Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Oktay EROL
Oktay EROL

Aklın yolu “önleyici” çalışmalar…/2 

Adana Valisi Mustafa Yavuz’un önemli bir saptamasından söz etmiştik. Vali Yavuz, şiddet sarmalını değerlendirirken, pandemi döneminde artan dijital kullanımın çocuklar üzerinde ciddi bağımlılık riskleri oluşturduğunu belirtmiş, “güvenlik birimleri sürecin daha çok sonuç kısmında yer alır, asıl başarı; koruyucu, önleyici çalışmaların güçlendirilmesiyle gerçekleşir, bu kapsamda kamu görevlilerinden sivil toplum kuruluşlarına dek herkes sorumluluk üstlenmelidir” demişti. Şiddete neden olan bataklığın kurutulması gerektiği kanısını anımsatmıştı, açıklamasında Vali Yavuz…

Toplumu esenliğe götürecek yol ne güvenlikten geçiyordu tek başına ne de kentleri her noktadan izleyen kameralardan… Koruyucu/ önleyici çalışmalardan geçiyordu… Komşunun açlığını sorun bilen, yurttaşa eşit biçimde dokunan hakça düzenden, karşılığı ödenen emekten, duygudaşlıktan geçiyordu. Bunun için de herkesin sorumluluk duygusunu öne çıkarması gerekiyordu. Bireyin yasaklarla değil özgür istencine göre yaşamını sürdürmesi, gelecek kaygılarını aşması, güven duyması gerekiyordu…

***

Toplum düzenin yalnız yönergelerle oluşturamıyorsunuz; sokağın dilini/ mahallenin havasını bilmek, insanların çabalarını/ zorluklarını da yerinde görmek gerekiyordu. Bir çocuğun şiddeti/ bağımlılığı bir çözüm yolu olarak görmesini engellemenin yolu, okul çağına gelmeden adaletin sarsılmazlığı bilincini vermekten geçer. Hak olanı almak kadar, hak edeni de bilmek çocuğun kişilik altyapısını biçimlendirir. Kişinin tinsel açlığını doyuracak sanatsal etkinlikler, birlikte üretmenin sevincini yaşatan imece eylemi, her bireyi değerli kılan bir toplumsal edinim; şiddetin en büyük panzehridir.

Şunun altını çizelim; baskı arttıkça/ açlık, toplumsal kaygı oldukça/ hakça bölüşümün yolları tıkandıkça/ gelecek ucu açık karartılara büründükçe şiddet/ bağımlılık sinsi alanlarda kendine yol arar; oysa sevgi ile var olunduğunu gösterme, şiddetin yeşereceği karanlığı dağıtır. Önleyici çalışmaların özü; genci ekrana tutsak eden yalnızlıktan kurtarıp ona dokunabileceği, konuşabileceği, kendini gerçekleştirebileceği alanlar açmaktır. Şiddeti bir davranış biçimi olmaktan çıkaracak güç; sarsılmaz bir hukuk düzeni ile herkesin karnının doyduğu, yarınından kuşku duymadığı bir barış iklimidir.

***

Kimin, ne kadar yaşam süresi var ki? Kahramanmaraş’ta okulda estirilen karmaşada yaşamlarını yitiren çocuklar ilkyazın tomurcuğa durmuş çiçekleri değil miydi? Bolu’daki otelde yanarak yaşamdan koparılan çocuklar da öyle… Her çocuk bir tomurcuk değil miydi? Daha açacaklardı, güzelliklerini saçacaklardı oysa… Kağıt üzerindeki boşlukları ne denli “koruyucu/ önleyici” kurallarla doldurmak isteseniz de olmuyor işte! Yaşamın sevgiyle onarılacak boşlukları özlenen biçimde olmuyor; ille de kararlı olmak, ille de yaşamı bilmek, ille de duygudaşlık bağı kurabilmek gerekiyor işte!

İnsanları çıkmaza sürükleyen “bir ben olayım” hırsı; kapitalizmin bir başka kirli/ toplumu çürümeye iteleyen yanı… Fırsatını bulan/ “serbest piyasa” anlayışının vermiş olduğu ayrıcalığıyla daha çok kazanırken, toplumun büyük bir katmanı ya açlıkla ya işsizlikle ya da alım gücüyle birçok temel ürüne ulaşamamakla cezalandırılacak! O ailelerin çocukları/ gençleri, “fırsatçıların” çocuklarının bir günlük masraflarını kazanabilmek için günlerce çalışmak zorunda kalacak! Ne semtlerinin parkında çocukluk anıları olacak ne gençlik heyecanlarını yaşayabilecek… İnsanı insana yaklaştıran “dokunuş” arayışları hep özlemleri olacak; şiddetin yerini kardeşliğin, paylaşımın, ortak geleceğin düşünce arayacaklar.

***

Sonuç olarak; koruyucu çalışmalar, bir görev tanımından öte, her yurttaşın, özellikle de kamu görevlilerinin, sivil toplum kuruluşlarının kaçınılmaz bir yaşam ödevidir. Vali Mustafa Yavuz’un altını çizdiği etken “asıl başarı”; suça adı karışanı yakalamak değil, suça giden yolları onarmak, sevgiyle, paylaşımla katkı koyabilmektir. Bir çocuğun gülüşünü koruyamayan, gencine onurlu bir gelecek sunamayan düzen, eninde sonunda kendi yanlışlarından/ beceriksizliklerinden oluşan fırtınanın altında kalır. Onun için sokağın erincini sağlamak; yasakların duvarlarını yükseltmekle değil, hakça paylaşımın kapılarını herkese eşit açmakla olanaklıdır.

Şiddeti bitirecek asıl güç; yüreklerdeki sönmüş umudu yeniden yeşertmektir. Çocukların tomurcukları solmasın, yarınlar “fırsatçılığın” karanlığında kaybolmasın isteniyorsa; yönetenlerden sivil topluma dek herkes bu sorumluluğu kuşanmalıdır. Çözüm; yönergeler ortaya koyarak değil, Vali Yavuz’un da vurguladığı o “önleyici” adımların atıldığı hakça yaşamla olasıdır. Aklın yolu da, insanlığın yolu da budur. 190426

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER