Siyaset sahnesinde dün alkışlananlar, bugün eleştirilenler olmaya devam ediyor. Türkiye’nin siyasal tarihi, parti içi ayrışmaların, yeni partilerin kuruluşlarının ve bu bölünmelerin iktidar dengeleri üzerindeki etkilerinin sayısız örnekleriyle doludur.
Geçmişten günümüze bakıldığında, siyasal partilerin bölünmeleri çoğu zaman “demokrasinin gereği” olarak sunulurken, aynı durum rakip partinin başına geldiğinde “ihanet” ya da “operasyon” olarak nitelendirilmiştir. Türk siyasetinin en dikkat çekici çelişkilerinden biri de budur.
Yakın siyasi tarihimizde önemli bölünme örneklerinden biri Adalet Partisi’nde yaşandı. 12 Ekim 1969 genel seçimlerinde yüzde 46 oy alarak iktidarını sürdüren Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi, seçim sonrasında parti içi muhalefetle karşı karşıya kaldı. “Yeminliler” ve “Hışımlılar” olarak anılan gruplar arasındaki mücadele sonucunda, kendilerine “41’ler Hareketi” adını veren grup partiden ayrıldı.
Dönemin önemli siyasetçileri Ferruh Bozbeyli, Dr. Sadettin Bilgiç, Faruk Sükan ve Mehmet Turgut gibi isimlerin öncülüğündeki bu hareket, 18 Aralık 1970’te Demokratik Parti’yi kurdu. Demokratik Parti, 14 Ekim 1973 genel seçimlerinde aldığı yüzde 11,8 oyla büyük bir başarı elde etmiş görünse de bu sonuç Adalet Partisi’nin oylarının bölünmesine ve iktidarı CHP’ye, Bülent Ecevit’e bırakmasına neden olan önemli faktörlerden biri oldu.
Demokratik Parti, 5 Haziran 1977 erken genel seçimlerinde yüzde 1 civarında oy alarak siyaset sahnesinden çekildi. Ancak geride bıraktığı siyasal sonuç, bölünmelerin bazen küçük partilerin büyümesinden çok, büyük partilerin iktidar kaybetmesine neden olabileceğini göstermişti.
12 Eylül sonrası dönemde bölünme operasyonlarından en fazla etkilenen siyasal hareket ise Milliyetçi Hareket Partisi oldu. 1993 yılında Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları MHP’den ayrılarak Büyük Birlik Partisi’ni kurdu. Bu ayrılık, MHP içindeki önemli bir kopuş olarak tarihe geçti.
Ardından Alparslan Türkeş’in oğlu Yıldırım Tuğrul Türkeş’in kurduğu Aydınlık Türkiye Partisi de milliyetçi tabanda yeni bir siyasal arayış olarak ortaya çıktı.
MHP içerisindeki en büyük ayrışma ise 2017 yılında yaşandı. Meral Akşener liderliğindeki muhalif hareket, MHP yönetimini değiştirme girişiminin sonuçsuz kalmasının ardından yeni bir siyasi parti kurarak İyi Parti yoluna çıktı.
Bu süreçte İyi Parti’ye özellikle CHP ve CHP’ye yakın medya çevrelerinden büyük destek geldi. Hatta partinin seçime katılabilmesi için CHP’den 15 milletvekili istifa ederek İyi Parti’ye geçti. O dönem yapılan siyasi yorumlarda, MHP’nin oylarının eriyeceği, milliyetçi seçmenin İyi Parti’ye yöneleceği ve bunun muhalefetin iktidar yolunu açacağı sıkça dile getirildi.
Ancak siyaset hesapları her zaman planlandığı gibi işlemez.
MHP seçmenini yarısının yanına çekeceğinin iddias eden Muhsin Yazıcıoğlu’nun BBP’si yüzde birlik parrtiler arasında yerinin alırken, Tuğrul türkeş’ni ATP’si seçimlere bilr giremeden kaybılup gitti.
CHP ve muhaliflerinin İyi Parti’den beklenen yükseliş gerçekleşmedi. MHP’nin siyaset sahnesinden silineceği yorumları boşa çıktı. İyi Parti ile birlikte bu stratejiye destek veren çevreler de büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.
Milliyetçi kanattaki ayrışmalar bununla da sınırlı kalmadı. Büyük Birlik Partisi bünyesinden Milli Yol ve Osmanlı Partisi gibi yeni siyasi oluşumlar çıktı. İyi Parti’den ise Zafer Partisi, Kutlu Parti ve Anahtar Parti gibi yeni hareketler doğdu.
Ancak siyaset bazen yapanı da sınar.
Yıllarca rakip partilerin bölünmesini destekleyen, bu ayrışmaları politik fırsat olarak gören çevreler, bugün aynı tartışmaların kendi partilerinde yaşanmasına tanıklık ediyor.
Dün MHP’nin bölünmesini alkışlayanlar, Meral Akşener’i “Asena” olarak nitelendirenler; bugün CHP içerisinde yaşanan ayrışmalarda birbirlerini partiyi bölmekle, ihanet etmekle ve farklı siyasi odaklara hizmet etmekle suçluyor.
Siyasette dün söylediğini bugün unutmak kolaydır. Ancak toplumun belleği unutmaz.
Bir siyasal partinin bölünmesi, sadece rakibin zayıflaması anlamına gelmez. Aynı yöntem gün gelir, o yöntemi kullanan siyasal hareketin karşısına da çıkar.
Arapların meşhur bir darbımeseli vardır: “Men dakka dukka.”
Yani; “Eden bulur.”
Türkçede ise bunun karşılığı çok daha açıktır:
“Çalma kapımı, çalarlar kapını.”
Bugün yaşananlar, siyasette kullanılan yöntemlerin bir gün dönüp sahibini de bulabileceğini gösteriyor.
Unutulmamalıdır ki siyasette hiçbir hesap sonsuza kadar başkasının üzerinde denenmez.
Çünkü yaşattıklarını yaşamadan ölünmez.
Sizler bir partiyi bölmeye çalışanı “Asena” diye göklere çıkarırsanız, yarın birileri de sizin partinizdeki ayrışmada birilerini kahraman ilan eder.
CHP’li siyasetçilere, siyasal yaşamnıın bir parti ya da lidere düşmanlığa bağlamış kişilere buradan bir tavsiye.
Bir daha bir başka partinin bölünme girişimini desteklemeden önce, bin kez düşünün, önce iğneyi kendinize batırın, sonra içinizde gelirse başka paertilerein bölünmesine omuz verir, alkış tutarsınız!..






























