Uzun süredir yazmıyordum. Çünkü ne yazılarımın anlaşılabildiğini ne de bir yararı olduğunu görüyordum. Ne ki tarihe bir not olarak düşüldüğünü de biliyorum.
Bununla birlikte siyaset ile politika arasındaki ayrıma bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.
Bu iki terim arasında, çoğu terim ve kavramlar arasında olduğu gibi diyalektik bir ilişki var. Zaman ve ortama bağlı olarak birbirlerini etkiliyor ve belli bir anda biri diğerine baskın gelebiliyor.
Somut bir örnek olarak Türkiye ve AKP’yi ele alabiliriz.
Bu AKP denilen çağ dışı örgüt ve yöneticilerinin belirgin bir politikaları olduğu söylenebilir.
O da Türkiye Cumhuriyeti ve kuruluş ilkelerini temelinden yıkmaktır.
Bu günlerde CHP’ye yönelik saldırılar ise, Mustafa Kemal Atatürk’ün benim iki eserim var dediği Cumhuriyet’in ardından CHP’yi de yıkmak amacıyladır.
Çünkü Cumhuriyet, başından buyana hedefledikleri gibi, tam da yüzüncü yılında yıkılmış bulunmaktadır.
2010’lardaki yazılarımı ‘Devlet-Ulus’un Sonu’ başlıklı kitapta yayınlamıştım. 2010’lardan başlayarak adım adım, olay olay ve kurum kurum Cumhuriyet, sözcüğün tam anlamıyla imha edilmiş bulunmaktadır.
Örneğin mahkemeler ne Türkiye halkı adına karar vermekte ve ne de bir hak arayış mercii olma niteliğini taşımaktadırlar.
En alt kademeden en yüksek kademeye kadar, o arada Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemelerinin artık birer ‘Hukuk’sal kurum olma nitelikleri kalmamıştır.
Yürütme derseniz, bakanından valisine, emniyet müdüründen polisine değin, bırakın yasayı insani değerlerden hiçbirini taşıdıkları söylenemez.
Yasama ya gelince, seçilmişlerin ‘siyaset’ dışında herhangi bir kaygılarının olduğu söylenemez.
Ordu’dan söz etmek bile gereksiz. Çünkü artık ‘Türk Ordusu’ denilen bir kurumdan değil ama, uluslararası sermayenin vurucu gücünden söz edilebilir.
Ergenekon ve Balyoz benzeri darbelerden sonra, sıradan komutanlar, örneğin Özel’ler, Akar’lar ve Güler’lerin elinde ulusal bilinçten yoksun bir ‘Silahlı Kuvvet’ yaratılmış bulunmaktadır. Ki günü geldiğinde Türk halkına karşı da kullanılabilecektir.
Son toplamda, AKP ve başındaki Tiran, ya da benim tanımlamamla Üçüncü Abdülhamit amacına ulaşmış bulunmaktadır.
Demem o ki, AKP bir ‘siyasal parti’ olarak kurdurulup kimi ‘siyaset’ler uygulayarak temel ‘politika’sını başarıyla yaşama geçirmiş bulunmaktadır.
Bundan sonraki ‘siyasi oyunları’nın ne getirip ne götüreceğinin önemi yoktur.
Peki ama varlık nedeni ‘siyaset’ değil ama ‘politika’ olan, örneğin benim gibi düşünenler ne yapabileceklerdir?
Değil mi ki, Eski Yunan’dan buyana insan, ‘siyasal yaratık’ değil ama ‘politik yaratık’ olarak tanımlanmaktadır.
Nitekim Fransızca’da ‘siyaset’ LA POLITIQUE, politika ise LE POLITIQUE olarak tanımlanmaktadır.
Türkiye’de kaç ‘siyaset bilimci’nin bu ayrımı bildiği ya da üzerinde düşündüğü söylenebilir?
Bu zoraki yazıyı Türkçe klavyesi olmayan bir internet bürosundan yazıyorum.
Dolayısıyla okunması zor olabilir.
Ancak anlaşılması çok daha zor olacaktır.
Eğer bir sonuç değerlendirmesi yapacak olursam, CHP’yi parçalamaya çalışan işgal kuvvetlerinin güdümündeki Kılıçdaroğlu tayfasının uyguladıkları ‘siyaset’e karşılık, bir ‘Politik hareket’ yaratılmalıdır diyeceğim.
Kuşkusuz bu ‘Politika’nın siyasal manevraları olabilecektir.
Ancak temel ‘politik amaç’ın hiçbir koşulda göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
Amaç CHP’yi kurtarmak değil, CHP’deki Cumhuriyet ve Halk’ı kurtarmak ya da yeniden kurmak olmalıdır.
Dikkat edilirse bir kez olsun ‘Demokrasi’ sözcüğüne yer vermedim.
Çünkü Cumhuriyet kurtarılır ya da yeniden kurulurken ‘Demokrasi’ olmazsa olmazlar arasında sayılamaz.
Oysa ‘siyaset bilimci’ ya da ‘bülbül’lerinin iki sözcüğünden biri ‘demokrasi’ olabilmektedir.
Onlara benim Cumhuriyet ve Demokrasi üzerine olan yazılarıma bakmalarını öneririm.
Bu tiplerin fildişi kulelerinden yaptıkları çığırtkanlıklarının ‘Politika felsefesi’ndeki yeri sıfıra yakındır.
Eğer bir ‘siyaset felsefesi’ de var denilecek olursa, siyasetin ‘felsefesi’ olmaz diyeceğim. Bu sadece bir yanlış çeviri veya anlayıştan başka bir şey değildir.
Ve bu yazıyı sonlandırırken, yineliyorum; Türkiye halkının ivedi gereksinmesi bir ‘POLİTİK HAREKET’ yaratıp eyleme geçmektir, vesselam.






























