“Medya ve Mülteciler Basın Buluşması” ardından /1

ABONE OL
9 Ekim 2018 19:27
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

SGDD-ASAM, Sığınmacı-Göçmenlerle Dayanışma Derneği Aralık 1995’de Ankara’da kar amacı gütmeyen, yardıma-dayanışmaya odaklı, hükümet dışı bir dernek olarak yaşamımıza gidiyor.

Kuruluşundan bu yana çatışma bölgelerinden gelen mülteci-sığınmacı gruplara destek sağlamakla birlikte, bunlara ek olarak ilgili organların ilgisini çekmeyi amaçlıyor.

Bugün ülkemizde elliden fazla ilde, altmışa yakın ofisinde sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, alan çalışanları, çocuk koruma görevlileri, aile danışmanları, sağlık eğitimcileri, beslenme uzmanları, barış görevlileri, program yönlendiricileri-sorumluları binbeşyüz dolayında çalışanıyla varlıklarını sürdürüyor.

SGDD-ASAM, mülteci ya da sığınmacılara dil, din, cinsiyet, ırk, cinsel yönelim, siyasi görüş ayrımı gözetmeden destek sağlıyor, ulusal ya da uluslar arası göç yönelimini önceden bilgilenmek adına çeşitli çalışmalar da yapmakta.

SGDD-ASAM, bölgemizde yaşanan savaş ya da yeni ‘proje’ nedeniyle yurtlarından ‘kaçmak’ zorunda kalanlara yardımcı olmak amacıyla, 2016 yılında ‘Avrupa Birliği tarafından Barışa-İstikrara Katkı aracı’ kapsamında desteklenen ‘Türkiye’deki Uluslar arası Koruma Başvurusu Sahipleri için Koruma Mekanizmalarının Güçlendirilmesi’ adlı projeyi yaşama geçirdi.

Bu proje kapsamında Çankırı, Çorum, Denizli, Eskişehir, Konya, Manisa, Mardin, Nevşehir, Samsun illerinde açılan dokuz çok yönlü destek merkezi…

Aksaray, Bolu, Sivas, Trabzon, Uşak, Yozgat illerinde açılan altı alan ofisinde mülteci ile sığınmacılara sosyal-hukuksal danışmanlık yapılıyor. Afyon, Kayseri, Niğde illerinde alan ofis çalışması büyütülüyor. AB’nin desteklediği bu proje kapsamında İstanbul, Sakarya, İzmir’deki Çok Yönlü Destek Merkezleri ile nüfus, mülteci ile göç bürosunun parasal desteği yürütülüyor…

***

“Medya ve Mülteciler Basın Buluşması” çağrılısı olarak Ankara’daydık. Medyanın, mültecinin eşgüdüm içerisinde ‘nasıl’ olunması gerektiğini dinleyecektik! Öyle ya, hemen yanı başımızda yanan, yalımları ülkemizin üzerine sıçrayan, sıçrayışı ile ülkemizin insanlarını da erinçsizliğe bürüyen bir sürü olaya tanık oluyorduk!

Köşe başlarını tutmuş dilencilere ‘Suriyeli’ denilmemeli miydi?

Hastane koridorlarında, aradan geçen yıllara karşın Türkçe öğrenmemeyi, öğrenmiş olsalar bile dillerini konuşmayı sürdüren, üstelik bu ülkede yaşayandan öne geçmeye çalışan, dahası sosyal güvenli yurttaşlardan daha ‘önemsenir’ olmaları ‘sorun’ edilmemeli miydi?

Tarımda, inşaatta, başka alanlarda ‘ucuz emek’ oluşları nedeniyle yurttaşın geleceğinin ‘daralmasına’ neden oldukları söylenmemeli miydi?

Kalabalık sığınmacı ailelerinin genç kızlarını, evli yurttaşlarımıza ikinci-üçüncü eş olmaları sonucunda ülkemizin ‘aile düzenine’ zarar verdiği yazılmamalı mıydı?

Bu ülkenin esnafı kepenk indirmemek için çaba harcarken, ‘üretime katkı sağlıyor’ denerek kayıtsız işyerleri açmalarına ‘izleyici’ mi kalınmamalıydı?

Buluşmanın sunuş konuşmasını yapan SGDD Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak’ın konuşmasını dinlerken bunları düşündüm…

Koordinatör Kavlak şunları vurguluyordu:

-Dünyada, dakkada otuz kişi ülkelerinden kopmak zorunda bırakılmakta.

-Seksenbeş farklı ülkeden dört milyon sığınmacıyı barındırıyoruz.

-Sığınmacılar için bazı yapılanmaları yerine getirmek zorundayız.

-Süriye’den ayrılan sığınmacıların yüzde altmışbeşine ev sahipliği yapıyoruz.

Kavlak’ın ardından, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Akarca konuşmasını ‘mültecileri tanımalıyız’ kısa tümcesiyle başlattı.

Salt ‘mültecilerin’ değil, haber yapılacak tüm konuların ‘malzemelerinin’ bilinmesi-tanınması zorunluluğu… Konuşma şöyle sürdü:

Bir haber yapacaksanız malzemeleri etraflıca bilmek zorundasınız. Nasıl ki pilav yapmayı düşündüğünüzde pirinci-bulguru tanımak, onların hangi sürede pişeceğini bilmek ne kadar önemliyse, habercilikte de aynı önemi taşır. Bu toplantılar, Avrupa’nın hazırladığı finansların ardından devletin onayı sonucu gerçekleşir. Bu hazırlanan finansla ‘mülteciler’ konusu çok kişiye tanıtılır. Batılı ülkelerden bazıları bizi köşeye sıkıştırmasına karşın, BM bağlı altmış ülke nüfusu kadar mülteciyi ülkemizde barındırıyoruz. Dünyada mülteci konusundaki duruşumuz taktir görmekle birlikte, bu duruşumuz insana olan saygımızı da ortaya koyuyor…

İlk gün konuşmacılarından biri de AB Türkiye Delegasyonu Emma Clua Vandelios…

Vandelios, konuşmasında AB’nin söz verdiği üç milyar Avro’nun 1.94 milyarlık bölümünün verildiğini, buna özellikle eğitim için dörtyüz milyon daha ekleneceğimi, söyledi. Konuşmasında yapılacak desteklemeler için ayrılacak fonu ‘temel gereksinim, sosyal güven programı, şartlı eğitim desteği’ bölümlerine ayırdı. Sağlık alanında altıyüz milyon Avro yatırım yaptıklarını, üç milyan daha yapılacağını belirtirken ‘mültecilerin dil sorunu var, becerilerini ortaya koymaları ekonomiye kazandırılmaları için çalışmalar yapılıyor, bunlar için SYK ile kafa yoruyoruz. İşveren nasıl bir projil istiyor, bunların becerileri ne, girişimcilikleri nasıl ortaya çıkarılır bu konularda çalışmalar yapıyoruz. Ayrıca basın doğru bilgi aktarmayınca, bu kişilere destek olmak, bunların değer görmeleri zorlaşıyor. Ülkelerine dönme konusunda, gençlerinin burada kalacaklarını düşünüyorum’ dedi.

Sürecek…

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP