“Mutlak butlan/ kesin geçersizlik” kararıyla CHP’nin yönetimine geçenler korkuyor! Korkuları, seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’in halkın gönlünü kazanması… Bunu yerel seçim öncesinde yaşadık! Gittikleri her yerde bunu gösterdiler! Kimi “biz yeniden geleceğiz” dedi. Kimi korkularını “yeminlerine” buladı. Kimi geriden dokundurucu açıklamalar yaptı. Kimi Özel ile ekibinin “sürünüşünü” görebilmek için beklemeye koyuldu!
Korktukları olmuştu ama… Yitirilecek eldeki belediyeler beklenirken, listeye “yenileri” eklenmişti! Öngörüleri yerle bir olmuştu! “İktidarın” gidiş korkusunu andıran “korkuya” bürünmüşlerdi! “İktidar” gibi, parti içi “muhalefetin” de asıl korkusu Özel’in kendilerine benzemeyişiydi! Kimseye “küslükten” söz etmiyordu. Gerekirse cumhurbaşkanıyla görüşeceğini söylüyordu. Karşılaştıklarında “benim büyüklerim” diyerek yanlarına varıyordu, kısa da olsa konuşuyordu! Mızıkçı, çocukları gibi “top benim, istediklerimi oynatırım, istemediklerimi oynatmam; ona göre” demiyordu. Duyguları vardı, ağladığını gösterebiliyordu, içinde bulunduğu durumdan dolayı salaşlığını umursamıyordu, geçtiği yerde duygudaşlık kurabiliyordu…
***
“Azımsamayın”, bunlar herkesin yapabileceği şeyler değil… Halk, kendini yönetenin bu özelliklerini görmeyi/ bilmeyi seviyordu… O “korku var ya, o “korku…” Gözleri kör olası/ çamura yan basası/ gün görmeyesi “korku” her şeyi alt/ üst etti! Kim halkın arasına karışmışsa, kimi halk kucaklamışsa, kim halkla öykü yazmayı başarmışsa işte ondan korktular! Onların ne hırsızlıkları, ne haksız kazançları, ne de banka hesapları değildi önemsedikleri; bir proje öncesi halk uyanıyordu!
Eğer Ekrem İmamoğlu için gündeme gelen söylentiler ya da Özgür Özel’in kazandığı seçim sonrası ortaya atılanlar içten olsaydı; bu iş böyle kalır mıydı? 17/25 Aralık öncesi de vardı işin, sonrası da… Neden yalnızca 2020 sonrasıyla yetinildi? Ankara’yı parsel parsel satan da, salgında bakanın eşine dezenfektan sağlayan da, depremde Kızılay çadırlarını pazarlayan da, kurultay öncesi delegelere saat dağıtan da ortadaydı. Bunların hiçbiri onların asıl korkusu değildi ki! Korkuları, halkın uyanışıydı.
***
Cuma gününden açıklamalar yapıldı. Fırtınalı günler öncesinde Özgür Özel merkez Adana’dan önce Tekir yaylasında yürüyecekti, ardından Adana’da iki ayrı yerde buluşmalar düzenlenecekti yarın… Adana’da temmuz sıcağı denildiğinde iki adım kendini geriye çekip bir dulda aramalısın! Biliyorsunuz, Adanalı buna dayanmanın bir yolunu bulur da, dışarıdan gelenler için sonuç hiç de iyi olmaz! Adana’da buluşmanın birinin akşam öncesinde, diğerinin biraz daha denk gelmesi yerindeydi…
Çoktan beri nerede olduğunu bilmediğimiz, aramalara yanıt vermeyen Burhanettin Bulut’ta sosyal medya üzerinden paylaşmıştı. Nerede durduğunu bilmediğim Çukurova belediye Başkanı Emrah Kozay’ı da paylaşımcılar arasında gördüm. “Genel Başkanımız Özgür Özel’le buluşalım” çağrısı yapmışlardı… Ayhan Barut uzun süre önce duruşunu belli etmişti. Bugün, kimin “ne hesabı var” sorusunun yanıtını aramaktan daha çok, “kimin/ kiminle” yürüdüğüne bakılıyordu doğal olarak.
***
Nedenini şöyle açıklamam gerek: geçtiğimiz günlerdeydi… CHP İl Başkanlığı önünde geçerken uğramak istedim. Uzaktan bakılında bir garipti… başkanlığın önyüzünde iki bez afiş vardı; biri Özgür Özel’in, diğeri de yeni il başkanı Orhan Bayram’ın… Bez afişler başkanlığın önünü kapatmıştı! Dışarıdan görenlerin “kapalı” dememesi için hiçbir neden yok! Yaklaştığımda açık/ kapalı ikilemine düştüm, afişi aralayıp ilerlediğimde otomatik kapı açıldı. İçeride üç kişi vardı! Düşünebiliyor musunuz bilmiyorum; daha düne değin dolup/ taşan, oturacak yer bulmakta zorlanılan parti binasının girişi/ içi/ duruşu sessizliğe gömülmüştü!
CHP’nin il başkanlığında hepsi üç kişi… Sonra birkaç kişi daha gelip yukarı çıktı… Oradakilerden biriyle söyleşmeye başladığımızda, “umursamazlığı” gözden kaçmıyordu! “Nasıl” diye sordum, ister istemez… Ulusun kuruluşuna “iz” bırakan bir partinin başına gelmesi gereken bu mu olmalıydı? “Arınmamız gerekiyor” dedi, boğuk bir sesle… “Hangi arınmadan, partiyi bu durma getirmek için çırpınarak mı” diye sordum! Yanıt vermedi! “Önce hukuk” dedim kalkarken… “Hukuk güçsüzleştirildiğinde, toplumun korkulan katmanı üzerine cezalar kesilirken, toplumun diğer katmanının daha çok haksız kazanç sağlamasının önü açılır. Özlenen hukuk, gerçek suçluları bulup topluma zarar vermelerini engelleyendir” deyip ayrıldım…
Sürecek…






























