Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

Türkiye yanarsa!

Kaç dil bildiğin umurumda değil.

Kaç renge sahip olduğun da…

Benim için asıl mesele; insan olup olmadığındır.

İnsanları diliyle, kimliğiyle, mezhebiyle ya da ten rengiyle değil; vicdanıyla, ahlakıyla ve adalet duygusuyla değerlendiririm.

Özgürlüğe düşmansan, aynı memeden süt emmiş olmamızın ne anlamı var?

Bağımsızlığa sırtını dönmüşsen, aynı köyde doğmuş olmamız neyi değiştirir?

Komşun açlıktan yaşam mücadelesi verirken, sen servetin içinde saltanat sürüyorsan, bunun insanlıkla bağdaşan hangi yanı vardır?

Unutma…

Sen de toprağa gideceksin.

Senden olmayan da…

Toprak, üzerinde yaşayan insanların ortak vicdanı kadar cennet; ortak nefreti kadar cehennemdir.

Eğer ortak idealimiz insanlıksa, farklılıklarımız zenginlik olur.

Ama ortak idealimiz yoksa, her farklılık çatışmanın bahanesine dönüşür.

İnsanlıksa hedefin, gerisi teferruattır.

Türkiye Yanarsa

Bir devlet de tıpkı bir cisim gibi kendi dengesi üzerinde ayakta durur. Fizikte merkezkaç kuvveti eksenden uzaklaştıkça parçalanma riski artar. Devletlerin tarihinde yaşanan büyük yıkımların önemli bir bölümü de siyasal, ekonomik ve toplumsal dengenin bozulmasının sonucudur.

Eksen kayarsa yalnızca iktidarlar sarsılmaz; bedelini bütün toplum öder.

Yanlış yönetimler kriz üretir, krizin yükünü ise halk taşır.

Türkiye Cumhuriyeti yüz yılı geçen tarihinde birçok kez bu tür kırılmalar yaşamıştır.

Bugün de benzer bir yol ayrımındadır.

Bu nedenle yapılması gereken; slogan üretmek değil, bilimsel düşünceyle hareket etmektir.

Bir olguyu yalnızca kendi içinde değil; tarihsel, ekonomik, sosyal ve uluslararası koşullarıyla birlikte değerlendirmek zorundayız.

Cımbızlanmış bilgiler üzerine kurulan siyaset, doğru sonuç vermez. Yanlış teşhisin doğru tedavisi olmaz.

1950 sonrasında uygulanan birçok ekonomi ve yönetim politikası Türkiye’yi üretimden uzaklaştırmış, dışa bağımlılığı artırmış ve toplumsal dengeleri zayıflatmıştır.

Bugün yaşanan ekonomik krizler, işsizlik, göç, eğitimdeki nitelik kaybı ve toplumsal kutuplaşma birbirinden bağımsız değildir. Aynı yanlış tercihler zincirinin sonuçlarıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı günlük tartışmalar değil, uzun vadeli bir kalkınma programıdır.

Bunun temel başlıkları açıkça ortadadır.

Birincisi; üretimdir.

Üretmeyen bir ekonomi bağımsız olamaz. Tarımda, sanayide ve yüksek teknolojide yeniden planlı üretime geçilmelidir.

Türkiye tüketen değil, üreten bir ülke olmak zorundadır.

İkincisi; göç ve istihdamdır.

İşsizlik yalnızca ekonomik bir sorun değildir; aynı zamanda sosyal çözülmenin de nedenidir. İnsanları doğdukları topraklarda onurlu bir yaşam kurabilecekleri koşullar oluşturulmalıdır.

Üçüncüsü; örgütlü toplumdur.

Örgütsüz toplumlar kendi kaderlerini belirleyemez. Demokratik katılımın güçlenmesi, sivil toplumun ve meslek örgütlerinin özgürce faaliyet gösterebilmesi, sağlıklı bir demokrasinin temel şartıdır.

Dördüncüsü; eğitimdir.

Eğitim ezberleyen değil düşünen, sorgulayan, üreten bireyler yetiştirmelidir. Mesleki planlama ülkenin ihtiyaçlarına göre yapılmalı; bilim, teknoloji ve üretim odaklı bir eğitim sistemi kurulmalıdır.

Bu dönüşümün omurgası ise kırsal kalkınma ve kırsal dönüşüm projeleri olmalıdır. Köy yeniden üretimin merkezi hâline gelmeden Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı güçlenemez.

Beşincisi; toplumsal barıştır.

Anadolu’nun binlerce yıllık kültürünü oluşturan bütün yurttaşların hak talepleri; hukuk devleti ilkesi, eşit yurttaşlık anlayışı ve karşılıklı saygı temelinde değerlendirilmelidir. Toplumsal huzur, korkuyla değil adaletle sağlanır.

Bugün konuştuğumuz enflasyon, yoksulluk, işsizlik ve kutuplaşma; birbirinden kopuk sorunlar değildir. Aynı sistemsel krizin farklı yüzleridir.

Türkiye, günü kurtaran politikalarla değil; akıl, bilim, üretim ve hukuk temelinde hazırlanmış ulusal bir kalkınma programıyla geleceğini yeniden inşa etmek zorundadır.

Çünkü Türkiye yanarsa, o yangın hiçbir siyasi görüşü ayırmaz.

Aynı ateş hepimizi yakar.

Geride ise yalnızca başkalarının çıkarları uğruna savrulan küller kalır.

Bu nedenle mesele bir partinin değil, bir milletin geleceğidir.

Doğruyu savunmak, aklı ve bilimi rehber edinmek; yalnızca siyasi bir tercih değil, tarih önünde taşınan ortak bir sorumluluktur.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER