Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

Kendine güvenin yoksa, uzanacağın çukur hazır!

Tarih, yalnızca yaşanan olayların değil, o olaylar karşısında gösterilen iradenin de toplamıdır. İnsanlar gibi toplumlar ve siyasi hareketler de zor zamanlarda ortaya koydukları dirençle varlıklarını sürdürürler. Kendine güvenmeyenler ilk fırtınada savrulur; inancı ve mücadele azmi olanlar ise en sert rüzgârları bile aşmasını bilir.

1970’li yılların başı Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden biriydi. 68 Kuşağı ağır darbeler almış, Mahir Çayan ve arkadaşları katledilmiş, Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edilmiş, İbrahim Kaypakkaya işkenceler altında yaşamını yitirmişti. Binlerce genç cezaevlerine doldurulmuş, işkencelerden geçirilmişti. Ülke, askeri müdahalenin gölgesinde nefes almaya çalışıyordu.

Böyle bir dönemde Kozan’da yaşamak ise ayrı bir zorluktu. Sosyalist olmayı bırakın, CHP’li kimliğinizle bile sokakta rahat dolaşamıyordunuz. Ancak tarih, korkunun değil cesaretin yazdığı bir kitaptır.

İki kardeşim ve üç arkadaşımla birlikte başlattığımız mücadele kısa sürede büyüdü. Bir yıl içerisinde Kozan’ın siyasi dengeleri değişti. Ardından uzun ve zorlu bir mücadele dönemi başladı. Yüzlerce genç, yüzlerce yurtsever ve devrimci bu süreçte mücadele içinde çelikleşti. Çünkü baskı insanı ya teslim alır ya da güçlendirir.

1980 yılına gelindiğinde Türkiye yeni bir kırılmanın eşiğindeydi. 24 Ocak kararları açıklanmış, emekçilerin haklarına yönelik saldırılar yoğunlaşmıştı. O günlerde sendika genel başkanı olarak görev yapıyordum. ÇUKOBİRLİK’te yönetim değişmiş, yeni yönetimin ilk işi işçi çıkarmak olmuştu.

Sessiz kalamazdım.

Uzun değerlendirmeler yaptım. Sonunda kararımı verdim. ÇUKOBİRLİK’in üretim düzenini durduracak bir toplu vizite eylemi örgütleyecektik. Bana “Yapamazsın” diyenler oldu. Başaramayacağımı söylediler. Ama mücadele, inanmakla başlar.

Toplantılar yaptık. Baskılar arttı. Hakkımda arama kararı vardı. Son toplantımızda bina kuşatıldı. Yakalanmam halinde her şey sona erebilirdi. Buna rağmen geri adım atmadım.

Ve sonuçta 852 çalışan aynı anda toplu vizite aldı.

Bir gün sonra yönetim masaya oturmak zorunda kaldı. İşçi kıyımı durduruldu. Bununla da kalmadı; yaptığımız ek sözleşmeler sayesinde keyfi işten çıkarmalar büyük ölçüde engellendi. Binlerce emekçinin geleceği güvence altına alındı.

O gün kazanılan haklar sayesinde insanlar yıllarca çalıştı, emekli oldu ve yaşamlarını kurdu.

Bütün bunları neden anlatıyorum? Çünkü bugün CHP hakkında yapılan karamsar değerlendirmeler bana geçmişte yaşadığımız benzer süreçleri hatırlatıyor.

2023 seçimlerinin ardından ortaya çıkan yenilgi psikolojisi, sağlıklı bir öz eleştiri yerine umutsuzluk üretmeye çalıştı. Oysa toplumun derinliklerinde yaşanan değişimi görenler farklı düşünüyordu. Nitekim 2024 yerel seçimlerinde CHP Türkiye’nin birinci partisi oldu ve tarihî bir başarı elde etti.

Bugün de benzer bir propaganda yürütülüyor. CHP’nin kendi iç tartışmalarından hareketle 2028 seçimlerini kaybedeceği iddia ediliyor. Ancak bu değerlendirmeleri yapanlar CHP’nin sosyolojik karakterini tanımıyorlar.

CHP yalnızca bir siyasi parti değildir. CHP; Kuvayı Milliye ruhunun, Cumhuriyet devriminin, demokrasi mücadelesinin ve halkçı geleneğin taşıyıcısıdır. Bu hareketin kadroları kolay zamanların değil, zor dönemlerin insanlarıdır.

Gerçek CHP’liler saksıda yetiştirilen çiçekler değildir.

Onlar hayatlarını çoğu zaman uçurum kenarlarında sürdürmüş, baskılar karşısında geri çekilmek yerine mücadele etmeyi öğrenmiş insanlardır. Farklı düşünceler bu hareket için bir ayrılık nedeni değil, mücadeleyi zenginleştiren bir güç kaynağıdır.

Bu nedenle hiçbir gerçek CHP’li partisinin bölünmesini istemez. Tartışır, eleştirir, hesaplaşır; ancak günü geldiğinde ortak hedefte birleşmeyi bilir.

2028 seçimlerine giderken yapılması gereken şey birbirimizi tüketmek değil, halkın sorunlarına yönelmektir. Yoksulluğa, adaletsizliğe, işsizliğe ve demokrasi eksikliğine çözüm üretmektir. Çünkü seçimleri kazandıran şey dedikodular değil, halkın güvenidir.

Bizler yaşamın sarp kayalarında birlikte yeniden doğduk.

Bugün de aynı kararlılıkla halkımıza gideceğiz. Onların umutlarını büyütecek, demokrasiyi yeniden güçlendirecek ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını özgürlük, hukuk ve sosyal adalet temelinde inşa edeceğiz.

Tarih boyunca olduğu gibi bugün de biliyoruz ki; kendine güvenin yoksa uzanacağın çukur hazırdır.

Ama kendine, halkına ve mücadelene güveniyorsan; en derin uçurumlar bile aşılır, en büyük zaferler kazanılır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER