Bugün, Türk milletinin hafızasına destan olarak kazınan 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52’nci yıl dönümündeyiz.
Türk tarihinin unutulmaz sabahlarından biriydi 20 Temmuz 1974.
Saatler sabah beşi gösterirken, Kıbrıs semalarında paraşütler açılıyor, çıkarma gemileri Girne kıyılarına yaklaşıyor, yıllardır ölüm korkusuyla yaşayan Kıbrıs Türkü ise gözyaşları içinde tek bir cümleyi tekrarlıyordu: “Geldiler…”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, o anı yıllar sonra şöyle anlatacaktı: “Allah’ım… Geldiler… Gökten iniyorlar… Yağmur gibi…”

İşte o sabah, yalnızca bir askerî harekât başlamadı.
Türk milletinin hafızasına kazınacak bir destan yazıldı.
Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca Türk, nefesini tutmuş radyoların başındaydı…

O günlerden sonra herkes ona tek bir isimle seslenecekti: KARAOĞLAN…

Meydanlarda söylenen marşlar ve radyolardan yükselen haberler, yalnızca bir askerî başarıyı değil, bir milletin ortak heyecanını anlatıyordu.
ARADAN 52 YIL GEÇTİ…

Ancak Kıbrıs meselesi hâlâ kapanmadı.
Bugün Avrupa Parlamentosu’nda yeni kararlar alınıyor.
Birleşmiş Milletler’de yeni raporlar hazırlanıyor.
Rum ve Yunan lobileri dünyanın dört bir yanında kendi tezlerini anlatmaya devam ediyor.
Kıbrıs Türk tarafı ise, sesini uluslararası kamuoyuna daha güçlü duyurabilmek için yeni girişimlerde bulunuyor.
Bugün Kıbrıs’ta birçok sivil toplum kuruluşu ve düşünce insanı, tarihî gerçeklerin Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler ve uluslararası kamuoyuna daha güçlü anlatılması gerektiğini savunuyor.
Avrupa Parlamentosu üyelerine ve uluslararası kuruluşlara gönderilen açık mektuplar ile elektronik posta kampanyaları da bu çabanın bir parçası olarak görülüyor.
Bu yazı dizisi de, belgeler ışığında bu tartışmaya mütevazı bir katkı sunmayı amaçlıyor.
Çünkü bugün verilen mücadele artık yalnızca cephede değil…
Diplomasi masasında, uluslararası hukukta, medyada ve dünya kamuoyunda da sürüyor.
İşte tam da bu nedenle…
Yarım asrı aşan gazetecilik arşivimi bir kez daha açıyorum.
ÜÇ GÜN BOYUNCA;

Kanlı Noel’den başlayarak 20 Temmuz 1974’e uzanan süreci,
Makarios, EOKA, EOKA-B ve Enosis’in bilinmeyen yönlerini,
Türkiye’nin Garanti Antlaşması’ndan doğan hukukî haklarını,
Rauf Denktaş ve Dr. Fazıl Küçük ile yaptığım görüşmeleri, Kıbrıs ziyaretlerimde tuttuğum notları, uluslararası belgeleri, gazetecilik arşivimde bugüne kadar sakladığım fotoğrafları ve yıllardır eksik anlatıldığını düşündüğüm birçok ayrıntıyı sizlerle paylaşacağım.

Bu yazı dizisi, tarihî olayları belgeler, tanıklıklar ve yarım asrı aşan gazetecilik arşivimin ışığında yeniden değerlendirme çabasıdır. Nihai hükmü ise her zamanki gibi değerli okurlarım verecektir.






























