Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir




Mekin ŞAHİN
Mekin ŞAHİN

Sonbaharda uçuşan yapraklar

Doğa, kendi yasalarıyla konuşur. İlkbaharda filiz veren yaşam, sonbaharda yapraklarını dökerek yeni bir döngünün hazırlığını yapar. Dışarıdan bakıldığında dökülen yapraklar bir sonu anlatır. Oysa doğanın diyalektiğinde her son, aynı zamanda yeni bir başlangıcın zeminidir. Yaşam, çelişkiler içinde ilerler; doğar, gelişir, olgunlaşır ve biçim değiştirerek yoluna devam eder.

Toplumlar ve siyasal kurumlar da bu diyalektik yasadan bağımsız değildir. Her siyasal hareket kendi içinde çatışmalar yaşar; kimi zaman güçlenerek yol alır, kimi zaman ise çözülme ve yeniden yapılanma süreçlerine girer. Tarih, bu dönüşümlerin sayısız örneğiyle doludur.

Cumhuriyet Halk Partisi de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesinin siyasal temsilcisi olarak yalnızca bir parti değil, aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin önemli kurumlarından biridir. Yaklaşık bir asırlık geçmişi boyunca yasaklar, kapatılmalar, bölünmeler ve yeniden kuruluşlar yaşamış; her defasında farklı koşullarda yeniden siyasal hayattaki yerini almıştır. Bu yönüyle CHP’nin tarihi, yalnızca seçim başarıları ya da başarısızlıklarından değil, aynı zamanda kurumsal dirençten de oluşmaktadır.

Ancak 2010 sonrasında başlayan siyasal ve örgütsel tartışmalar, bugün çok daha farklı bir noktaya ulaşmıştır. İlk dönemlerde siyasal çizgi ve yönetim anlayışı ekseninde yürüyen tartışmalar, zamanla kişisel liderlik mücadelelerinin gölgesinde kalmıştır. İdeolojik farklılıkların yerini giderek kişisel hesaplaşmalar, karşılıklı suçlamalar ve örgütsel güç mücadelesi almıştır.

Bugün yaşanan sorun tam da burada düğümlenmektedir. Siyasal rekabet, ortak değerler üzerinden yürümek yerine, tarafların birbirini meşruiyet dışına itmeye çalıştığı bir mücadeleye dönüşmektedir. Kullanılan dil sertleşmekte; sosyal medya, dijital iletişim ağları ve örgüt içi haberleşme kanalları, uzlaşmanın değil kutuplaşmanın araçları haline gelmektedir.

Bilgi çağında savaşların biçimi değişmiştir. Artık yalnızca cephelerde değil; algılar, iletişim ağları ve psikolojik üstünlük üzerinden de mücadele yürütülmektedir. Devletler arasındaki çatışmalarda görülen bu yöntemlerin benzerleri, siyasal partilerin iç mücadelelerinde de etkisini göstermektedir. Bilginin yönetimi, örgütlenmenin kontrolü ve iletişim kanallarının kullanımı, siyasal üstünlüğün temel araçlarından biri haline gelmiştir.

Bu çerçevede CHP içinde kullanılan kurumsal iletişim sistemleri de tartışmaların merkezine taşınmaktadır. Partiye ait haberleşme ağlarının, tüm üyelere eşit mesafede durması gerekirken, bunların belirli siyasi eğilimlerin propagandasına hizmet ettiği yönündeki eleştiriler, parti tabanında güven sorununu büyütmektedir. Kurumsal mekanizmaların tarafsızlığına ilişkin oluşan her kuşku, yalnızca yönetime değil, doğrudan parti kültürüne zarar vermektedir.

Asıl tehlike ise karşılıklı sert söylemlerin partiyi ortak hedeflerinden uzaklaştırmasıdır. Rakip siyasi partilerle mücadele etmek yerine enerjisini kendi içinde tüketen bir yapı, zamanla toplumun umut bağladığı bir alternatif olma özelliğini de kaybetmeye başlar. Çünkü siyasal partilerin gerçek gücü yalnızca yöneticilerinden değil, üyelerinin ortak aidiyet duygusundan beslenir.

Bugün gelinen noktada CHP tabanı önemli bir yol ayrımındadır. Bir tarafta öfkeyle hareket ederek yeni arayışlara yönelme eğilimi, diğer tarafta ise “kurumu terk etmeden mücadele etme” anlayışı bulunmaktadır. Uzun yıllarını partiye vermiş birçok üye, belediye başkanı ve milletvekili açısından mesele yalnızca mevcut yönetim tartışması değildir; Cumhuriyet’in kurucu partisinin geleceğinin nasıl şekilleneceği sorusudur.

Önümüzdeki süreç, CHP açısından sıradan bir iç tartışma dönemi olmayacaktır. Alınacak kararlar yalnızca bugünkü yöneticileri değil, partinin gelecek yıllardaki siyasal kimliğini de belirleyecektir. Kimin haklı olduğuna ise yalnızca parti içi dengeler değil, en sonunda millet ve sandık karar verecektir.

Sonbaharda ağaçtan kopan her yaprak, aynı kaderi paylaşmaz. Kimisi toprağa karışarak yeni bir yaşamın mayası olur, kimisi ise rüzgârın önünde savrulup kaybolur. Siyasette de böyledir. Kurumunu, ilkelerini ve toplumsal bağını koruyan hareketler yeniden filizlenebilir; kişisel hesaplaşmaların esiri olanlar ise tarihin rüzgârında savrulmaya mahkûm olur.

Asıl soru şudur: CHP, dökülen yaprakların ardından yeniden baharı karşılayacak köklü bir çınar olmayı başarabilecek midir; yoksa sonbaharın rüzgârında dallarından kopan yapraklar gibi kendi tarihinden uzaklaşacak mıdır?

Bu sorunun cevabını zaman değil, parti üyelerinin iradesi ve milletin vicdanı verecektir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER