Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

“Muhtemel Aşk”ın yalan Adana’sı…  

Neden öyle oluyor ısrarla? Susunca bir yenisi geliyor, daha sonra bir yenisi daha, bir yenisi daha… Demek ki bunlar bir anlık değil; öyle bir anlam yüklenmek isteniyor! Nasıl görmek istedilerse, nasıl bilinmesini istemişlerse öyle… Kafalarında bir “biçim” oluşturmuşlar, o “biçimin” içine yerleştirmeye çalışıyorlar! Onca değerin, onca verimli toprakların ortasında “aç kalmayı” öğrettikleri gibi, “sindirilmeyi” de, kabuğunun içinde kalmayı da, “işsizliği” de, medyanın oyun alanı olmayı da…

Adana nedir, dersem yanıtınız aşağı/ yukarı şu olur; taşı eksen yeşertecek, nadası benimsemeyen toprağı vardır… İnsanları konukseverdir. Hangi kapıyı çalsan aç kalmazsın. Yanık seslidir. Çukurova’nın sarı sıcağına başkaldırmıştır. Ülke ekonomisine can vermeye her an hazır bekler. Orhan Kemal’i, Yaşar Kemal’i, Yılmaz Güney’i var etmiş, yapıtlarına konu olmuştur. Uğruna şarkılar/ türküler söylenmiştir. Ülke ekonomisine katkısı yurt sınırlarını aşmıştır…

***

Geçmişte Oktay Kaynarca’nın bir dizisi vardı; Adanalı… Bana daha çok Karadenizlileri anımsatırdı; kendi kendine söylenip dururdu! Ne medyadan ne de başka yerlerden bir kez olsun uyarı gelmedi! Haftada bir televizyon ekranlarına çıkıyor, sağa/ sola söz yetiştirmeye çalışıyor, söz dinlemiyor, yurttaşın “bir tane” alıp saklayacağı söz söylemiyor… Dizinin adı; Adanalı…

Yeni bir dizi başladı Show Tv’de; Muhtemel aşk… O kadar çok Türkçe sözcükler dururken nereden/ neden böylesine “türetilmiş” sözcükler kullanmayı yeğlerler anlamam! Dizinin üçüncü bölümünün hemen başında geçen Adanalı Kadir’le annesi arasında geçen bir konuşma var… Kadir, eşinden ayrılmak istiyor, Annesi ayrılmasını istemiyor, nedenini de şöyle açıklıyor: “boşanırsan seni gelir alırız demişler, n’apacaktık/ kızı onların insafına mı bırakacaktık, sen Adana’yı bilmiyorsun, gelip alırız dedilerse gelip alırlar, ondan sonra da eve kapatırlar, evden dışarı çıkarmazlar…”

***

“Sen Adana’yı bilmiyorsun…” Peki, Adana nasılmış biliyor musunuz? Eşinden boşanan kadını gelip alırlar, sonra da eve kapatırlarmış! Bu denli sığ, bu denli gerçekle örtüşmeyen, Adana’nın kıyı mahallelerine başka kentlerden gelip yerleşen aileleri “yerleşik” Adanalılar gibi göstermek yalan! İşin düşündürücü yanı şu; “Sen Adana’yı bilmiyorsun” denilince sivil toplum örgütlerinin, politikacıların çıkıp “düzeltme” istemesi gerekirken kimseden ses yok! Oturtuldukları koltuklarında oldukça rahatlar, Adana’nın medya eliyle “kara sürülmesi” karşısında da her zaman olduğu gibi suskunlar!

“Adana’da kadın” konusunu açayım; biliyor musunuz, Adana’da “eş” kadındır, hanımdır! “Avrat” demezler! “Avrat, Arapça kökeni “avret”; gizlenmesi gereken, bakılması ayıp, kusurlu, eksik olan anlamına gelir! Adana’da eş, “ayıplı, kusurlu” değil; kadındır, hanımdır! “Kadın” kraliçe, hakan eşi, soylu, devlet yöneten kraliçedir. “Hanım” için de şu anlatılır; Cengiz Han’ın “ben hepinizin hanıyım, bu da benim hanım” dediği belirtilir. Muhtemel Aşk’ta, anneye “sen Adana’yı bilmezsin” dedirten yazar/ senarist Adana’yı bilmiyor bilesiniz! Adana’da, eşinden ayrılan “kadın” sokağa atılmaz/ eve kilitlenmez; ona annenin/ babanın kucağı açılır!

***

Buradaki tepki “böyle” kalmamalı… Bu bir ilk olursa arkası gelecektir inanın! Bugün “Muhtemel Aşk” için tepki gösterilir, yarın üreticilerin toprağa yabancılaşması ile sürer, sonra gençlerin işsizliğiyle, Adana’nın küçülen ekonomideki payıyla, kentin yazgısına terk edilmişliğiyle… Buradan başlayalım bence! Show Tv’nin yapımcısı da, senaristi de bu yaptıklarının “yanlışlığını” çıkıp söylemeli! Adana’ya yakıştırılan “boşanırsan seni gelir alırız demişler” sözünü hak etmediğini, benzeri tutucu/ kadını aşağılayıcı bakışın yurdun tüm kentlerinde bulunduğunu belirtmedikçe diziden uzak duralım örneğin!

Ne oluyor biliyor musunuz? Böylesi yalan/ yanlış sözcükler izleyicilerde “algı” olarak iz bırakıyor! Adana’yı, Adanalıyı bilmeyenler, bu “algıyı” aralarında konuşarak yayılmasına neden oluyorlar! Şurayı iyi bilin, annenin son sözü olan “ondan sonra da eve kapatırlar, evden dışarı çıkarmazlar” belleğe öyle bir yerleşir ki… Ancak gösterilen “tepkiyle” silinir; aklın yolu tek! 060726

!

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER