Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

Demokrasi nefesle değil, örgütlü halkla yaşar  

Bir devrimci demişti: “Bir insanın yaşayıp yaşamadığını anlamak için aldığı nefese değil, onuruna sahip çıkıp çıkmadığına bak.” Bugün bu söz yalnız bireyler için değil, toplumlar ve ülkeler için de geçerlidir.

Bir ülkenin gerçekten demokratik, özgür ve bağımsız olup olmadığını anlamak için siyasi şovmenlerin meydanlarda attığı nutuklara değil, halkın ne kadar örgütlü olduğuna bakmak gerekir.

Çünkü demokrasi seçim sandığından önce örgütlü toplumun iradesinde doğar.

Tarih bize şunu göstermiştir: Diktatörlükler yalnızca güçlü liderlerin ortaya çıkmasıyla kurulmaz; toplumun örgütsüzleştiği, cesur insanların yalnız bırakıldığı dönemlerde güç kazanır.

Halkın sel suları gibi dağınık aktığı zamanlarda iktidarlar daha kolay kalıcı hale gelir.

Örgütlü olan neden kazanıyor?

Bugün AKP’nin hâlâ ülkeyi yönetmesinin temel nedeni yalnızca devlet gücünü kullanması değildir. Asıl neden, kendi siyasal çizgisi etrafında örgütlü bir yapı kurmuş olmasıdır.

Liderlik etrafında kenetlenmiş bir kadro yapısı, tarikat ve cemaat ağlarıyla kurulan toplumsal ilişkiler,

İş dünyasında oluşturulan etki alanı, basın ve iletişim kanallarındaki hâkimiyet, gençlik ve sivil toplum görünümlü örgütlenmeler, güvenlik ve strateji alanında etkili olduğu iddia edilen yapılar.

Kısacası iktidar, hayatın hemen her alanında örgütlüdür. Siyasette boşluk bırakmamaktadır.

Peki muhalefet neden iktidar olamıyor?

Bu sorunun cevabı yalnızca ekonomik krizlerde, yolsuzluk iddialarında ya da hükümetin hatalarında aranamaz.

Çünkü tarihte birçok iktidar ağır krizler yaşamış olmasına rağmen karşısında örgütlü bir alternatif bulunmadığı için varlığını sürdürmüştür.

CHP’nin en büyük sorunu, uzun yıllardır toplumun geniş kesimleriyle kurduğu bağın zayıflamasıdır.

Varoşlara, köylere, fabrikalara, emekçi mahallelerine ve hayatın gerçek akışının olduğu alanlara yeterince nüfuz edememiştir. Siyaset büyük ölçüde televizyon ekranlarına ve sosyal medya gündemlerine sıkışmıştır.

Asıl sorun burada başlıyor

İktidar kendi tabanını sürekli diri tutacak hedefler üretirken, muhalefet çoğu zaman kendi içinde yön tartışması yaşamaktadır.

Erken seçim talebi, güçlü bir toplumsal örgütlenmeyle desteklenmediğinde yalnızca bir siyasi slogan olarak kalır.

Demokrasi sözle değil, eylemle kurulur.

Türkiye’de milyonlarca insan adalet istiyor, hukuk istiyor, özgürlük istiyor. Ancak bu taleplerin kalıcı bir siyasal güce dönüşebilmesi için örgütlü mücadele gerekiyor. “Armut piş ağzıma düş” anlayışıyla demokrasi kurulmaz.

Demokrasi, mahallede başlar. Sendikada büyür. Dernekte güçlenir. Partide kurumsallaşır. Sokakta görünür olur. Sandıkta sonuç verir.

CHP değişimden söz ediyor. Ancak değişimin içi, örgütsel demokrasiyle doldurulmadığı sürece bu tartışma eksik kalacaktır.

Eğer gerçekten halkın iradesi egemen olsun deniyorsa:

Önce örgütte demokrasi üyeler ilçe yönetimini seçmeli.

Üyeler il yönetimini seçmeli.

Üyeler Parti Meclisi’ni belirlemeli.

Üyeler genel başkanı doğrudan seçmeli.

Milletvekili adaylarını üyeler belirlemeli.

Belediye başkanı ve meclis üyeleri ön seçimle, üyelerle seçilmeli.

Çünkü halktan demokrasi isteyen bir parti, önce kendi içinde demokrasiyi işletmek zorundadır. Aksi halde değişim söylemi, yalnızca kadroların yer değiştirmesine dönüşür.

Bugünün asıl meselesi

Türkiye’nin temel sorunu yalnızca iktidarın kim olduğu değildir. Asıl mesele, halkın örgütlü bir siyasal özne haline gelip gelememesidir.

Örgütsüz halk öfke duyar ama yön veremez.

Tepki gösterir ama tarih yazamaz. Dağınık kalabalıklar seçim günü görünür, sonra yeniden sessizleşir.

Oysa örgütlü halk yalnız oy veren değil, ülkenin yönünü belirleyen güçtür.

Son söz!

Bir devrimci dağlarda sıradan bir kurşunla öldü belki…

Ama geriye bıraktığı gerçek hâlâ yaşıyor: Demokrasi, örgütlü halkın eseridir.

Özgürlük, bedel ödeyenlerin mirasıdır.

Ve bir ülkenin kaderi, liderlerin değil; örgütlü yurttaşların omuzlarında yükselir.

Türkiye yeniden ayağa kalkacaksa, bu yalnızca seçim çağrılarıyla değil; mahalleden köye, fabrikadan üniversiteye kadar uzanan örgütlü bir halk hareketiyle mümkün olacaktır.

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER