İnsan ömrü boyunca pek çok unvan kazanabilir. Memur olur, yönetici olur, avukat olur, siyaset yapar… Ama herkese “usta” denmez. Ustalık; alın teriyle, sabırla, üretimle ve geride kalıcı eserler bırakmakla kazanılır.
Adana Ülkü Ocakları’nın unutulmayan başkanlarından Mahir Panayır da bugün o adlardan biri.
Devlet görevinden emekli olduktan sonra birçok kişinin yaptığı gibi köşesine çekilmeyi yeğlemedi. İki üniversite bitirmiş, hukuk eğitimi almış bir kişi olarak rahatlıkla mesleğini sürdürebilir, danışmanlık yapabilir ya da farklı alanlarda gelir elde edebilirdi. O ise bambaşka bir yolu seçti.
Kendisini Türk kültürünün en kadim nefesli çalgılarından olan kaval ve neyin üretimine adadı.
Önce kaval yaptı, sonra onu geliştirdi. Ardından ney üretimine başladı. Bulgari kaval başta olmak üzere farklı modeller üzerinde çalıştı. Bugün ise kendi geliştirdiği ve “Tuani Kaval” adını verdiği yeni bir enstrümanla Türk halk müziği dünyasına önemli bir katkı sunuyor.
Bu artık sadece zanaatkârlık değildir.
Bu, kültüre hizmettir.
Bugün Mahir Panayır’ın yaptığı kavallar ve neyler yalnızca Türkiye’de değil; Çin’den Venezuela’ya kadar dünyanın birçok ülkesinde ilgi görüyor. Yurt dışına yüzlerce enstrüman göndermiş durumda. Türkiye’nin birçok profesyonel kaval ve ney sanatçısı sipariş için onun kapısını çalıyor.
Müzik çevreleri artık ona soyadıyla değil, “Mahir Usta” diye hitap ediyor.
Çünkü ustalık, insanın kendisine verilen bir sıfat değil; çevresinin hak ederek verdiği bir payedir.
Ancak bütün bu başarı öyküsünün düşündürücü bir tarafı da var.
Mahir Panayır’ın yıllarca omuz omuza mücadele ettiği ülkücü camiadan, onun emeğine beklenen ölçüde destek gelmiyor.
Oysa Türk kültürüne hizmet eden, el emeğiyle üretim yapan, dünya çapında tanınan böyle bir ustayla gurur duymak gerekirken, en büyük ilgiyi başka çevrelerden görüyor.
Bu durum bana yıllar önce büyüklerimizden duyduğumuz o acı sözü yeniden hatırlatıyor:
“Ülkücü, ülkücünün kurdudur.”
Keşke bu söz bugün de doğrulanmasa…
Çünkü bir insanı yalnızca alkışlamak yetmez.
Onun ürettiğine sahip çıkmak da vefanın bir parçasıdır.
Bir kaval almak, bir ney edinmek sadece alışveriş değildir; Türk kültürüne yapılan bir katkıdır. Aynı zamanda yıllarını bu davaya ve bu millete adamış bir ustaya verilen manevi bir destektir.
Bugün Mahir Panayır için bir başka önemli süreç daha yaşanıyor.
Türk kültürüne yaptığı katkılar nedeniyle kendisine “Devlet Sanatçısı” unvanı verilmesi yönündeki değerlendirme sürüyor.
Kanaatim odur ki, Mahir Panayır bu unvanı fazlasıyla hak ediyor.
Çünkü o, yalnızca enstrüman üretmiyor.
Bir geleneği yaşatıyor.
Bir kültürü geleceğe taşıyor.
Bir milletin sesini, nefesini ve ruhunu kamıştan yeniden inşa ediyor.
Dileğim, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu emeği en kısa sürede “Devlet Sanatçısı” unvanıyla taçlandırmasıdır.
Bir başka dileğim ise ülkücü camianın da Mahir Usta’ya hak ettiği vefayı göstermesidir.
12 Eylül öncesinin kurşunlara ve bombalara meydan okuyan dayanışma ruhu, bugün hiç değilse Türk kültürüne hizmet eden bir ustanın emeğine sahip çıkacak kadar güçlü olmalıdır.
Çünkü gerçek dava, yalnızca sloganlarla değil; üretene sahip çıkmakla yaşar.






























