CHP’de “Ortanın Solu tartışması 1965 yılında başladı. Kavram ilk kez dönemin CHP Genel Başkanı İnönü tarafından seçim öncesinde dile getirildi. Ecevit bu görüşü sistemleştirdi ve CHP’nin temel siyasi çizgisi haline getirmeye çalıştı.
CHP yönetimi ortanın solunu nasıl algılıyordu?
Sığ değerlendirme yerine tarihsel gelişimiyle analiz ettiğimizde; Cumhuriyet 1. dünya savaşının başlangıç ve bitiş tarihleri arası kuruldu. Devleti kuruluşunda yönetim anlayışları çok farklı olan kişilerde vardı.
Ancak Mustafa Kemal farklı irade olmasında sakınca görmedi. İddialarını ifade edeceği siyasi ortamlara kavuşmasına fırsat yarattı.
İnönü 1960’lı yıllarda CHP’ni dünyada başlayan demokrasi ve özgürlük isteğine uyumlu davranması için insanı etkin kılacak ortanın solu düşüncesini kamuoyuyla paylaştı. Kemalizm’den kopmadan sosyal adalet, toprak reformu, gelir dağılımında denge, devletin ekonomik ve sosyal hayatta daha etkin rol alması gibi iddialarla ortanın solunu tanımladı.
Parti içinde ortanın solu anlayışına Feyzioğlu ve arkadaşları karşıydı. CHP’nin “sola kaydırıldığını”, Atatürk’ün kurduğu partinin çizgisinden uzaklaşmak anlamına geldiğini, “kimse Atatürk’ün partisini sosyalizme götüremez” açıklamalarıyla tepki gösterdi.
Muhalefet edenler arasında çok sayıda milletvekili ve senatörde vardı.
Parti içindeki bu mücadelede İnönü’nün Ecevit’i desteklemesi ayrılığı hızlandırdı.
30 Nisan 1967’de Feyzioğlu ve arkadaşları CHP’den ayrıldı. Ardından 12 Mayıs 1967’de CGP kurdular. Ayrılan grubun içinde yaklaşık 47 milletvekili ve senatör var.
Sonuç ne oldu?
Kısa vadede CHP bölündü. Ancak uzun vadede Ecevit’in çizgisi parti içinde etkili oldu.
1970’lerde CHP ortanın solundan demokratik sol anlayışına evrildi. CHP tarihindeki ideolojik kırılma ortanın solu tartışmasıdır.
İnönü ile Ecevit çatışmasının nedenleri iki aşamalıdır. Ortanın solu politikasını CHP’ye taşıyan kişi İnönü. Ecevit ortanın solu iddiasını savunan kişiydi. Ecevit’in yükselişinde İnönü’nün önemli desteği var. Ayrılık 12 Mart muhtırasıyla başladı.
Ecevit ile İnönü arasındaki ayrışmayı yalnızca bir iktidar mücadelesi ya da yalnızca bir ideolojik çatışma olarak açıklamak eksik olur.
İlki siyaset ve strateji farklılığı, sonra da parti içi güç mücadelesidir.
Bülent Ecevit, CHP’nin daha belirgin bir halkçı ve sosyal demokrat çizgiye yönelmesini savunuyor. “Toprak işleyenin, su kullananın” gibi sloganlarla işçi, köylü ve dar gelirli kesimlere hitap eden bir söylem geliştirdi.
İsmet İnönü ise ortanın solu politikasını merkezde duran ve geniş kesimleri kapsayan devlet partisi olarak kalmasını istiyordu. Ecevit ise daha mücadeleci ve kitlesel bir muhalefet anlayışını savunuyordu. Dolayısıyla aralarındaki fark, “sağ-sol” kadar keskin bir ideolojik ayrılık değildi.
Asıl ayrışma, muhtıra sonrası partili olmayan teknokrat hükümetlerin kurulmasına İnönü destek verdi. İnönü; devletin ve demokrasinin korunması için gerekli görüyordu.
Ecevit ise ordu baskısıyla oluşan bu hükümetlere destek verilmesini doğru bulmadı. CHP Genel
Sekreterliği görevinden istifa etti. Bu olay, ikisi arasındaki görüş ayrılığını açık biçimde ortaya çıkardı.
1971–1972 döneminde mesele fikir ayrılığı olmaktan çıktı.
CHP örgütlerinin önemli bölümü gençleşmişti ve Ecevit’in halkçı söylemi tabanda büyük karşılık buluyordu. İl ve ilçe örgütleri, gençlik kolları ve delegeler giderek Ecevit’e yönelmeye başladı.
İnönü tarihsel otoritesine, parti içindeki geleneksel kadrolara, devlet adamı kimliğine dayanıyordu. 1972 Kurultayı’na gelindiğinde mücadele hem siyasi çizginin hem de parti yönetiminin kimin elinde olacağı sorusuna dönüşmüştü.
Kurultayda Ecevit’in desteklediği liste kazanınca İnönü genel başkanlıktan çekildi ve CHP’nin başına Ecevit geçti.
Ecevit–İnönü ayrışmasında 12 Mart sonrasında izlenecek siyasi tutuma ilişkin görüş ayrılıkları, CHP’nin nasıl bir muhalefet partisi olacağı konusundaki farklı yaklaşımlar, Ecevit’in yükselen halk desteğiyle ortaya çıkan parti içi liderlik mücadelesinin önemi büyüktür.
Tarihsel olarak bakıldığında, ayrışma ne yalnızca ideolojik ne de yalnızca kişisel bir iktidar mücadelesiydi; her iki unsurun iç içe geçtiği bir süreçti.
(Devam edecek)






























