İnsanın başına gelen bazı olaylar vardır ki, kızsa mı gülsün mü bilemez. Benim APS maceram da tam olarak böyle bir olay oldu.
Malum, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne teslim edilmesi gereken evraklar vardı. Son teslim tarihi 4 Haziran mesai bitimi. Ben de işi şansa bırakmamak için 25 Mayıs’ta Adana Cemalpaşa PTT’den APS ile gönderdim. Üstelik normal posta değil; hızlı gitsin, zamanında ulaşsın diye 200 lira taşıma, 30 lira da sigorta bedeli ödedim.
PTT görevlileri, araya Kurban Bayramı tatili girmesine rağmen evrakın en geç 1 Haziran’da İstanbul’da olacağını söylediler. Ben de saf saf inandım.
Meğer benim APS, İstanbul’a gitmek için değil, kültürel geziye çıkmak için yola çıkmış.
1 Haziran’da İstanbul Anadolu Yakası PDM’ye ulaşan gönderi, ardından Maltepe PDM’ye geçmiş. Buraya kadar her şey normal. Asıl macera bundan sonra başlamış.
2 Haziran’da adrese gidilmiş ama kimse bulunamamış.
3 Haziran’da yine gidilmiş ama yine kimse bulunamamış.
İşin ilginç tarafı şu: Evrakı teslim almak için görevlendirdiğim arkadaşım o adreste özellikle bekliyordu. Dağıtıcıların göremediği kişi, gün boyunca evrakı bekleyen kişiydi. Üstelik bırakıldığı söylenen haber kağıdından da ortada eser yoktu.
Belki de dağıtıcı arkadaşlarımız görünmez mürekkeple haber kağıdı bırakıyordu.
Neyse…
4 Haziran günü APS teslim edilemeyince Maltepe PDM’ye geri dönmüş. Evrak kayıtlarına göre saat 10.45.58’de Maltepe PDM’ye ulaşmış. Arkadaşım da saat 11.00’de gidip teslim almak istemiş.
Ancak evrak orada da yokmuş.
Nereye gitmiş?
Anadolu Yakası KİM’e.
Yani benim APS artık posta gönderisi olmaktan çıkmış, İstanbul turisti olmuştu.
Maltepe’yi gezmiş, Anadolu Yakası’nı dolaşmış, oradan tekrar yola çıkmış, 5 Haziran’da Adana PKİM’e gelmiş, ardından Beyhan PKDM2’ye uğramış ve nihayet 8 Haziran’da tekrar bana kavuşmuş.
Kısacası benim evrak, teslim edilmesi gereken adrese uğramadan İstanbul’un posta merkezlerini gezip memlekete geri döndü.
Bu hareketlilik bana ister istemez Süleyman Şah Türbesi’ni hatırlattı.
Hatırlarsınız, türbe önce bir yere taşındı, sonra başka yere taşındı; yıllarca taşınma hikâyeleri konuşuldu.
Ama itiraf edeyim, benim APS bu konuda türbeyi bile kıskandıracak bir performans sergiledi.
Süleyman Şah Türbesi en azından bir yerde duruyordu.
Benim evrak ise sürekli hareket halindeydi.
Ancak işin mizahı bir yana, ortada ciddi bir mağduriyet var.
Zamanında teslim edilmesi gereken evrak ilgili kuruma ulaşamadı. Bunun sonucunda yükseköğretim sürecimi doğrudan etkileyebilecek, hatta diploma iptaline kadar uzanabilecek bir süreç başlamış oldu.
Ben 230 lira ödeyerek bir evrakın zamanında teslim edilmesini satın aldığımı sanıyordum.
Meğer satın aldığım şey Adana-İstanbul-Adana arasında düzenlenen kapsamlı bir şehir turuymuş.
Şimdi önümde iki seçenek var:
Ya PTT’nin bu yeni hizmet modelini kabul edeceğim…
Ya da bir dahaki sefere evrakı güvercinle göndermeyi düşüneceğim.
En azından güvercin adresi bulamazsa geri dönüp özür dileyecek yüzü olur.






























