Seyahatin önündeki tek engel kapının eşiğidir.
Bosna Atasözü
Muğla – Milas’ın Bafa Köyü yetmedi. On iki yaşımda çıktım gurbet ellere. Yaşamım boyu yurt içinde ve dışında gezdim durdum.
İzmir, Ankara, İstanbul gibi kentler yetmedi; 1971 başında ver elini Avusturya – Viyana. Oradan yukarıya Stockholm’e… Şimdi Güney İsveç’te Skåne bölgesini dolaşıyorum. Burası benim elli iki yıl önce yerleştiğim İsveç’in 3. Büyük kenti Malmö’nün de yer aldığı bölge. Vikinglerin, Danimarkalıların ve hatta Hunların yaşadığı yerler…
Güney İsveç’te Skåne bölgesinin toplu taşımacılığını Skånetrafiken isimli bir kuruluş yönetiyor. Skånetrafiken her yıl 15 Haziran – 15 Ağustos aylarında 595 İsveç Kronu karşılığında “Yaz Kartı”veriyor. Bu kartla bu tarihler arasında tüm Skåne’de serbest dolaşım hakkınız oluyor. Yanınızda 20 yaşından küçük iki kişiyi daha götürebiliyorsunuz.
Komşu bölge Blekinge için bu fiat 695 kron. Kroneberg için 845 kron.
Kısacası 595+695+845=2135 kron ödeyerek İsveç’in güneyini iki ay boyunca hallaç pamuğu gibi atabilirsiniz.
Ben sadece Skåne’yi gezmeye bile yetişemeyeceğimi düşündüğümden ve bu bölgede her yere mükemmel bir demiryolları ve otobüs ağları ile bağlanan İsveç’in en büyük kenti Malmö’de oturduğumdan kendi bölgem Skåne’yi seçtim. 595 kronla bölgedeki tüm kentlere, köy ve kasabalara istediğim kadar gidip gelebiliyorum.
Bu kart olmadan gezebilmek artık oldukça zor. Ulaşım pahalı. Şirketler müşteri artınca fiyatları yükseltiyor. Ucuz bilet bile artık vatandaşa pahalı geliyor. O bakımdan bu biletler gezmeyi sevenler için büyük olanak.
Özellikle gençler için gezip görmek çok önemli.
Bizim gençliğimizde gezmek görece ucuzdu. Otostop yapmak kolaydı.
Bu bölge kartlarıyla sabah erken evden çıkıp geç vakit geri dönmeniz mümkün. Yaz günleri de uzun mu uzun. Günlük gezileriniz oldukça yorucu ama doyurucu oluyor. Üstelik akşam nerede yatacağım derdi yok.
Eskiden çok ucuza kaldığımız, jugend herberge, youth hostel, vandrarhem gibi isimlerle anılan gençlik konaklama yerleri vardı. Hatta bir uyku tulumu ile parklarda bile yatıveriyorduk. Bir keresinde Almanya’nın bir yerlerinde akşam vakti jugend herberge’ye gittim. Yer yokmuş. Ben de bahçesinde uyku tulumunda uyudum. Hiç kimse, “sen burada uyuyamazsın” dememişti. Şimdi artık en ucuz konaklama yeri 50 avrodan başlıyor.
Artık “yurttaş ucuza gezsin, ucuza yatabilsin, ucuza yiyebilsin” devri bitti.
Altta kalanın canı çıksın devri başladı. Sineğin yağını çıkarıyorlar.
Gezmek özellikle tüm öğrenciler için çok önemli ama maddi durumu iyi olmayanlar için çok güç.
Emekliler için de öyle. Aileler için de…
Ama ne olursa olsun hepimiz için ama özellikle öğrenciler için atasözümüz, “Çok yaşayan değil çok gezen bilir” önemli. Dünyayı tanımanın yolu gezmekten geçiyor. Yalnız dünyayı mı? Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen insanları da tanıyoruz. Serüvenlerimiz oluyor, deneyim kazanıyoruz.
Şimdi düşünüyorum da gezilerde ne güzel insanlarla tanışmışız… O zamanlar her ülkede devrimciler, hippiler, kafa dengi, paylaşımcı, dayanışmacı insanlar çoktu. Hemen her kentte birbirimizi bulabileceğimiz mekanlar vardı. Kafamızı açan dostlar buluyorduk kolaylıkla. Kalacak yer, yemek vs ayarlanıyordu bir şekilde. Hiç kimse bulamadıysanız doğru tren istasyonuna… Türkler oralarda toplanırlardı. Birbirimizi hemen tanır 50 yıllık dost gibi oluverirdik. Hoş, beş, nerelisin muhabbetinden sonra, “bana iş, aş, ev lazım” dersiniz mutlaka birileri çözüverirdi sorunu.
Zaten on parmağımda on marifet vardı. Reklam afişi yapıştırıcısı, reklam dağıtıcı, bulaşıkçı, temizlikçi, cam silicisi, pizza pişirici, aşçı, şoför… Ne olursa yaparım abi durumu yani.. Daha sonra tercümanlık, gazetecilik ve yazarlığı da kattık listeye…
Ama bir müzik aleti çalabilmeyi isterdim. O işi bilenler canları istediği zaman oturuyorlar bir köşeye başlıyorlar tıngırdatmaya… Gelen geçen para atıyor… Yıldırım Özkaraman bunlardan biri. Ünlü müzisyenimiz Udi Kadri Şençalar’ın torunu…
Yıldırım ve arkadaşı Necati metro girişlerinde gitar çalıyorlardı. Necati de müthiş bir ses vardı. İsveç’e yerleştiler. Necati Stockholm’ün eski semti Gamlastan’da bir gece kulübü açtı. Şimdi nerelerde bilmiyorum. Yıldırım da bilmiyor. Yıldırım başka işler de yaptı ama müziği bırakmadı. Şimdi Marmaris kulüplerinde gitar çalıyor. Aslında çok iyi ud da çalıyor. Annesiyle videoları var; Yıldırım ud çalıyor annesi söylüyor; dinlemeye doyamazsınız.
Gezilerinizde bazen sokakta kaldığınız da olur kuşkusuz. Bir keresinde bir parkın kuytu bir yerine serdim uyku tulumunu, tam uyuyacağım, uzun saçlı, sakallı, koyun postu ceketli bir delikanlı geldi. “Sen burada yatarsan seni polis götürür” dedi. “Ne yapsam, var mı buralarda ucuz bir yatacak yer?” Çocuk, “istersen bende kal, yarın düşünürüz” dedi. Yolda bir de Japon bulduk. O gece onda uyuduk.
Ertesi gün Stockholm tren garında Taksi Şoförü Sabahattin ile tanıştık. İsveç’in ilk komünistlerindenmiş. Evine götürdü. Mutfağa yatak yaptı, o gece orada yattım. Evliydi. Hep birlikte kahvaltı ettik. Sonra beni başka komünistlerle tanıştırdı… Samimi olduk. Tüm Türkleri tanır, yardım ederdi. Deniz Harp Okulu’ndan terkti. O sıralarda permi ile matbaa götürme işi vardı. Epeyce para kazandı, Türkiye’ye göçtü.
Bir süre sonra döndü. Ama aaaa, arkadaş kadın olmuş. Bizim boylu postu Şoför Sabahattin olmuş boylu poslu ŞOFÖR SABAHAT… Karısından boşandı. Yugoslav bir adamla evlendi. Sonra duydum ki, hastalanmış, ölmüş. Gençti daha… Ne insanlar, ne yazgılar…
1974 yazı olmalı. Otostopla Stockholm’e gidiyorum. Almanya’da bir ara Alman bir çocukla seyahat ettik. Kuzey Almanya’da bir yerlerde ayrılırken bana bir 50 mark uzattı. “Ne bu?” dedim. “Bende biraz para var; sende hiç yok. Al bunu lazım olur” dedi. Ne kadar sevinmiş ve takdir etmiştim. Hala unutmam.
Bir de İngiliz bir motosikletliyle seyahatimiz var… Oto değil motostop yaptım yani. Stockholm’de bir kız arkadaşım vardı. İngiliz ile üç beş gün onda kaldık. Birlikte gezdik kendi.
Yola çıkmak her zaman mümkündür. Hiçbir yere gidemiyorsak en yakınımızdaki dağı bayırı, parkı, ormanı, müzeyi gezebiliriz. İnsan kendi köyünün, sokağının, semtinin bile hiç ayırdına varmadığı noktalarını görebiliyor.
O nedenle fırsatı yakalamışım Malmö’de; sabah kalktığım gibi vın!
Nereleri gezdim, nereleri…
Daha çok Vikinglerin ve Hunların izini sürüyorum.
Geçenlerde Stockholm’den İsveç’teki en gezginimiz Mehmet Öget geldi. On gün onunla dolaştık. Mehmet sıkı çalışır, parayı biriktirir, dünyada gitmediği yerleri araştırır, PIRRRRR!
Bu pahalılıktan o da şikayetçi. Mutlaka parayı denkleştirip güzel bir karavan almak istiyor. Bir de sağlam bir maaşla emekli olmayı başarırsa aşk olsun Mehmet’i tutabilene…
Gezdiği yerlerin fotoğraflarını paylaşır dostlarıyla. Bir de gelir getirecek bir Youtube kanalı açabilse…
Ben de elimden gelince gezmeyen görmeyen, bilmeyenler için aktaracağım gezi notlarımı.
Ne demiş Hoca Nasreddin? “Bilenler bilmeyenlere”…
Görenler görmeyenlere anlatsın.
Nereden başlayacağım?
Herhalde Mehmet ile dolaştığımız yerlerden…
Ben yazarım; onun çektiği fotoğrafları da koyarız.
MİS!
Çok yakında bu köşede!..






























