Donald Trump’ın “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a meşruiyet vereceğim” dediğinde ne tepki gösterildi? “Meşruiyet”, bir yönetimin, bir gücün ya da “iktidarın” toplum/ hukuk önünde geçerli sayılması anlamına geliyor. “İktidar” ya da güç, “meşruiyet” hakkını “yönetim biçimlerine” göre farklı kaynaklardan almış olsalar da, “demokratik bir düzende” yalnızca halktan alırlar. Trump’ın bu sözünün, Ulusal Kurtuluş Savaşı vermiş olan bir yurt için hiçbir anlamı olmayacağı gibi, halkın oyuyla “iktidar” olanların buna tepki göstermesi zorunluluktu…
Nasıl tepkiler geldi, kimler üzerinde bile durmadı, kimler “öyle denilmek” istenmedi üzerinde durmayacağım. Ancak ardından Tom Barrak’ın, dünyanın gözünün içine bakarak söyledikleri yenilir/ yutulur değildi! “Orta Doğu’da işe yarayan tek şey, güçlü liderlik rejimleri oldu: ya merhametli monarşiler ya da meşruti monarşi türü yapılar.” Buradan şunu çıkarmak olası; Washington, bölgedeki rejimlerin “demokratik olup olmadığına” değil, “Amerikan çıkarlarıyla uyumlu olup olmadığına” baktığını açıkça söylüyor!
***
Şunu söyleyebiliriz; ABD, “meşruiyeti” halk için değil “iktidar” için istiyor! Kapitalist/ sömürgeci aklın yüzyıllardır değişmeyen kirli yüzü bu. Barrack’ın, dolayısıyla Washington’ın “merhametli monarşiler/ iyicil hanedanlıklar” diyerek sevimli gösterdiği yapılar, özünde birer elde tutulan rejimdir. Bu yönetimler, kendi halklarının emeği/ yeraltı kaynakları üzerinden Batı’ya bağımlılık üretirler. Onlar için başarı; özgürleşmiş bireyler, işleyen kurumlar ya da insan onuru değildir. Batı’nın tek derdi; büyük satışlar/ Amerikan çıkarlarına koşulsuz bağlılıktır.
Bu topraklar, kendi yazgısını küresel güçlerin “merhametine” ya da sözde “meşruiyet icazetlerine” bırakmayacağını yüz yıl önce dünyaya duyurdu. Mustafa Kemal Atatürk’le yol arkadaşlarının “Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur” bilinciyle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, Orta Doğu’nun “hanedanlık” özlemcilerine verilmiş en büyük tarihsel yanıt olduğu anımsanmalı! Bu ülkeyi yönetenlerin de yönetmeye aday olanların da tek bir gerçeği unutmaması gerekir: Bu topraklarda “iktidar/ meşruiyet” gücünü yalnızca halkın özgür istencinden alır.
***
Hep öyle olmuştur… Küresel güçler, ya da doymazlıklarını başkalarını daha çok boğmak için gözlerini karartanlar “demokrasiyi” kendilerine “olanak” sağlamak için kullanırlar! Çalışanın emeğinin hakkını alması, yurttaşın hukuksal savaşımını ortaya koyması, gençlerin önünün açık tutulması, emekçinin çalışma koşullarının iyileşmesini istemesi, insanların doyması gibi olguları “demokrasi” olarak saymazlar! Sokağa çıkıp hak aramak, hakları almak için yola koyulmak, emekçinin “açlığını” duymak da istemezler! “İktidar”, başkaldıran emekçiyi geri püskürtülmek için kullandığı “gücü” hak sayar!
Barrak’ın “Orta Doğu’da işe yarayan tek şey, güçlü liderlik rejimleri” olduğunun altını çizmesi bunun içindir! “Güçlü liderlik rejimi”, ülke için her şeydir! “Liderin” iki dudağı arasından çıkan her şey ya da gece yarısı “tek başına” alınan her karar “uygulanır” durumdadır! Meclis’te bulunan altıyüz milletvekilinin, bakanların yurttaşla birlikte öğrendiği kararların varlığı Trump’ın “meşruiyet vereceğim” kararının da yansımasıdır!
***
Trump’ın “meşruiyet” sunma istemi, Barrak’ın güçlü liderlik övgüsü, bu toprakların yüz yıllık egemenlik birikimini, Meclis istencini yok sayan açık bir dayatmadır. Gece yarısı kararlarıyla biçimlenen, bakanların, milletvekillerinin bile yabancı kaldığı bu “tek kişilik” yönetim biçimi, Washington’ın sömürgeci çıkarlarına dikilmiş bir giysidir. Kendi halkının ekmeğini, hak arama çığlığını duymayan, işçinin açlığına kulak tıkayan her yapı, küresel anaparadarın boyunduruğuna girmeye umursamaz olunmuştur.
Oysa kapitalist aklın sevimli göstermeye çalıştığı bu düzenekler, halkın gözünde “mutlak butlan/ kesin geçersizlik” niteliğindedir. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın küllerinden doğan bu cumhuriyet, dış onay odaklarının istemine asla sığınamaz. Hak arayan emekçiyi püskürtmeyi güç sayanlar, Trump’ın “meşruiyet” sunuşuna sığınanlar büyük bir yanılgı içindedir. Unutulmamalıdır; bu ülkenin yönetim yazgısını küresel güçlerin ortaklıkları değil, yalnızca halkın özgür istenci çizer. Bu topraklarda gerçek geçerlilik, yabancının kukla yönetim tasarımlarında değil, halkın sarsılmaz istencinde saklıdır.
Sürecek






























