Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin laikleşmesi yolunda önemli adımlar atılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 3 Mart 1924 tarihinde üç önemli yasa çıkarılmıştır. 429 sayılı yasayla Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı kaldırılarak, yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Böylece Türkiye’de din hizmetleri, devlet kontrolü dışında değil, devletin denetimiyle yürütülmeye başlanmıştır. 430 sayılı yasayla Öğretimin Birleştirilmesi sağlanarak, dinsel temellere göre eğitim yapan okullar kapatılmıştır. 431 sayılı yasayla Halifeliğin Kaldırılması ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Dışına Çıkartılması sağlanmıştır. Bu yasalara “Üç Devrim Yasası” adı verilmektedir.
30 Kasım 1925 tarihinde tekke, zaviye ve türbeler kapatılmıştır. 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren Medeni Kanun ile hukuk alanında da laiklik ilkesi geçerli kılınmıştır. 10 Nisan 1928 tarihinde anayasanın ikinci maddesinde yer alan “Türk Devleti’nin dini, İslam dinidir” cümlesi çıkarılmıştır. 1 Kasım 1928 tarihinde yapılan harf devrimi sonrasında ortaokul ve lise ders programlarından Arapça ve Farsça dersleri kaldırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin laikleşme yolunda attığı bu adımlar, çağdaşlaşmanın gereğidir.
15-23 Ekim 1927 tarihleri arasında yapılan CHP 2. kurultayında, partinin temel ilkeleri olarak Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik benimsenmiştir. 10-18 Mayıs 1931 tarihleri arasında yapılan 3. kurultayda da Devletçilik ve Devrimcilik ilkeleri de eklenerek, CHP’nin temel ilkeleri altıya çıkarılmıştır. CHP’nin amblemi olan 6 ok işte bu ilkeleri simgelemektedir. 9-16 Mayıs 1935 tarihleri arasında yapılan 4. kurultayda kabul edilen CHP Programı ile bu ilkeler resmiyet kazanmış ve “Kemalizm” olarak tanımlanmıştır.
Laiklik ilkesinin anayasaya girişiyle ilgili de şunları söyleyebiliriz: 20 Ocak 1921 tarihinde kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasasıdır. 1921 Anayasası’nda devletin diniyle ilgili bir madde yoktur. Ancak 29 Ekim 1923 tarihli “Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun” ile din, anayasaya girmiştir. Anayasanın 2. maddesi şöyledir: “Türkiye Devletinin dini, Dini İslam’dır, Resmi lisanı Türkçedir.” şeklinde değiştirilmiştir.
20 Nisan 1924 tarihinde kabul edilen 1924 Anayasası’nda devletin dininin, İslam dini olduğu belirtilmiştir. Üç Devrim Yasası’nın, Anayasadan yaklaşık 1,5 ay önce kabul edilmesine ve Anayasanın kendisinin de laik olmasına karşın, zamanın koşulları böyle bir kuralın Anayasa’da yer almasını gerektirmiştir. Bu kuralın Anayasa’nın 2. maddesinden çıkartılması, 10 Nisan 1928 tarihinde yapılan anayasa değişikliği ile olabilmiştir. 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan değişiklikle, 2. maddeye, Devletin temel nitelikleri olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin programında yer alan Altı Ok; “Türkiye Cumhuriyeti Cumhuriyetçi, Ulusçu, Halkçı, Devletçi, Laik ve Devrimcidir” biçiminde girmiştir.
Ülkemizin en çağdaş ve ilerici olan ancak değerini bir türlü anlayamadığımız 1961 Anayasası’nın 2. maddesi şöyledir: “Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve ‘Başlangıç’ta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” 1982 Anayasası’nın 2. maddesi şöyledir: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”
10-18 Mayıs 1931 tarihinde yapılan CHP 3. Kurultay’ında parti programına “Din anlayışı vicdan işi olduğundan parti din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaşlık yolundaki başlıca başarısı olarak görür” şeklinde bir madde eklenmiştir. 1933 yılında din dersleri okul programlarından çıkarılmıştır. Ancak 1949 yılında ilköğretim, 1956 yılında ortaöğretim programlarına “seçmeli ders” olarak yeniden konulmuştur. 1961 Anayasası’nın 19. maddesinin 4. fıkrasında “Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.” biçimindedir; din eğitimi için zorlama ve zorunluluk yoktur. 1982 Anayasası’nın 24. maddesinin 4. fıkrasında “Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.” biçimindedir: din eğitimi zorunludur. Ve aslında sorunludur.
Laik Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık on yıl sürekli savaşlardan sonra, 1923 aydınlanma devrimi ile kurulmuştur. Türkiye’deki devrimin 1789 Fransız Devrimi’nden farkı, emperyalizme karşı savaşla kurulmuş olması, 1917 Bolşevik Devrimi’nden farkı ise, Marksizm ideolojisi üzerine kurulmamış olmasıdır. Aydınlanma Devrimi’nin itici ve sürekli gücü Kemalizm, ilkelerinin üçünü (cumhuriyetçilik, ulusçuluk, laiklik) Fransız Devrimi’nden, üçünü ise (devletçilik, halkçılık, devrimcilik) Bolşevik Devrimi’nden esinlenerek bir bütün oluşturmuştur.
Her ne kadar laiklik ilkesinin Fransız Devrimi’nden alındığı bilinse de, kaynaklara baktığımızda bu doğru değildir. Laikliğin ilk adımı olan din ve devlet işlerinin ayrılması Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu ve hükümdarı Tuğrul Bey (990-1063) tarafından gerçekleştirilmiştir. Tuğrul Bey 3 Şubat 1057 tarihinde, hilafet ile saltanatı ayırarak, saltanatı kendisi üstlenmiş, halifeyi ise maaşını devletten alan bir cami imamı düzeyine indirmiştir. Fransız sinolog ve Türkolog Joseph de Guignes (1721-1800), 1748 yılında basılmış olan “Hunların, Türklerin tarihsel kökenleri…” adlı eserinde Tuğrul Beyin yaptığından söz etmiştir. Fransız yazar ve filozof Voltaire (1694-1778) bu eseri okumuş ve Tuğrul Bey’in yaptığı devrimi çok iyi kavramıştır. Din ve ifade özgürlükleri ile insan hakları konusundaki düşünceleriyle Fransız Devrimi’ne büyük katkısı olmuştur. Böylece laiklik ilkesi, Fransız Devrimi’ne Tuğrul Bey’den esinlenerek girmiştir. Yani Fransız Devrimi’nde Türk etkisi vardır, Tuğrul Bey’in damgası vardır diyebilirz.
“Kemalizm, benim yerimde benden ileri olmaktır” diyerek kendi ideolojisini açıklayan Mustafa Kemal Atatürk, akıl ve bilimi manevi mirası olarak göstermiştir. Kemalizm ileriye açık, aydınlanmacı bir ideolojidir. Mazlum ulusların, ulusal demokratik devriminin ideolojisidir. Değişen koşullar içinde, sürekli ve akılcı bir yenilenmeyi ve o yenilenmenin ilkelerini içerir. Konunun bütünlüğü açısından Kemalizm’in bu altı ilkesine kısaca bakmamız gerekir.
Cumhuriyetçilik ilkesi devlet yönetiminde, Türk ulusunun istencinin egemen olmasıdır. Cumhuriyetçilik, saltanat ve hilafetin yıkılmasının ötesinde, onların temsil ettiği şeyhlik, ağalık gibi ortaçağ ilişkilerinin de son bulmasıdır. Ulusun tüm bireylerini demokratik ve özgürlükçü bir düzende açık ve yönetime etkin olarak katılımcı kılmaktadır.
Ulusçuluk ilkesi, etnik kökene dayanmayan bir yurtseverliktir. Bu ulusçuluk barışçıdır, emperyalizm karşıtıdır; kalkınmayı ve çağdaşlaşmayı kendi insanına dayatır. Atatürk, “Türk ulusu, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olan Türkiye halkıdır” diyerek, ulusu belirli bir coğrafya üzerinde oturan halkın bütünü olarak kucaklamaktadır.
Devletçilik ilkesi, ulusal ekonomiyi kurarak, bu ekonomiyi toplum yararına yönlendiren ve karma ekonomiyi benimseyen bir sosyal devlet anlayışıdır. Devlet, özel girişimcilerin ilgilenmediği, başarısız olduğu, ya da kamu yararı gördüğü alanlarda yatırım ve işletmecilik yaparak, ekonomiye yön verecek ve kıt kaynakların akılcı kullanımının planlamasını sağlamaya çalışacaktır.
Halkçılık ilkesi, yönetimde, gelirlerin dağılımında, kalkınmada, devlet olanaklarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesini amaçlar ve sosyal devlet ilkesini benimser. Ekonomik ve siyasal kararlara halkın ve halkı temsil eden demokratik kitle örgütlerinin katılımını sağlayacak kurumların oluşturulmasını esas alır. Hiçbir kişiye ya da gruba ayrıcalık tanımadığı gibi, sınıf egemenliğini de kabul etmez.
Laiklik ilkesi, dini fikirlerle dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır; toplum ve devlet yaşamının akıla ve bilime dayandırılmasıdır. Toplumun binlerce yıl önce konmuş, o günün sorunlarına çözüm getiren kurallara göre yönetilme zorunluluğunun kaldırılmasıdır. Din adına yapılan baskı ve zorbalığın devre dışı bırakılmasıdır. Laiklik aydınlanmanın, çağdaşlaşmanın gerekli ilkesidir.
Devrimcilik ilkesi, eskimiş kurumları yıkıp, çağın gereklerine uygun yeni kurumlar oluşturmak ve değişime, yeniliklere sürekli olarak açık kalmaktır. Devrimcilik, bilinçli olarak yeniliğe doğru gitmektir. Diğer ilkelerin hepsi, devrimci anlayışla yorumlanmalı ve uygulanmalıdır.
Şimdi bugün ülkemizde laiklik ne durumda ya da laiklik tehlikede mi diye bir soru soralım ve devam edelim:
Atatürk’ün öncülüğünde 1923 – 1938 yıllarında her alanda büyük kalkınma hamleleri başlatan ülkemiz, Atatürk’ün ölümüyle birlikte hem partide, hem de ülkede yanlış rotalara savrulmuş, yapılan yenilikler hız kesmiş ve Altı Ok yara almaya başlamıştır. Atatürk zamanında bile laikliği benimsemeyenlerin bulunduğu bir gerçektir. 23 Aralık 1930 tarihindeki Menemen Olayı da laikliğe karşı bir şeriat ayaklanmasıdır. Buna benzer ayaklanma ve isyanlar Atatürk zamanında hep bastırılmıştır. Ancak Atatürk’ün ölümünden 1950 yılına kadar olan 12 yıllık CHP iktidarı dönemi Kemalist atılımların durdurulduğu, geri dönüş sürecinin başladığı, çelişkilerle dolu bir geçiş dönemidir. Laiklikten ilk ödün, Atatürk sonrasında CHP tarafından verilmeye başlanmıştır. İmam hatip okulu açılması, din eğitimine başlanması, irticaya ödün verilmesi ve benzer olgularla laiklik yara almaya başlamıştır. Demokrat Parti bu laiklikten sapma mirasını devralarak çok fazla ödüncü bir biçimde sürdürmüştür. Daha sonra iktidar olan siyasi partiler de, laiklik ilkesinden ödün vermeye devam etmişlerdir.
14 Mayıs 1950 tarihinde iktidara gelen Demokrat Parti tarafından Türkçe okunan ezan Arapça’ya çevrilmiştir. Demokrat Parti’nin Genel Başkanı Adnan Menderes: “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” demişti. Ardından hızla Kuran kursları ve imam okulları açıldı. 1980’li yıllarda devletin imamlarına Rabıta-ül Alem örgütü maaş verdi. Din dersleri anayasal zorunluluk oldu. Cami sayısı okulları geçti, tesettür arttı. Bir kısım aydın insan taklitleri bütün bunları inanç özgürlüğü sandı.
Türkiye’nin 5. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay 1968 yılında şunları söylüyordu: “Bugünkü okullarda yetişen gençlere ülke yönetimi teslim edilemez. Biz, laik okullara karşı imam-hatip okullarını bir seçenek olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri, bu okullarda yetiştireceğiz.” 12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olarak 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren şunları söylemişti: “İmam-hatip okullarında iyi eğitim veriliyor. O çocuklardan zarar gelmez. Türkiye, laikliği dinsizlik olarak algılamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır. 1930’lardaki laiklik anlayışını yanlış olarak görüyorum.”
1991 yılında DYP – SHP koalisyon hükümetinin, DYP’li devlet bakanı Ekrem Ceyhun: “Biz devletin emrinde din değil, dinin emrinde devlet istiyoruz” diyebilmişti. 10 Nisan 1994 Pazar günü Ankara ve İstanbul‘da şeriat düzeninin gelmesi için Aczmendiler gövde gösterisi yaptı.
Tayyip Erdoğan 1996 yılında yaptığı bir konuşmada laiklikle ilgili şunları söylemişti:
- “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, diye!.. Yahu bu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek!.. Sonra nedir bu laiklik Allah aşkına?.. Bu ne menem şey?.. Çıkıyor İçişleri Bakanı, ‘Devlet dine karışır’ diyor. Eeee.. gerisini niye söylemiyorsun?.. Din devlete karışır demiyorsun!..”
- “Hem laik ve Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz.”
- “Ben Müslümanım, diyenin tekrar yanıma gelip bir de aynı zamanda laikim, demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanın yaratıcısı Allah kesin hâkimiyet sahibidir. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ lafı koskoca bir yalan!.. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.”
11 Ocak 1997 Cumartesi günü başbakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık konutunda tarikat ve cemaat liderlerine iftar yemeği verdi. ABD vatandaşı olan Merve Kavakçı, İslam dünyasındaki bütün terör örgütlerine kaynaklık eden Müslüman Kardeşler hareketinin ABD’deki ideolojik temsilcilerinden birisiydi. ABD vatandaşı iken 18 Nisan 1999 genel seçimine girerek Fazilet Partisi’nden milletvekili olmuştu. Türbanıyla yemin törenine gelerek, devlete meydan okumak isteyen Kavakçı’nın ABD vatandaşı olduğu ortaya çıkınca, milletvekilliği düşürülmüştü. O günlerde yapılan bu sahtekârlığı görmezden gelen siyasal İslamcılar, “Türkiye’de inananlara zulmediliyor” diye haykırmışlardı. Merve Kavakçı, 3 Temmuz 2017 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden vatandaşlığa alındı ve yirmi gün sonra Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmek üzere Malezya’ya Büyükelçi olarak atandı. İngiliz ajanı olarak bilinen Şeyh Nazım Kıbrısi’nin önünde diz çöken CIA’nın ılımlı İslam projesinin aktörlerinden Merve Kavakçı’nın büyükelçi yapılması devlet geleneğini bozduğu gibi, laiklik ilkesinin de çiğnenmesi anlamındadır.
Özellikle 12 Eylül 1980 darbesiyle zaten dincilerin önü açılmıştı. Gelinen bu süreç, 2002 yılında AKP’nin iktidarıyla sonuçlandı. %34 oy ile parlamentoda %67 sandalye elde ettiler. Laiklik başta olmak üzere, tüm cumhuriyet kurumlarıyla, cumhuriyetin değerleriyle, dağımızla, taşımızla, ovamızla bütün doğal güzelliklerimizle, yer altı ve yer üstü zenginliklerimizle kavgaya tutuşmaya başladılar.
Laikliğe karşı eylemlerde “durmak yok, yola devam” diyen AKP iktidarı, ülkemizi din devletine dönüştürmek için büyük gayretlerde bulunmaktadır. Güncel konularda Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan fetva alınması, kürtaj konusundaki dini söylemler, ‘dindar ve kindar gençlik’ yetiştirmek üzere eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi, karma eğitime son verme girişimleri, birçok okulun imam hatip okuluna çevrilmesi, kamusal alanda türban için yasa çıkartılması, opera, tiyatro ve alışveriş merkezlerine mescit yapılma zorunluluğunun getirilmesi, içkiye yasak getirilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini bırakarak, bir din devletine dönüştürülmek istenmesinin yeterli işaretleridir. AKP iktidarında yapılanların hepsi laikliğe aykırı eylemler olarak tarihte yerini almaktadır.
Bunların sonucunda 30 Temmuz 2008 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından AKP’nin “laiklik karşıtı söylem ve eylemlerin odağı olduğu” karara bağlanmıştır. Ancak AKP kapatılmamış sadece hazine yardımı kesilmiştir. Laik ve demokratik cumhuriyetimizi, “laiklik karşıtı söylem ve eylemlerin odağı olduğu” tescillenen bir partinin yönetmesi ise, çelişkilerin ve tutarsızlıkların en büyük örneklerindendir.
sürecek































YORUMLAR