“Anız yakarak kenti duman altında bırakanlar…”

ABONE OL
7 Ağustos 2019 19:39
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Her “hasat” ardından, özellikle sivil toplum örgütleri seslerini yükseltir!

Üreticinin, ürünü “hasat” durumuna getirinceye dek yaşadıkları, korkuları, beklentileri, en sonunda eline geçenin “ne olduğu” bir yana bırakılarak…

Anız yakılmaması gerektiği,

Anız yakılarak topraktaki minerallere zarar verildiği,

Toprağın veriminin düşürüldüğü anlatılır…

***

Bugün gazetelerde Seyhan Ziraat Odası Yönetim Kurulu Üyesi Cahit İncefikir’in açıklaması vardı.

İncefikir’in göstermiş olduğu duyarlılığa diyecek söz yok…

Diyor ki:

“Yakılan anız, topraktaki tüm organik maddeleri yakıp yok ediyor. Mikroorganizmaların yanmasıyla toprağımızı çoraklaştırıyoruz. Çukurova’da toprağımızdaki mikroorganizma miktarı 40 yıl önce yüzde 2-3 seviyelerindeyken, bugün bu miktarın 0.8’lerin altına düştüğünü görüyoruz. Toprağın 1 gramında 1 milyar bakteri bulunuyor. Bunlar bizim toprağımızın bereketi diyebileceğimiz organizmalar.”

Aslında “anız” konusunun, tam da Kaz Dağı talanına denk gelen bir süreçte gündemde olması önem taşıyor!

Salt bir gram toprakta bulunan bakterinin savaşı verilirken, koca Kaz Dağı’nın “saçkıran” biçimine dönüştürülmesi nasıldır düşünelim…

***

“Anız” denilen şey, buğdaygillerin hasadı sonunda tarlada kalan köklü sap…

“Köklü sapın” ya yakılarak, ya da sürülerek yeni ürüne ekim alanı açılması gerekiyor!

Toprak sahibi üretici için bu iki seçenekten “yakmak” bir kibritin başında; anızlı tarlanın dört kıyısından traktöre sabanı takarak bir kaz geçer, orta yerinden de ateşe verir!

Başka da masrafı yoktur!

Üretici, anızlı tarlasının tamamını sürecek olursa, süreceği traktörün yakıtını sağlamak zorunda!  Hasadından sevindirici bir kazanç elde etmemişse eğer, üretici için ek bir masraf!

Adana’da önce buğday, ardından mısır tarlalarında anız yakıldı!

Yakılan anız, bir yandan topraktaki değerli minerallere zarar verirken, bir yandan da doğaya yayılan karbondioksit gazı nedeniyle, iklim değişikliklerine neden olduğunu araştırmacılar dile getirmekte!

***

Adana’da mısır üreticisinden de duyduk, buğday üreticisinden de…

Ürünlerin yetiştirilme sürecinde yapılan harcalar, ürünün oluşmasında kullanılan girdiler, üreticinin yeni yılarda “ekim yapamayacağı” biçiminde sıkça belirtildi!

Salt bölgemizde değil, daha dün bir ayçiçeği üreticisinin “dayanılmaz ağrıları” vardı!

Bir yandan ürüne yaptığı masrafı, bir yandan aylardır beklentisini, bir yandan ürünün dışalımla sağlanmasını, bir yandan yaşamında beliren umutsuzluğu, bir yandan da yeni yıl için düşüncelerini anlatıyordu…

“Bu koşullarda, yeni yılda toprağı ekmeyeceğim” diyordu!

Aynısı Adana’da da yaşanıyor…

Toprağı sürüp, taban gübresini ardından biderini atıp, yağış bekleyip, diz boyuna gelmeden gübreleyip, ilaçlayıp aylar boyu hasadı umutla bekleyen üreticinin karşısına çıkan sonuç ne?

Onsekiz yıldır “iktidarın” dediğim-dedik uygulaması sonunda gelinen nokta bu!

Hiç kusura bakmayın, makarayı daha gerilere sararak, “daha önce nasıldı” denerek, üreticiye yalnız zarar verilir, zarar verilince toprak ekilmez, toprak ekilmeyince tarımda daha da dışa bağımlılık başlar, dışa bağımlılıkla üretici verimli topraklarını elden çıkarır, toprak elden çıkarılınca önce üretici topraksız kalır, sonra…

***

Bir yıldır ekonomide olup-biteni, çarşıda, pazarda, sokakta görmeyen, yaşamayan, etkilenmeyen yok; ancak herkesinde aynı “duyarlılığı” gösterdiğini söylemek de olanaksız!

Piyasadaki gerginliği, durgunluğu, daralmayı aşmak için “iktidar”; piyasayı canlandıracak öğeler yerine, piyasayı bu duruma sürükleyen mekanizmaya desteğini sürdürdü!

Üreticiye, ürüne katma değer katacak bilim insanına önem vermek yerine; daha çok tükettirmek, daha çok harcattırmak, daha çok bağımlılığı artırmak için yeni yeni uygulamaları devreye koydu!

Piyasada beyaz eşya, mobilya, inşaat gibi sektörlerin canlanabilmesi için kredi faizlerini, kredi kartı ödeme sürelerini uzattı! “İktidar” buğday, mısır, şeker pancarı, pamuk, fındık, narenciye gibi ürünler için “aynı özveriyi” göstermedi!

***

İncefikir’in göstermiş olduğu duyarlılığa katılıyorum elbette.

Anız yakılmasın, toprağın mineralleri katledilmesin, toprağın niteliği bozulmasın, değerler korunsun…

Dağlar-taşlar delik-deşik…

Toprak çoraklaşma yönünde yol alıyor!

Üreticinin “girdilerden” umudu sönük!

Bir yerden başlanması gerek de…

Başlanacak yer “hasat sonrası anız yakarak kenti duman altında bırakanlar cezalandırılacak” biçiminde olmamalı ama!

060819

 

 

 

 

 

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP