek örgütlerini de ağır biçimde etkiledi.
Sendikal hareket geriledi, örgütlenme kültürü büyük yara aldı. Bugün yaşanan birçok sorunun kökeninde, o dönemin bıraktığı kurumsal zayıflıkların da payı bulunmaktadır.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca iktidarın değişmesi değildir. Asıl ihtiyaç; kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri toplumla paylaşan, ekonomik programını açıkça anlatan, halka güven veren ve bunu örgütlü bir toplumsal destekle hayata geçirebilecek bir siyasal anlayıştır.
Değişim, yalnızca seçim kazanmak değildir.
Değişim; güven vermek, sözünü tutmak, hesap verebilmek ve halkın ortak mücadelesini büyütebilmektir. Siyasetin en güçlü sermayesi de budur.
Son söz şudur:
İşçi ile köylü, emekli ile genç, üretici ile çalışan aynı geleceğin parçasıdır.
Bu kesimler ortak talepler etrafında buluşabildiği ölçüde demokrasi güçlenir, ekonomik adalet mümkün olur ve siyaset gerçek anlamda halkın sesi haline gelir.
Örgütsüz toplum, günü kurtarmaya çalışır.
Örgütlü toplum ise geleceğini birlikte kurar.






























