Kozan için/ Elinizi taşın altına koyun

ABONE OL
12 Nisan 2017 23:25
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 

Yıllar öncesi gibi bu deyimi sıkça duyuyoruz. Özellikle de politikacılardan…

‘Bizler, Ankara’da elimizden gelen desteği oluşturacağız. Ancak sizler de, sözüm ona Kozanlılar da ellerini taşın altına koyarak bizlere yardımcı olmalısınız.’

Kozan’da yaşayanların, birbirlerine karşı bu tümceyi kullanmasında her hangi bir rahatsızlık, çöküntü, tutarsızlık görmezken; dışarıdan gelenlerin kullanmasına bozulurum açıkçası…

Adam, Kozan’ı, Kozanlıyı yaşamında topluca ilk kez görmesine karşın saptamasını kolayca yapıyor:

‘Elinizi taşın altına koyun!’

Kozanlının;

Elleri ceplerinde, bir türkü tutturmuş orta Anadolu’dan, umurunda mı dünya…

Sanki…

Sanki Kozan’ın böyle olmasındaki, bu günkü ağır koşulları yaşamasındaki tek suçlu ‘ellerini taşın altına’ koymayan Kozan’da yaşayanlar. Kozan’dakiler ellerini taşın altına koyduklarında her sorun çözülecek. Kozan erince kavuşacak, gönenecek! Öyle mi?

Hangi siyasi partinin milletvekili ya da sözcüsü olursa olsun, bu tümceyi kullandığında; bu güne değin hep birilerinin kumandasında, onların dediğini yapabilen, kendi başına hiçbir anlam taşımayan, üretmeyen, düşünemeyen kuklalar topluluğu olarak görüyorum Kozanlıyı, Kozan’da yaşayanları!

Neden mi?

‘Ellerinizi taşın altına koyun!’ uyarısını aldığından dolayı!

Şu referandum öncesinde, ‘anayasa değişikliğine evet’ dedirtmek için Kozan’ı köy köy gezenler Kozanlıya yaşamlarını nasıl kazandıklarını ‘bir kez’ sorsalardı ya; sessiz sokaklar, araçlardan geçilmeyen caddeler, siftahsız dükkan kapatan esnaflar…

Her gelişlerinde aynı tümceyi yineleyen politikacılara sesleniyorum:

‘Kozan için ellerinizi taşın altına koyun artık! Yıllardır Kozan’da yaşayanların yalnız elleri değil, vücutları sorunların altında durmaktan perişan oldu! Böyle bir oy deponuzu düşünün artık!’

 

Öyleyse…

Kozan’ın, tarihinin en büyük durgunluğunu yaşadığını benimsemeyişler bile, son zamanlarda acı soluklar almaya başladı. Astım olmuş hastanın soluk almada zorluğu yaşamasını andıran biliş, uyanış, kanıksayış gibi…

Her kim, hangi pencereden bakarsa baksın, Kozan’ın neresinde hangi koşullarda yaşamış olursa yaşasın, pamuk ipliği kıvamında dayanaksız, cansız, edilgen bir piyasayla baş başa olduklarını görebiliyorlar artık ne yazık ki.(!)

Daha düne değin narenciye üreticisinin, pamuk üreticisinin, buğday üreticisinin, mısır üreticisinin sıkıntılarına dağlar kadar uzaktan bakanlar, anlamsızca sözler söyleyenler, siyasi iktidarların yalakalığı uğruna yanı başında olan gelişmelerden kendilerini soyutlayanlar, ağızları salyalanarak üreticiyi boğma amacıyla köşe başlarını tutmuş olanlar da olanları görebiliyor, etkilenebiliyorlar artık ne yazık ki…

‘Her koyun kendi bacağından asılır’ özsözünün(!) tersine, ‘dostlar alış-verişte görsün’ tümcesinin Kozan’da bıraktığı iz, her gün biraz daha boy sürüp; Kozan’ın tarımda yitirdiklerini bir bir önümüze seriyor.

Olanları görülüyor…

Kulak uğuldatan gelişmeleri duyuluyor…

Yaşamın tadından uzaklaştırıyor…

Öyleyse…

 

Serum var mı?

Yaz ayları yaklaşırken garip bir uyuşukluk çöker ya üzerimize.

Otururken bile sendeleriz, gözlerimiz kararır ya sessizce…

Suya doymayız, serinleticilerden kaçamayız ya kuraklıktan.

İşte o an içimde fırtınalar kopar. İşte o an yılanlar, çıyanlar…

Akrep sokmalar anılarımı işgale koşar…

Evet, ‘yılan, çıyan, akrep sokmaları anılarımı işgale koşar.’

Nisan ayının ortası… Üç-beş kişilik söyleşilerde duydum, akrep, yılan, çıyan toprağın yüzüne çıkmış… Hayvanları sevmeme karşın öldürücü olanlarının adını duyduğumda hep ürpermişimdir. Yine aynı ürpertiyle başbaşayım…

Kozan olsun, Kozan çevresi olsun adlarını yinelemek istemediğim hayvanlar bakımından oldukça varlıklı. Kozan Kalesinin eteklerinde oturanlar bu hayvanlarla içiçe olmalarına karşın tedirginliklerini gizlemek istemiyorlar.

Geçtiğimiz yıllarda, Devlet Hastanesi’nde SERUM olmaması nedeniyle yaşamlarını yitirenler olduğunu bilmemden dolayı tedirginliğim biraz daha kabarık.

İçime çöken uyuşukluk belki de biraz ondandır…

Şu an bir hayvan sokmasına karşı Devlet Hastanesi’nde SERUM olup-olmadığını bilmeyişimdendir.

Kim aynı koşullarda değil ki?

Sorsak, acaba SERUM var mıdır?

110417

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP