Duyuyoruz… Bilim dünyası, doğal kaynakların özenli kullanılmasını gerekli görüyor. Fosil atıklardan oluşan ürünlerin geri dönüşüm ile yeniden üretime kazandırılmasını istiyor. Çevre kirliliğinin önlenmesini bekliyor. Durduk yerde doğaya zarar verecek işlerden uzak durulmasını önemle vurguluyor. Altın üretmek için zeytinlik alanların cıscıbıdak bırakılmamasını istiyor. Çünkü tüm canlıların yaşamı buna bağlıdır. Katledilen doğanın, ağaçları kesilmiş ormanların yaşamı zora sürükleyeceğini belirtiyor. Canlıların yaşam alanlarının, su kaynaklarının, verimli toprakların kullanılmaz duruma getirildiğini ileri sürüyor.
Gelişmiş ülkeler bu sorunu çoktan çözüme ulaştırdı. Evsel atıkların ayrı yerlerde toplanması okullarda çocuklara anlatıldı. Marketlerden plastik, cam, kağıt, metal kutu, şişe içinde alınan ürünlerin geri dönüşüm kutularına atılması salık verildi. Bu yolla yurttaşa kazanç sağlatıldı. Çöplükler, geri dönüşümü olmayan atıkların toplandığı alanlar durumuna getirildi. İyi de oldu…
***
Bizde doğayı hoyratça kullananlar olduğu gibi, bir çiçeğe, çiçekteki böceğe zarar vermemek için uğraş verenler de var. Zeytin ağaçları kesilirken gövdesini kollarıyla saranları biliyoruz. Günlerce ağaçlar katledilmesin diye başında bekleyenleri, orantısız güçlerden gelen baskılara karşın direnenleri hep görüyoruz. Aynı biçimde, geri dönüşümü olası ürünlerin doğaya atılmaması için uğraş verenler bulunuyor.
Çocukluğumuzda öyle güzel dönemlerden geçtik aslında. Bazı içeceklerin şişeleri geri alınırdı. Gelmeyen şişenin bedeli alıcıdan tahsil edilirdi. Sonra doğayı çok mu varsıl gördüler de geri almayı bıraktılar, bilmiyorum. Bu bırakışın ardından ambalajlar parklarda bankların üzerinde, kaldırım kıyılarında, yıkık yapıların içlerinde sıkça görüldü.
Herkes bunu yapmadı elbette. Kendi evinde, sitesinde atıkları ayrı poşetlerde toplayanlar var. Dönüşüme gidecek ürünleri kağıt toplayıcı emekçilere verenleri biliyorum. Bir poşette cam şişeler, bir diğerinde plastik, bir diğerinde kağıt biriktiriliyor. Bu tür duyarlılıkların desteklenmesini istiyorum. Sokakta kedi, köpek tekmeleyenlerin değil, onları doyuranların, sahiplenenlerin varlıklarıyla toplumun güzelleştiğini söylüyorum.
***
Geç de olsa bizde de bazı adımlar atılacağını bir süre önce duymuştum. Marketler; soda, su, gazoz gibi ürünlerin şişelerini geri alacağını duyurmuştu. Bir ücret karşılığı olmasa bile birçok kişinin geri dönüşüme destek olacağını biliyorum. Elbette ücret karşılığı olunca, dargelirliler en azından günlük ekmeklerini alabilmek için çevrede gördüklerini biriktirmek isteyeceklerdir. Bunu iyi görmek gerekir.
“Nasıl” diye sormayın; emekçiyi bu duruma sürükleyenler utansın. Yolunun üzerinde gördüğü ürünleri toplayacak denli insanları yoksullaştıranlar utansın. İnsanları sosyal yardım alacak kadar çaresiz bırakanlar, el açtıranlar utansın; sen, ben değil!
Sonunda beklenen adım atılmış; iyi de olmuş. Marketlerde depozito dönemi başladı. Artık tüketiciler, aldıkları içecek ambalajlarını çöpe atmak yerine geri dönüşüm düzeneklerine bırakacaklar. Cam şişeler, plastik ambalajlar, alüminyum kutular artık sokaklarda, parklarda kalmayacak. Tüketiciler, dönüşüm noktalarına getirdikleri ambalajlar için belirlenen bir bedeli kazanabilecek.
Biriken bu bedeller, alışverişlerde harcanmak üzere dijital cüzdanlarına aktarılacak. Böylece hem doğa kirlenmekten kurtulacak hem de bütçeye küçük de olsa katkı sağlanacak. Ancak şunu bilmek gerekecek: Düzeneklerin ambalajı tanıyabilmesi için şişelerin üzerindeki barkodun korunması, kutuların ezilmemesi gerekiyor.
***
Ne oldu biliyor musunuz? Çürümüşlük, toplumsal yabancılaşma, kazanç hırsı, doymazlık burada da ortaya çıktı. Gerçekten bu yurdun yurttaşına bunu yakıştıramıyorum. Bayram yaklaşır tüm ürünler zamlanır, deprem olur kiralar alır başını gider, salgın gelir gıda ürünlerinin yanına yaklaşılmaz. Şimdi de depozitolu ürün olduğu için dönüşümü olacak ürünlere zam geldi, biliyor musunuz?
Bakanlık denetimler yapmaya başlamış. Özellikle maden suyu ile su fiyatları mercek altına alındığında fahiş fiyat uygulandığı saptanmış. Çirkinlik, çürümüşlük, pişkinlik değil de nedir bu?
Sorsanız hepsi birden “aynı gemideyiz” yalanını söyler. Hangi gemi ki o? Kürekçilerle denizi seyredenler gibi bir şey… Halkın büyük çoğunluğu açlık kaygısı yaşarken, üç beş doymazın geri dönüşümden haksız kazanç sağlamaya kalkışması, onların bu denli güçlü olması asıl sorun. Doymazların güç aldıkları kim? Kim onların bu denli yabancılaşmasına duyarsız olabilir ki? Sorarsanız, bakanlığın yaptığı caydırıcılığı bulunmayan denetimlerin amacını hiç bilmiyorum! 070726






























