Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

Gün geldiğinde Anadolu

Burası Anadolu…

Sessizliği zayıflık sanılan, sabrı teslimiyet diye yorumlanan kadim bir yurt. Toprağının tozu da, suyunun akışı da, insanının alın teri de binlerce yıllık bir hafızayı taşır.

Anadolu; misafirini bağrına basar, ekmeğini bölüşür, derdini paylaşır.

Ama ekmeğine, emeğine, onuruna ve özgürlüğüne uzanan eli de unutmaz.

Anadolu’nun tarihinde bunun sayısız örneği vardır. İşgaller, darbeler, yoksulluklar ve baskılar gelip geçmiştir.

Fakat bu toprakların insanı, gün geldiğinde yeniden ayağa kalkmasını bilmiştir.

Çünkü Anadolu’nun mayasında korku değil, direnç vardır.

Bugün de ülkemizin en büyük ihtiyacı; birbirini düşman gören değil, ortak geleceğini birlikte kuran bir anlayıştır.

Siyaset; insanı ayrıştırmanın değil, insanın yaşamını kolaylaştırmanın aracıdır. Devlet; vatandaşına hükmetmek için değil, ona adalet, güven ve eşit fırsat sunmak için vardır. Demokrasi ise sadece sandığa gitmek değil; hukukun üstünlüğünün, ifade özgürlüğünün ve liyakatin egemen olduğu bir yaşam biçimidir.

Anadolu’nun bereketi yalnızca toprağında değildir. Bereket; alın terinde, üretiminde, dayanışmasında ve paylaşmasındadır. Ne var ki tarih boyunca bu bereketten pay almak isteyenler çok olmuştur. Kimi dışarıdan, kimi içeriden… Kimi açıkça, kimi dost görünerek…

Çıkar uğruna dikeni gül, gülü diken göstermeye çalışanlar eksik olmamıştır. Ancak hiçbir çıkar hesabı, halkın vicdanından daha güçlü değildir.

Anadolu susmasını bilir. Ama suskunluğu çaresizlik değildir. O sessizlik; zamanı geldiğinde sel olup akacak iradenin birikimidir. O yüzden bu topraklar gerektiğinde Köroğlu’nun başkaldırısını, Dadaloğlu’nun özgürlük türküsünü, Kuvâ-yi Milliye’nin direniş ruhunu yeniden hatırlar.

Çünkü özgürlük, bu topraklarda sadece bir kelime değil; uğruna bedel ödenmiş bir mirastır.

Aşağı düşmekten korkanlar, çoğu zaman kendilerine güvenmeyenlerdir.

İnancına, değerlerine ve halkına güvenen insanlar ise karanlığın en koyu anında bile güneşe yürümekten vazgeçmezler. Güneş, karanlıkla kavga ettiği için değil; yaşamı sürdürebilmek için doğar.

İnsan da ancak başkalarının yaşamını güzelleştirebildiği ölçüde anlam kazanır.

Bu nedenle siyasetin de tek ölçüsü insan olmalıdır.

Makamlar gelip geçer, iktidarlar değişir, isimler unutulur.

Fakat adaletle yönetilen bir ülke, üreten bir ekonomi, özgür bireyler ve örgütlü bir toplum geleceğe kalır.

Bizim hedefimiz de budur: Kişilere değil ilkelere bağlı, hukukun üstünlüğünü esas alan, emeğin değer gördüğü, gençlerin umutla yaşadığı, emeklilerin insanca geçinebildiği, çiftçinin toprağını terk etmediği, işçinin alın terinin karşılığını aldığı, kadınların ve çocukların güven içinde yaşadığı bir Türkiye.

Çünkü bu ülkenin gerçek sahibi; alın teriyle yaşayan, üreten ve geleceğine sahip çıkan halktır.

Ve unutulmamalıdır ki…

Gün geldiğinde Anadolu yine konuşacaktır.

Konuştuğunda yalnız kendi kaderini değil, geleceğini de yeniden yazacaktır.

Çünkü Anadolu’nun en büyük gücü toprağı değil, insanıdır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER