Önceki bölümlerde küresel odakların kukla yönetim arayışlarını, güdümlü yargının baskı düzeneklerini, yeraltı zenginliklerimizin yağmalanmasını, eğitim dizgesinin bilinçli çökertilişini ilmek ilmek işlemiştik. Emperyalist anaparadarların çıkarlarına hizmet eden bu sinsi oyun alanı, toplumu köksüzleştirerek sömürü çarkını kalıcı kılmayı amaçlamaktadır. Ancak her karanlık dönemin bir sonu, her buyurgan dayatmanın çarpacağı sarsılmaz bir toplumsal gerçeklik duvarı vardır.
Halkın açlık gerçeğiyle, çalınan emeğiyle, talan edilen ormanlarıyla yüzleştiği o kaçınılmaz an, bu yapay düzenin tekerine çomak sokulacak büyük kırılma noktasıdır. Yabancıdan “meşruiyet” bekleyenler, kendi yurttaşının ekmek kavgasını biber gazıyla bastıracağını sananlar, tarihsel uyanışın sel gibi akan gücü karşısında çaresiz kalacaktır. Toplum vicdanında çoktan “kesin geçersizlik” anlamı taşıyan bu sinsi kuşatma, bilinçlenen kitlelerin ortak karşı koyuşuyla tamamıyla yerle bir olmaya tutsaktır. Yoksulluk sarmalıyla boğuşan kitlelerin sessizliğidir bu!
***
Güdümlü düzenin sonu, sokağın hak arama çığlığının alanlarda birleşmesiyle, işçinin, köylünün, gencin ortak bir gelecekte kenetlenmesiyle gelecektir. Kendi çizdikleri yapay sınırlarla uysal bir “muhalefet” tasarlayan “iktidar” odakları, halkın gerçek açlık gündemi karşısında bütünüyle çaresizdir. Fabrikada hakkı çalınan maden işçisi, tarlada ürünü yabancı tekellerce batan üretici, okulda geleceği elinden alınan gençlik, bu oyun alanının piyonu olmayı bütünüyle reddetmektedir.
Halkın sarsılmaz bağımsızlık bilinci, Barack’ın övdüğü o “merhametli monarşiler” öykünmesini, gizli “hanedanlık” özlemlerini bu topraklardan bir daha dirilmemek üzere söküp atacaktır. Gerçek bir toplumsal uyanış, yabancı şirketlerin siyanürlü talanına karşı derelerini savunan köylünün onurlu duruşunda çoktan filizlenmiştir. Toplumun en bilinmeyen köşelerinden yükselen bu haklı öfke, küresel güçlerin yerli ortaklarıyla kurduğu sömürü birlikteliğini bütünüyle dağıtacak güçtedir.
***
Gerçek “meşruiyet”, küresel güçlerin sinsi izin belgelerinde ya da saray koridorlarından yükselen tek sesli buyruklarda değil, halkın özgür istencindedir. Yüzyılı aşkın süre önce Mustafa Kemal Atatürk ile yol arkadaşlarının “Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur” ilkesiyle kurduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin savunucuları hep vardır. Bu bağımsızlık karakteri, dış kaynaklı hiçbir onay mekanizmasına, küresel çetelerin ekonomik boyunduruklarına boyun eğmeyecek denli köklüdür.
Fabrikadaki işçinin tezgahı başında akıttığı alın teri, tarladaki köylünün nasırlı elleri, bağımsızlığı yaşam biçimi sayan onurlu yurttaşların sarsılmaz istenci bu ülkenin gerçek gücüdür. Halkı bilgisizlik kıskacında boğarak sömürmek isteyenlerin yazdığı tüm buyruklar, ulusal istencin karşısında yok kararındadır. Demokrasiyi yalnızca kendi koltuklarını sağlamlaştırmak için bir araç görenler, kitlelerin uyanışı karşısında bütünüyle yalnız kalacaktır. Alın terini küresel pazarlara ucuz iş gücü sunmaya kalkan her bakış, bu topraklarda derin bir toplumsal bilince çarparak bütünüyle geçersiz kalacaktır.
***
Sonuç olarak, beş bölümlük bu yazı dizisinde ortaya koyduğumuz tüm tasarımlar, halkın büyük egemenlik gücü karşısında tümüyle “kesin geçersizlik” çukuruna gömülecektir. Yargı sopasıyla toplumsal istenci tutsak alarak sömürü çarkını döndüreceğini sanan anaparacı akıl, bu toprakların devrimci birikimi karşısında büsbütün yanılmaktadır. Dayatılan bu boyunduruk modelini, güdümlü karşıtlık alanlarını, kültürel çürümeyi kökten reddederek aydınlık yarınlar kurulacaktır.
Ne gecenin bir yarısı alınan tek kişilik kararlar ne küresel anaparadarların ortaklıkları bu ulusun bağımsızlık istencini geriletemez. Gerçek “meşruiyet”, hakkını arayan milyonların sarsılmaz direncinde, tam bağımsızlık inancında sonsuza dek yaşayacaktır. Egemenlik, yalnızca halkın özgür istencinden doğar; dış yetki odaklarının “merhametine” bırakılamaz. Önümüzdeki günlerde Ankara’da kurulacak NATO kurullarının da dış onay arayanların sığındığı yeni bir küresel oyun olduğu tartışılıyor. Başkenti getirdikleri durum ortadadır; kent dokusunun, sokakların, yurttaşın içine itildiği çıkmazın üstünü, emekçiye, emekliye vermediklerini brandalara harcayarak kapatmayı “başarı” sayıyorlar. Oysa gerçek hiç de öyle değil! Bu tarihsel direnç, emperyalist oyun alanını tamamıyla yerle bir edecek en büyük güvencedir. Sonu, bağımsız ulusun mutlak utkusudur. Bu topraklarda sömürgeci hiçbir odak kalıcı olamaz. Yarınlar, kendi yazgısını belirleyen onurlu milyonların ellerinde ışkın verecektir.
Bitti…






























